Like, Yorum, Tık, Fav… Sosyal Medyada Onaylanma ve Bağ Kurma Arayışı

Sosyal medyada görülmek ve beğenilmek sizin için de önemliyse yalnız değilsiniz. Sosyal medyada sunduğumuz benliğin olumlu dönüşler almasını ve sevilmesini birçoğumuz istiyoruz.
Like, Yorum, Tık, Fav… Sosyal Medyada Onaylanma ve Bağ Kurma Arayışı

“Beni gör, kocamı gör, gözlüğümü gör, ayaklarımı gör, karımın ayaklarını gör, otel odamızı gör, denizi gör, denizi bi de otel odamızın penceresinden gör, yediklerimizi gör, salatayı gördün mü gör, kızımı gör, oğlumu gör, havuzu gör, bikinimi gör (ama çok görme). Az okuduğum kitabımı gör, bardak gör, masamızı gör, araba gör, arabamızın içini gör, sen hiç ağaç görmemişsindir biraz ağaç gör, yolu gör, gör.” Karikatürist Cem Güventürk, tatil dönemlerinde Instagram’ı özetliyor bu tweet’iyle. Bizi sosyal medya konusunda bir bülten yazmaya iten de “sosyal medyanın zararları, sosyal medya ve bağımlılık” gibi hakkında sıklıkla yazılıp çizilen konulardan biraz sıyrılıp daha hayatın içinden bir noktaya temas etme isteği.

Neredeyse hepimiz sosyal medyada büyük ya da küçük biraz yer kaplıyoruz. Kimimiz aktif bir şekilde sosyal medyayı kullanıp attığı post veya tweet’lerle hayatını, deneyimlerini veya uzmanlığını paylaşıyor kimimiz yalnızca diğer insanların paylaşımlarını görmek için hesap açıyor. Gece uyumadan önce ve sabah uyandığımızda birçoğumuz sosyal medya hesaplarımızı kontrol ediyoruz. Kimimiz Twitter’a bakmadan uyuyamıyor, kimimiz biraz yüzüm gülsün diye TikTok’a sarılıyor. Sanal bir ortamda var olmak, orada beğenilmek, daha fazla reaksiyon almak bizim için neden önemli? Sosyal medyadaki kimliklerimizi neye göre oluşturuyoruz? Tüm bu sanal alem bir vitrin ve biz de orada kendimizi, düşüncelerimizi ve hayatlarımızı mı sergiliyoruz?

Dijital 2021 raporuna göre, dünyada 4.2 milyar kişi aktif olarak sosyal medya kullanıyor. Facebook, YouTube, WhatsApp, Facebook Messenger ve Instagram dünya genelinde en yaygın kullanılan sosyal medya platformları arasında yer alıyor. Türkiye’de ise nüfusun %70.8’i sosyal medyayı aktif olarak kullanıyor ve sosyal medyada geçirilen günlük ortalama süre 3 saate yakın. Ne kadar sosyal varlıklar olduğumuzu ve bağ kurma isteğimizin ne kadar güçlü olduğunu düşününce sosyal medyanın bu kadar kullanılıyor olması pek şaşırtıcı değil.

Neden Paylaşıyoruz?

New York Times tarafından düzenlenen bir kullanıcı araştırması, sosyal medya paylaşımlarının psikolojisine ışık tutmayı amaçlıyor. Bu araştırmaya göre sosyal medya paylaşımlarının arkasında 5 temel motivasyon yatıyor:

  1. insanlara değerli ve eğlenceli içerikler sunarak hayatlarını daha iyi hale getirme

  2. kendimizi insanlara tanıtma

  3. ilişki kurma ve sürdürme isteği

  4. kendini gerçekleştirme

  5. reklam ve marka tanıtımı yapma

Ergenlerin ve genç yetişkinlerin sosyal medya paylaşım alışkanlıklarına bakıldığında sosyal medyayı kullanma sebeplerinin, geleneksel iletişim kanallarını kullanma sebepleriyle benzerlik gösterdiği bulunuyor. Bu kişiler genellikle arkadaşlarıyla iletişimde kalmak, plan yapmak, insanları daha iyi tanımak ve kendilerini insanlara tanıtmak amacıyla sosyal medyaya yöneliyorlar. İnsanlarla etkileşim kurduğumuzda kendimizi dahil edilmiş ve değerli hissediyoruz. Sosyal medyada paylaşımda bulunurken temel motivasyonlarımızdan birinin, çok temel insani ihtiyaçlarımızdan biri olan bağ kurmakla ilişkili olduğu görülüyor.

Yaptığımız bir paylaşımla aslında insanlardan geri bildirim bekliyoruz ve bu geri bildirimin onaylanma olmasını arzuluyoruz. Sosyal medyada dikkati olumlu anlamda çekmek, beynimizin farklı bölgelerini etkiliyor. Bir araştırmaya göre Facebook, Twitter ve Instagram’da beğeni almak beynimizde ödül hormonu dopaminin salınımı ile ilişkilendiriliyor. Sosyal medya paylaşımı yapmanın bir sebebinin de olumlu geri bildirim almanın öz saygıya olan katkısı olduğu düşünülüyor. Olumlu geri dönüş almak, birçok kullanıcıyı daha fazla paylaşım yapma konusunda motive ediyor.

Kendimiz hakkında paylaşımda bulunmayı ve kendimiz hakkında konuşmayı seviyoruz. Sosyal medyada yüz yüze iletişimin aksine bir şey söylemeden önce durup istediğimiz kadar düşünme şansına sahibiz. Üstelik yine yüz yüze iletişimin aksine çok fazla sayıda insana çok kısa bir sürede ulaşabiliriz. Artık birçoğumuz, hayatımızdaki özel ve önemli günleri sosyal medyada paylaşmadığımızda neredeyse o anları yaşanmış saymıyoruz. Mezuniyet gününde, düğünde veya doğum günü kutlamalarında sırf sosyal medyada paylaşmak için fotoğraf çekiyoruz.

Sosyal Medyadaki Kimlikler

Sosyal etkileşimler ve iletişim üzerine çalışmaları ile bilinen sosyolog Erving Goffman, temelde hayatın bir sahne olduğunu, bizim de o sahnede daimi olarak performans sergileyen oyuncular olduğumuzu söylüyor. Goffman’a göre hiçbirimizin sabit ve değişmez bir karakteri yok (Nasıl yani!), içinde bulunduğumuz duruma, karşımızdaki kişiye göre farklı rollere bürünüyoruz. Bir “sahne önü” bir de “sahne arkası” benliklerimiz olduğunu söyleyen Goffman, sahne önü benliğimizi çok yakın olmadığımız, yeni tanıştığımız kişilere gösterirken sahne arkasını bize daha aşina olan kişilere gösterdiğimizi düşünüyor.

Ön sahnede benliğimizin ideal halini, sevileceğini düşündüğümüz yanlarını gösteriyor ve bazı yanlarını bilerek göstermemeyi tercih ediyoruz. Karşımızdakinin gözünde nasıl görüneceğimizi etkilemeye yönelik çabalarımıza izlenim yönetimi (impression management) deniyor. Sosyal etkileşimler sırasında verdiğimiz bilgileri kontrol ederek, bazı özelliklerimizi gösterip bazılarını gizli tutarak karşımızdakinin bizim hakkımızdaki düşüncelerini şekillendirmeye çalışıyoruz. İzlenim yönetimi, bizi sosyal medyada sergilediğimiz profillere götürüyor.

Sosyal medya kendimizi istediğimiz gibi sunabilmemiz için gereken her şeye sahip; birçok kişiye ulaşabiliyor, gruplara dahil olabiliyor ve paylaşımlarımızı dilediğimiz gibi düzenleyebiliyoruz. Gerçek hayatta duruş, beden dili, konuşma gibi birçok kanalla karşımızdakinin izlenimini yönetirken sosyal medyada bunu kendimiz hakkında verdiğimiz bilgiler, paylaştığımız fotoğraf ve videolar aracılığıyla yapıyoruz. Her gün “Bugün gönüllü olarak çalışmaya başladım.”, “Kız arkadaşlarımla tatildeyiz, bakın ne kadar eğleniyoruz!”, “Bir hayvana yardım ettim.” gibi birçok paylaşım görüyor, biz de bu paylaşımların bir parçası oluyoruz. Bu paylaşımların, dahil olduğumuz gruba bizimle ilgili istediğimiz mesajları ulaştırmasını istiyoruz. Bir yandan da sosyal medyada gerçek hayatın aksine anonim olabilme özgürlüğüne sahibiz. Acaba bu durum bizi kendimiz gibi olma konusunda da daha özgür kılıyor mu?

Çevrimiçi platformlarda insanlar ideal hallerini mi sunuyorlar yoksa gerçek kimliklerini mi gösteriyorlar konusunda araştırmalar henüz ortak bir sonuca ulaşmış değil. Bir yandan insanların karakter özelliklerini sosyal medya aracılığıyla göstermek istediklerini ve zihinlerindeki ideal benlik sunumuna uygun profiller yarattıklarını gösteren çalışmalar bulunuyor. Diğer yandan insanların sosyal medyada normal hayattaki kimliklerinden kaçma veya onu gizleme amacı gütmediği, oradaki profillerinin gerçek hayatın yalnızca bir uzantısı olduğu savunuluyor. Kişisel raporlara dayanan bir çalışma, Facebook profillerinin insanların ideal değil, gerçek kimliklerini yansıttığını gösteriyor. Fakat neredeyse her gün onlarca yeni efektin çıktığı, influencer’ların mantar gibi türediği, beğeni ve takipçi yarışlarının, iş birliklerinin havada uçuştuğu Instagram da öyle mi?

Facebook kullanıcıları genellikle kendi isimleriyle hesaplar açıp gerçekten kendi arkadaş gruplarıyla iletişim halinde kalıyorlar. Fakat Instagram, ilişkiler kurmak ve onları sürdürmekten ziyade kendi sunumunu ve reklamını yapmaya çok daha müsait bir platform. Instagram’ın bir vitrin olması, kullanıcılarını ideal kimliklerini, olduklarından ziyade olmak istedikleri kişiyi sunmaları konusunda cesaretlendiriyor. Gün geçtikçe Instagram’a üzerinde efekt olmayan, Photoshop benzeri telefon uygulamaları ile oynanmamış fotoğraflar atmak güçleşiyor. Belli ki sosyal medya platformunun türü, kimliklerimizi nasıl sergilediğimiz konusunda belirleyici bir rol oynayabiliyor. Dilerseniz siz de farklı platformlarda kendinizi nasıl göstermeyi tercih ettiğiniz üzerine düşünebilir, sosyal medya kimliğiniz ve gerçek kimliğiniz arasında bir fark olup olmadığını, varsa hangi platformlarda bu farkın daha fazla olduğunu ve bu farkın neden etkilendiği üzerine düşünebilir, kendi sosyal medya deneyiminizi değerlendirebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Yakın İlişkilerYakın İlişkiler

BÜLTEN SAYISI

📱 Ben Her Zaman Ben miyim?

Sosyal medyada kimliklerimizi ne kadar gerçekçi bir şekilde yansıtıyoruz? Neden özel bir günü Instagram’da paylaştığımız fotoğrafla taçlandırmak zorundayız?

31 Mar 2022

Discoveries - Melina de Martino (2018)

YAZARLAR

Yakın İlişkiler

İlişkilere bilimsel bir bakış açısı!

İLGİLİ OKUMALAR