
2008 kışı, karlı bir İstanbul günü. !f'teki iki filmim arasındaki boşluğumda, ödül sezonunun en merak ettiğim filmlerinden birini izliyorum: There Will Be Blood, izlediğim ilk Paul Thomas Anderson filmi oluyor. Daniel Day-Lewis, Daniel Plainview. O gözünü hırs bürümüş adam. Jonny Greenwood. O müzik, o sesler. Brahms'ın keman konçertosu. Petrol. O gergin, o epik hikâye. Öylesine etkileniyorum ki, festival haftası olmasına aldrıış etmeden, birbiri ardına izliyorum: Magnolia, Boogie Nights, Punch-Drunk Love. Bir hafta gibi bir sürede, bir Paul Thomas Anderson hayranı olup çıkıyorum. Geçen yıllar, hatta hiç sevmediğim Inherent Vice bile yok edemiyor PTA sevgimi. Her yeni filmi için sinemaya koşuyorum. En sevdiğim yönetmenleri sayarken, adını Bergman ve Cuarón'un yanına koyuyorum. "En sevdiğim film diye bir şey yok, sürekli değişen bir en sevdiğim filmler listem var." deyip dursam da, o listenin değişmezinin Magnolia olduğunu fark ediyorum. Yıllar içinde çok sevdiğim iki insanla, iki kez daha izliyorum Magnolia'yı; bundan sonra da çok seveceğim herkesle bir kez daha izleyeceğime dair söz veriyorum kendime. Licorice Pizza'nın fragmanını izlediğimde, çok daha kişisel bir hikâye olduğunu anlamak zor olmuyor. PTA filmlerine benzemiyor sanki. Hayal kırıklığına uğrayacağım diye çok korkuyorum - uğramıyorum.
1973 yazı, San Fernando Vadisi. PTA, çocukluğunun geçtiği yere ve döneme taşıyor bu kez kamerasını. Çarpışan dev egolar, işlevsiz aileler, af dileme, gözünü hırs bürümüş karakterler, kadere ve yalnızlığa yenik düşmeler yerine, dünyanın en saf duyguları ve ilk aşkın güzelliği var bu kez başrolde. On beş yaşındaki Gary, yirmi beş yaşındaki Alana'ya vuruluyor. Zaman geçtikçe ve sahneler birbiri ardına eklendikçe, ikisinin beraber olmasının önündeki onlarca engelin ve yol ayrımının aslında onları bir araya getirecek şeyin ta kendisi olduğunu fark ediyoruz. Bergman Island'ın unutamadığım cümlesi geliyor aklıma: "İlk karşılaşmaları çok erken, ikincisiyse çok geç olmuştu.". Gary ve Alana'nın ilk karşılaşmasının çok erken olduğu belli. Daha kötüsü, sürekli birlikte olan, yolları sürekli kesişen, hatta paralel giden iki kişinin, ikinci bir karşılaşmasından söz etmek, o kırılma noktasının, her şey için çok geç olacak o geri dönülemez eşiğin neresi olduğunu kestirmekse oldukça güç.

Licorice Pizza (2021, Paul Thomas Anderson)
Gary ve Alana, aralarındaki yaş farkına rağmen aynı olgunlukta olmayı da aynı çocuklukta kalmayı başarıyorlar. Ayrık oldukları, ayrı kaldıkları, sorguladıkları, kafalarının karıştığı anlar oluyor. Fakat kısa kısa sahnelerde filmdeki onlarca yetişkini, sahteliklerini ve saçmalıklarını gözlemledikçe, kimsenin bir diğerinden daha olgun olmadığını ve meselenin yaş farkı ya da olgunluk farkı olmadığını anlıyoruz. Zamana ihtiyaçları var belki de sadece. İkisinin birbirine doğru koşması için önce ayrı yönlere doğru koşmaları, kaybolmaları, zigzaglar çizen yollarının yanlış anlarda kesişmesi ve belki hatta çarpışmaları gerekiyor. Dokunmadan sevmeyi öğrenmek, kalbini açmanın ya da kıskanmanın insanîliğinin farkına varmak, telefonda sessizce bekleyerek anlaşabilmenin değerini anlamak gerekiyor.
Aslı Ildır, filmle ilgili yorumunda "Bu filmde her şey önemli ve hiçbir şey önemli değil." demiş. Licorice Pizza'dan çıktığımda, adeta bir karakterler ve sahneler çorbası vardı aklımda, çoğu birbirinin yanında eğreti duran - licorice ve pizza gibi belki. Hiçbiri tek başına önem taşımayan, belki birkaç gün sonra aklımdan silinecek bu karakterler ve sahnelerin bütününün bende uzun süre kalacağınaysa eminim. Alana'nın kıskançlıktan yanıp tutuştuğu, Gary'nin arzularıyla savaştığı ya da Alana'nın sessizce kaldırımda oturduğu anların bütünü tek bir yerde düğümleniyor çünkü - farklı yönlere doğru koşarken kıskançlıkla, dokunma arzusuyla ya da sessizlikle yoğurulan ve büyüyen, sonunda çarpışmak ve iç içe geçmek için doğru zamanı bekleyen bir aşkın varlığında, aşkın saflığında...
★★★★½
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Paul Thomas Anderson'ın en yenisi, mutlu eden filmler, Kadıköy Sineması'nda uzun geceler, Uğurhan Topcuoğlu için haftanın en iyisi ve dahası...
23 Oca 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.
İLGİLİ OKUMALAR


