🛷 Longyearbyen’de doğan bir gün

🛷 Longyearbyen’de doğan bir gün

Longyearbyen’de yeni gün doğuyor. Aslında batar gibi yapan ve yalnızca ufkun biraz altına inen güneş sayesinde havanın pek kararmadığı gece, bir tül perde gibi ortalıktan kalkıyor. Karla kaplı dağlar önce gri-mor arasına sonra sarıya, sonra beyaza dönüyor.

Kahvaltı ederken otelin duvarında asılı olan kutup ayısı postu dikkatimi çekiyor. Svalbard’da neredeyse her doldurulmuş veya postu kullanılan ayıların yanında ölüm tarihi ve vurulma nedeni yazıyor. Kimisi uyarı atışlarına rağmen insanlara yaklaşmaya devam ettiği için, kimisi kanser gibi acılı hastalıklara yakalandığı için vurulmuş. Son yıllarda bu sayı oldukça azalsa da bir ayı vurma durumunda ciddi bir soruşturma ve gereklilik araştırması yapılıyor. Postun yanına gidiyorum ve hep merak ettiğim bir şey kontrol ediyorum. Dev pençeleri elime alıp büyüklüklerini kontrol ediyorum. Neredeyse kafam genişliğinde pençelerden buz üstündeki o kusursuz yürüyüşü destekleyen uzun tırnaklar çıkıyor. Sanki ayıyla tokalaşır gibiyiz.

🤝


Uğur ile güne Svalbard Müzesi'nde başlamayı planlıyoruz. Longyearbyen’i uçtan uca geçen ve toplamda 10 dakika yürünen ana caddeden geçiyoruz. Yan sokaklardan bir yerlere yetişmeye çalışanların çıkarttığı kar motoru sesleri var. Sabah trafiği dünyanın her yerinde olan kaçınılmaz bir gerçek diye düşünüyorum. Yürüyüşün sonunda müzeye varıyoruz. Müze girişinde banklar ve açık raflar var. Çoğu mekanda olduğu gibi burada da ayakkabılar çıkıyor. Kömür ocaklarında çalışanların mekanlara girerken ayakkabı çıkartmasıyla başlayan bu gelenek Svalbard’da hâlâ devam ediyor. Otellerden müzelere, neredeyse her mekanda ayakkabı çıkartıyorsunuz.

Longyearbyen


Müze oldukça geniş alana kurulmuş bir mekân, içeride Svalbard ile ilgili neredeyse her şey var. Ancak girişte ilgimi bölgeye gelen ilk insanların kullandıkları kıyafetler çekiyor. Kuzey kutup dairesinin tepesinde yer alan, neredeyse çoğunlukla donmuş denizle çevrili bu ada grubuna yüzlerce yıl önce varan ilk insanlar -50’lere varan hava sıcaklılarından nasıl korunmuşlardı diye incelemeye başlıyorum. Yün kıyafetler, kürkler, kat kat giyilen ceketler ve kilolarca ağırlığı olan kalın botlarla burada keşif yapan insanlara saygım tekrar arşa çıkıyor. Bizler en ileri teknik kıyafetlerle, botlarla bile yer yer soğuğa karşı direnç gösteremezken geçmişteki insanların kısıtlı imkan ve teknolojiyle yaptıklarını aklım almıyor.

Svalbard Müzesi'nde


Müzenin önemli bir kısmı da hayvanlara ayrılmış durumda. Sadece kara canlıları değil deniz canlıları da Svalbard için önemli bir unsur. Bunun en başında balina avcılığı geliyor. Şu anda yasak olsa da bölge zamanında önemli bir balina avcılığı merkeziymiş. Norveç Krallığı’nın Güney Avrupa’ya sattığı balina yağı ile aydınlanan şehirler modern dünyanın yeni fikirlerinin doğduğu noktalar olmuş. Müzede Svalbard’a dair ne varsa inceliyorum. Açıkçası bu kadar ücra bir noktaya yerleşen insanlığın adaptasyon gücüne büyük bir saygı duyuyorum. Hiçbir fazlası olmayan, hatta bir çok canlıya göre çok daha kırılgan olan insan türünün dünyada tutunabilmesinin en temel nedeninin adaptasyon oluşu her defasında beni şaşırtıyor. Öte yandan yaklaşık 100-150 yıl önce para kazanmak adına ülkelerinden kopup bu buzlu dünyadaki madenlerde hayat kuran insanların çaresizliklerini düşünüyorum.

Kar motorları


Bu düşünceler içerisinde müze gezisini tamamladıktan sonra Uğurla dışarı çıkıyoruz. Hava -20 derece olsa da güneş bulutsuz mavi gökyüzünde asılı duruyor. Pek bir ısıtma fonksiyonu olmasa da en azından tepemizde olduğunu bilmek güzel. Biraz şehrin dışına doğru yürümeye başlıyoruz.

Solumuzda Longyearbyen’in kurulduğu ufak körfezin devamı uzanıyor ancak donduğu için karşı tarafa insanlar kar motorlarıyla geçiyorlar. Sağımızda bir köpek çiftliği var. Kar motorlarının yaygınlaşmasıyla kullanımı azalsa da köpek kızakları hâlâ önemli bir ulaşım unsuru Svalbard’da.

Köpek kızakları


Yaklaşık yarım saat sonunda şehrin sınırını gösteren kutup ayısı tabelasının önüne geliyoruz. Bu noktadan sonrasına silahsız geçmememiz gerekiyor. Tabelanın üstünde Norveççe “Svalbard’ın her yerinde var.” gibi bir uyarı yazıyor.

Burası onların toprakları, bizler sadece misafiriz. Ancak dünyanın en yıkıcı misafiriyiz. Evlerine yerleştiğimiz tüm canlıları yavaşça evlerinden edip bir de soylarını tüketen garip bir misafir türü. Uğurla şimdi kutup ayısı gelse ne yaparız sorusuna komik cevaplar verirken geri dönüşe geçiyoruz. Dünya üzerinde yaşayan en büyük ayı türünden kaçmak adına Zihni Sinir Proceleri üretirken yol bitiyor ve az da olsa insanlar arasına, Longyearbyen’e dönüyoruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

RutaRuta

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🛷 Longyearbyen’de doğan bir gün

Norveççe "Dikkat kutup ayısı çıkabilir" uyarıları, bir müze, bir yürüyüş ve kötü misafirler...

05 Eki 2022

🛷 Longyearbyen’de doğan bir gün

YAZARLAR

Kerimcan Akduman

Turizm profesyoneli, yazar, fotoğrafçı. İstanbul'da doğdu, yetişti. Reklamcılık yapmaktan sıkılıp 1,5 sene dünyayı dolaştı. Eve dönüp öğrendikleriyle turizm sektörüne girdi. Dünyanın uzak bölgelerinde deneyim odaklı turlar düzenliyor.

Ruta

Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.

İLGİLİ OKUMALAR