Lübnan’da Hizbullah silah bırakma sürecinde mi?

Lübnan’da gündem bir kez daha ülkenin asli askerî gücü olan Hizbullah’ın silahları. Bazı kaynaklar, ABD ve İsrail’in Hizbullah’ı silahsızlandırma baskısının bir ölçüde sonuç verdiğini ve örgütün geri adım atabileceğini öne sürüyor. Hizbullah’ın açıklamasında ise İsrail tarafından ihlal edilen ateşkes ve Lübnan’ın egemenlik hakları vurgulanarak "teslimiyeti kabul etmeyecekleri" dile getiriliyor.
Peki değişen Ortadoğu dengelerinde Hizbullah nasıl bir sürecin içerisinden geçiyor? İsrail ile savaşın getirdiği yıkım ülke içerisindeki statükoyu ne ölçüde etkiliyor? Cihatçıların liderliğindeki Suriye’nin İsrail ile işbirliği, Hizbullah için ne anlam ifade ediyor?
Bu soruları "silah bırakma" ve "ateşkes" gündemi üzerinden yanıtlamadan önce, mevcut durumu gözden geçirelim.
Zamanın hızlı aktığı bir yıl
İsrail’in 2023’ten bu yana Filistin üzerinden tüm bölgede başlattığı yoğun saldırıların en önemli hedeflerinden biri Hizbullah’tı. Lübnan’ın Şii nüfusu ve İran tarafından desteklenen Hizbullah ile İsrail arasında yaşanan çatışmada örgüt, başta Eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah olmak üzere lider kadrosunun önemli bir bölümünü kaybetti. Tel Aviv, 2024 yılında Lübnan’a saldırılarını yoğunlaştırarak kara işgaline girişti. Neredeyse 1 buçuk milyon Lübnanlı yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kaldı; 3 bin 500’ü aşkın Lübnanlı (231’i çocuk) hayatını kaybetti1. Pek çok yerleşim yeri ise İsrail ordusunun saldırıları sonucu yerle bir edildi.
Geçen Kasım ayında ise ABD ve Fransa’nın arabuluculuğunda bir ateşkes ilan edildi. Ancak İsrail’in başkent Beyrut da dahil olmak üzere Lübnan’a yönelik gündelik saldırılarında değişen bir şey yok. Hatta ülkenin güneyindeki 5 nokta hâlâ İsrail işgalinde. Hizbullah ise Tel Aviv’in suikastlarına ve keyfî bombardımanlarına misilleme yapmamayı tercih ediyor.
Lübnan’ın doğusuna bakacak olursak Suriye’de Hizbullah’ın müttefiki Beşar El Esad’ın Aralık 2024 devrilmesi, İran-Irak üzerinden gelen örgütün silah tedarik hattını ciddi ölçüde kesintiye uğrattı. Eski IŞİD ve El Kaide lideri Ebu Muhammed el-Colani’nin Batı desteği ile iktidara gelişi ile birlikte İsrail ile Suriye arasında çeşitli yakınlaşmalar yaşandı.
İsrail, 1967’den beri Suriye’nin Golan Tepeleri’ni işgal ediyor. Colani ise Tel Aviv ile kurulan ilişkileri iyi tutmak için hem geçmiş işgali kabul etmeye hazırlanıyor hem de Aralık 2024’ten bu yana İsrail’in Şam sınırına kadar genişlettiği işgal hattına sessiz kalıyor. İsrail, Suriye içerisinde dilediği askerî operasyonları düzenleneme ve tutuklamalar yapma vizesini almış görünüyor. Ayrıca Lübnan sınırında silah kaçakçılığına operasyon görüntüleri servis ediyor. Geçen aylarda yine bu sınır hattında Lübnanlı Şii nüfusun yaşadığı yerleşimlerdeki aşiretlerle Suriye’deki cihatçılar arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştı.
Zamanın hızlı aktığı bu bir yıl içerisinde Lübnan iç siyasetinde de sular kaynadı. Uzmanlara göre ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere yabancı güçlerin müdahaleleri 1975-1991 İç Savaşı'ndan bu yana görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Yeni Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un seçim süreci aleni dış müdahalelerle gölgelendi.
'Kademeli silahsızlanma'
İran’a yönelik İsrail saldırılarından sonra bugünlerde Hizbullah’ın birtakım silahlarını teslim edeceği gündeme geldi. Reuters’ın örgüt içindeki kaynaklarına dayanarak hazırladığı habere göre Hizbullah yoğun bir stratejik değerlendirme maratonu içerisinde girdi ve tam olarak silah bırakmasa da birtakım cephaneliğini teslim etmeyi değerlendirmeye aldı.
Hizbullah’ın yorucu savaşın ardından ne kadar mühimmata sahip olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak bırakılması konuşulan silahların özellikle füze ve drone’ları kapsadığı ileri sürüldü. Olası bir kara işgalinde kullanılmak üzere tanksavarlar ya da hafif silahlar ise bırakılması konuşulan silahlar arasında değil. Reuters’ın Hizbullah içerisindeki kaynakları, "böylesi bir gündemin ancak İsrail’in mevcut işgali ve saldırıları sonlandırması sonucunda değerlendirilebileceğini" vurguladı.
Lübnan gazetesi l’Orient Le Jour ise Joseph Aoun’a yakın kaynaklardan aktardıkları haberde "Hizbullah’ın kademeli silahsızlanmasının araştırılan yollardan biri olduğunu" belirtti.
Şartlı açık kapı
Ancak Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’dan yapılan açıklama tam tersi yöndeydi. Aşura Anması sebebiyle yaptığı konuşmada Kasım, "koşullar zor olsa da direniş ateşinin sönmeyeceğini ve teslimiyeti kabul etmeyeceklerini" söyledi; İsrail’in ateşkes ihlallerine dikkat çekti:
“Düşman ile Lübnan’ı savunarak yüzleştik, bu savunma devam edecek, ne kadar sürerse sürsün. Düşman saldırganlığını sürdürürken bizden durmamızı nasıl bekleyebilirsiniz?”
Silahsızlanma gündeminine dair ise Kasım, “Savunmamızın temelini oluşturan roketlerimizi teslim etmemizin istenmesini saçma buluyoruz. Özgür, egemen ve onurlu bir ülkede yaşamakta ısrarcıyız” ifadelerini kullandı. Hizbullah Genel Sekreteri, "direnişin yokluğunda İsrail’in çoktan Lübnan’daki köyleri ve kasabaları istila etmiş olacağını" hatırlattı.
Devam eden İsrail saldırıları altında silah bırakma gündeminin değerlendirilemeyeceğini söyleyen Kasım, “Ateşkes anlaşmasının saldırganlığı durdurması gerekiyordu, ancak İşgal [İsrail] binlerce kez ateşkesi ihlal etti. Bize teslimiyet dayatılamaz. Düşmanın saldırıları devam ettiği sürece hiç kimse pozisyonumuzu yumuşatmamızı veya silahsızlanmamızı talep etme hakkına sahip değildir” şeklinde konuştu.
Yine de saldırıları durdurma ve ateşkese uyma şartı ile görüşmelere açık kapı bıraktı. İsrail’in işgal ettiği bölgelerden çekilmesi, hava da dahil her türlü saldırılarını sona erdirmesi, esirleri serbest bırakması ve yeniden inşaya izin vermesi gibi anlaşma yükümlülüklerinin altını çizdi, “İlk aşama tamamlandıktan sonra, görüşmelere hazırız. Barış ve devlet inşasına hazırız, tıpkı çatışma ve savunmaya hazır olduğumuz gibi, bedeli ne olursa olsun haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz" dedi.
Yeni bir gündem değil
Hizbullah’ın silahsızlanması gündemi, Lübnan için hiç de yeni sayılmaz. ABD uzun yıllardır Lübnan hükümeti üzerinde bu yönde bir baskı yapıyor. Bununla birlikte ABD’nin etkili olduğu Lübnan Ordusu ulusal savunmaya talip olamayacak kadar zayıf. Bunda Washington’un "İsrail’in teknolojik/askerî üstünlüğünü sağlama" politikası ve tarihsel etkisizliğin payı büyük. Tam da burada Hizbullah ön plana çıkıyor. "Dünyanın en büyük ve donanımlı düzensiz ordusu" Hizbullah, Lübnan Ordusu'nda bulunmayan teçhizata ve yine Lübnan Ordusu'nda fazla güçlü olmayan İsrail karşıtı tavra sahip. Bu da Hizbullah’ı "Lübnan’ı İsrail’e karşı koruyan asli güç" konumuna getiriyor.
Hizbullah’ın silahsızlanması ve güçlerini Litani ırmağının kuzeyine çekmesi, özellikle 2006’da kabul edilen BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararıyla gündeme geldi. 2006 yılındaki İsrail-Lübnan savaşını sonlandırmak için hazırlanan karar; Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını, Lübnan ordusu ve UNIFIL’in güney sınırına konuşlandırılmasını öngörürken İsrail’in saldırıları durdurmasını ve Lübnan topraklarından çekilmesini şart koşuyordu. Ancak anlaşma fiilen işlemedi. Öyle ki 2006 yılından bu yana İsrail, Lübnan hava sahasını binlerce kez ihlal ederek Lübnan’ın egemenlik haklarını tanımadı. Bu denklemde Hizbullah da Litani Nehri’nin kuzeyine geçmeyi ve silahsızlanmayı reddetti.
Lübnanlı siyasi analist Dr. Anis Germani, 1701 kararından söz ederken “33 gün süren ve İsrail’in çok kayıp verdiği 2006 savaşını kaybeden Tel Aviv’in yenilgiyi gizlemesine yarayan bir ABD hediyesi” değerlendirmesini yapıyor.
Kendi aleyhindeki onlarca BMGK kararına uymamasına rağmen İsrail’in bugün ABD desteği ile 1701 üzerinde ısrar etmesi bir başka "hediye" olarak düşünülebilir. Fakat tersinden, Hizbullah’ın gerek İsrail ile süren savaşın şiddeti, gerekse bölgesel değişiklilikler doğrultusunda farklı bir strateji izleyebileceği de varsayılabilir. Öyle ki ABD, askerî bir örgüt olduğu kadar Lübnan’ın önemli bir siyasi partisi olan Hizbullah’ın politika üzerindeki etkisini kırmak için can atıyor.
Tüm paradigma değişikliğine ve alınan savaş yaralarına karşın yine de Hizbullah’ın dağılmaktan çok uzak olduğunu görüyoruz. Bunun fizikî nedeni, kayıplarına rağmen hâlâ on binlerce savaşçısı ve boyutu bilinmeyen bir cephaneliği olması. Daha da önemlisi gücünü aldığı toplumsal taban varlığını koruyor.
Reuters’ın haberinde her ne kadar odak "Hizbullah’ın hangi silahları bırakmayı değerlendirdiği" gibi teknik bir meseleye kaysa da satır arasında tabana dair dikkat çekici bilgiler paylaşıldı: Başta Şii nüfus olmak üzere Lübnan’ın önemli bir kesimi silahsızlanmaya karşı konumlanıyor. Özellikle Suriye’deki iktidar değişikliğinin ardından cihatçıların giriştiği Alevi katliamları, Lübnan’ın çok kültürlü/dinli yapısı için tedirginlik yaratıyor. Bu sebeple pek çok Lübnanlı, Suriye’deki cihatçı tehdidine karşı zayıf Lübnan ordusundan ziyade Hizbullah’ı silahlı bir güvence olarak görüyor. Sınır çatışmaları bu korkuyu daha artırdı.
Sözün özü, Hizbullah’ı zorlu bir denklemin beklediği bir gerçek. İsrail saldırganlığı ile şekillenen Ortadoğu’daki yeni statükoda Lübnan’da siyasi/askerî dengeler şaşırtıcı bir hızla değişiyor. Fakat toplumsal hareketleri yaratan koşulları değiştirmek o kadar kolay olmayacak gibi görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Kavel Alpaslan
1995'te İzmir'de doğdu. İzmir Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde gazetecilik eğitimi gördü. 2014 yılından beri çeşitli mecralarda yazı ve haberleri yayımlandı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


