Berrak zihinler için yalın, zengin, bağımsız bir Türkçe dijital medya üyeliği.
Ücretsiz Kaydol →
Kavel Alpaslan
1995'te İzmir'de doğdu. İzmir Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde gazetecilik eğitimi gördü. 2014 yılından beri çeşitli mecralarda yazı ve haberleri yayımlandı.
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattıkları savaşın ardından günaşırı ülkesinin askerî üstünlüğü övüyor. Peki ama devlet kontrolünde ücretsiz bir sağlık sistemi bile bulunmayan ABD, neden bu tip hizmetleri yurttaşlarına tanımak yerine varını yoğunu savaş sanayisine yatırıyor olabilir? Bugün Tahran’ın hedef aldığı bölgedeki ABD askerî üsleri, bu harcamaların nedenini anlamak için bize önemli ipuçları sunuyor.

Küba, son dönemde hem denizden gelen silahlı saldırılar hem de Venezuela ve Meksika’dan kesilen petrol akışıyla tarihinin en zorlu enerji krizlerinden birini yaşıyor. Trump yönetiminin baskıları artarken Havana ve Washington hattında kapalı kapılar ardında yürütülen diplomasi iddiaları, Küba için ne ifade ediyor?

Arjantin'de ana işçi konfederasyonu CGT ve diğer sendikal bileşenler, Cumhurbaşkanı Javier Milei'nin işçi haklarını budayan ve esnek çalışmayı yaygınlaştıran çalışma reformuna karşı ülke çapında genel grev başlattı. Grev nedeniyle kamu hizmetleri ve ulaşım felç oldu. Peki tepkilere yol açan "reform" hangi düzenlemeleri kapsıyor ve neden eleştiriliyor?

Gri yapılar, hepsi birbirine benzeyen arabalar, soğuk bir hava, depresif bir atmosfer... Ana akım anlatı sosyalizmi aşağı yukarı bu imgelerle tanımlar. Oysa 90'lar sonrasına ait veriler, bize "ışıltılı ve renkli bir dünya" vadeden kapitalizmin renk paletinin de oldukça sınırlı olduğunu gösteriyor.

ABD, NATO üyesi bir ülkeyi tehdit ediyor, hem de güvenlik gerekçesiyle. Beyaz Saray, Grönland’ı kontrol etmezlerse bölgenin "Çin ve Rusya’nın etkisi altına gireceğini" öne sürerek kağıt üzerindeki müttefiğinden toprak talep ediyor. Peki tüm bu süreç, ABD-NATO ilişkilerinde gerçek bir ayrışmaya işaret ediyor mu?

Bugün karşımızda oluşan tabloya baktığımızda Meksika hariç Çin’in Latin Amerika ve Karayipler’deki toplam ticaretin %20’sine tek başına sahip olduğunu gözlemliyoruz. Bu durumda yapılacak analizleri basitleştirmeden ele almak gerekiyor. Bunun yolu da önce ekonomik altyapının projeksiyonunu çıkarmaktan geçiyor.

Elon Musk’ın "Ya gümüş ya kurşun" sözleri ne sadece kendi tavrını ne de Kolombiya’nın geçmişini öne çıkartıyor. Gördüğümüz şey aynı sömürü zincirinin zamana meydan okuyuşu. Demokrasi, insan hakları, sömürü, uluslararası tahakküm gibi kavramları düşünmeden önce bu ilişkiler ağını tarihten faydalanarak hatırlamak gerekiyor.

ABD’nin başlattığı süreç sadece 3 Ocak günü yaşanan ihlallerle değil, sonrasında çizilmek istenen süreçle de bize emperyal tahakkümün ne anlama geldiğini hatırlatıyor. Üstelik Venezuela egemenliğini ve doğal kaynaklarını dizayn etme hevesi, Paris’ten Washington’a ağız birliğiyle göze çarpıyor.

İsrail'in Afrika Boynuzu’nda bulunan Somaliland’ı tanıdığını açıklamasıyla Somaliland ilk kez BM üyesi bir ülke tarafından tanınmış oldu. Peki Kızıldeniz’in hemen girişinde stratejik bir konumda bulunan Somaliland ile resmiyete dökülen bu ilişkiler Tel Aviv için ne ifade ediyor? Bu hamleyi sadece Somali merkezî hükümetinin önemli destekçilerinden Türkiye’ye karşı atılmış bir adım olarak mı görmek gerekir?

Tarihsel olarak Latin Amerika’yı "arka bahçe" olarak gören ABD, son dönemde tüm dikkatini güneye çevirmiş durumda. Venezuela’nın yanı sıra diğer ülkelerde yaşanan değişimler, aşırı-sağa kayan hükümetler gelecek yıl yeni ve gergin bir dönemin bizi beklediğine işaret ediyor.


