
1 Temmuz 1976 tarihinde Juventus, radikal bir kararla 37 yaşındaki genç teknik adam Giovanni Trapattoni ile sözleşme imzalamıştı. Siyah beyazlılar, İtalyan teknik adamın görevde kaldığı 10 yıl boyunca kupalara abone oldu ve bu cesur hamlenin geri dönüşlerini fazlasıyla aldı. Benzer bir senaryoyu yaklaşık yarım asır sonra yeniden devreye sokarak bu kez bir efsane, Andrea Pirlo’yu, takımın başına getiren Juventus İtalyan futbol efsanesinden de bir Trapattoni etkisi yaratmasını bekledi ancak sonuçlar istenildiği gibi olmayınca bu birliktelik sadece bir sezon sürdü.
Andrea Pirlo; futbolculuk kariyerinde Dünya Kupası, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ve lig şampiyonlukları yaşamış bir futbol efsanesi. Oyunculuk döneminde neredeyse oynadığı tüm takımlarda saha içi organizasyonunu üstlenen Pirlo, antrenörlük becerilerini ona biçilen rolün etkisiyle futbolculuk döneminde de geliştirme fırsatını fazlasıyla bulmuştu. Ne var ki, büyük futbolcuların emeklilik sonrası teknik adamlık kariyerleri her zaman hayal ettirdikleri kadar parlak olmuyor. Muhtemelen pek çokları faturayı erken keserek Pirlo’yu da bu sınıfa sokmaya çalışıyor. Kağıt üstünde ilk teknik adamlık serüveni başarılı geçmeyen İtalyan teknik adamın bu bilindik önermeyi tersine çevirmek için fazlasıyla yenilikçi bir futbol aklına sahip olduğuysa kesin.
Futbolun taktik ve strateji kısmına kafa yoran insanlar, Pirlo’nun kariyerinde halen yürüyecek uzun ve parlak bir yol olduğunun bilincinde. Juventus macerası sonrası da başa güreşen bir takım olmasa da baş altı bir İtalyan takımının başına geçmesi sanırım kimseyi şaşırtmazdı. Ancak hayatta her zaman güçlü olasılıklar gerçeğe dönüşmüyor. Rotasını Türkiye’ye çeviren Pirlo’nun kariyer yolculuğu da olasılıklar arasında liste sonuydu desek yanlış olmaz.
Pirlo’nun Türkiye’ye gelişi futbolseverler için takip etmesi çok keyifli bir sezon demek ancak madalyonun diğer yüzünde anlaşmanın bir yıllık olması kafalarda bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
İtibar mı? Proje mi?
Türkiye’de özellikle yabancı futbolcu transferlerinin arttığı 80’li yıllardan itibaren, bazı takımların transferde belirli ülkelere yoğunlaştığı dönemleri sıklıkla yaşamıştık. Galatasaray’ın bir döneme damga vuran ve halen de etkisi hissedilen Romanya’dan futbolcu ve teknik adam transferleri, Kocaelispor’un en üst ligde oynadığı dönemde Bulgaristan pazarını tercih ettiği dönemler ilk akla gelenlerden. Bu listeye, son yıllarda İtalyan ve İtalya liginde oynamış oyunculara yönelen Karagümrük de dahil oldu. Kırmızı siyahlı takım; Fabio Borini, Andrea Bertolacci, Lucas Biglia, Emiliano Viviano ve Davide Biraschi gibi oyuncuların yanı sıra teknik adam koltuğunu da yakın dönemde bir başka İtalyan Francesco Farioli’ye emanet etmişti. Hal böyle olunca kırmızı siyahlı takımın yeni sezonda da bir İtalyan teknik adamı takımın başına getirmesi şaşılacak bir durum olarak değerlendirilmese de bu ismin Andrea Pirlo olması spot ışıklarının İstanbul temsilcisine çevrilmesine neden oldu.
Karagümrük açısından bu transferin bir projenin parçası mı olduğu yoksa İtalya piyasasında genişletmeye çalıştığı itibarını daha da ileri seviyeye taşımak için atılmış bir adım mı olduğu tartışmaya açık. Sözleşmenin bir yıllık olması genç teknik adamın Türkiye'ye bir oyun kültürü oturtmak için geldiği savının önündeki en büyük engel belki de. Bir senede bazı değişimler yapmak mümkün olsa da kalıcı bir kültür yaratmak, teknik adamın ismi ne olursa olsun fazlasıyla iyimser bir beklenti. Tüm bu önermeleri ortaya koyunca Karagümrük’ün bu hamlesinin İtalyan pazarında daha da aktif olarak yer almak ve kulübün küresel itibarını artırmak için atılmış bir adım olduğu daha da anlam kazanıyor.

Bu anlaşmaya Andrea Pirlo tarafından bakacak olursak, yoğun bir baskı yaşadığı Juventus macerası sonrası kendini daha rahat hissedeceği ve baskıdan uzak, kafasındaki planları uygulamaya odaklanacağı bir ortamı tercih ettiğini düşünebiliriz. Kısa süreli bir toparlanma sonrası yeniden büyük ligleri hedefleyeceğini de sözleşmenin süresi bize anlatıyor. Unutmadan, Türkiye'de futbol ortamının fırtınalı havası bir hortuma dönüşüp burada rahat hisedeceğini düşünen Pirlo'yu da yutabilecek tehlikeye sahip.
İtalyan teknik adamın, Türkiye’yi ve Karagümrük’ü tercih etmesi farklı şekillerde okunabilir. Kimileri bunu bir meydan okuma gibi düşünürken kimileri de geriye atılmış bir adım olarak yorumlayacaktır. Gerçek olan şu ki iki taraf da bu anlaşmanın bitimiyle doğacak farklı fırsatların peşinden koşacak. Günün sonunda iki tarafın hayal ettiği, geleceğe dönük kazanımların ön koşulu ise “başarı” kriterine dayanacak.
Beklentiler
Karagümrük ve Pirlo arasındaki sözleşme kısa bir birliktelik ön görse de Pirlo’nun takımının sahada nasıl bir görüntü ortaya koyacağını izlemek değerli olacak. İtalya teknik adamın fazlasıyla çağdaş bir bakış açısına sahip olduğu bir gerçek. Stratejisinin en önemli iki unsuru topa sahip olma ve topu olabilecek en kısa sürede kazanmak üzerine kurulu. Top rakipteyken farklı bir diziliş, topa sahipken ise farklı bir diziliş talep ediyor oyuncularından. Bu durum futbolculardan birden fazla pozisyonda oynamalarını da talep ediyor. Karagümrük’ün nasıl bir transfer dönemi geçireceği ve elindeki kadroyu ne denli muhafaza edeceği belirleyici olacak ancak elindeki kadro kalitesinin Juventus’taki kadro kalitesiyle aşık atamayacağı su götürmez bir gerçek.
Türkiye’deki oyuncular oyun bilgisi yönünden gelişime açık olsa da İtalyan teknik adamın bu denli sistemli bir kurguda saha içi organizasyonuna epey zaman harcayacağı kesin. Pirlo’nun sisteminde oyuncuların hem sağlam bir fizik kaliteye, hem ortalamanın üstünde bir pas kalitesine, hem de farklı pozisyonları oynayabilme yeteneğine sahip olması gerekiyor. Bu hayli talepkar ortamda işlerin en azından kısa vadede yolunda gitmesi kolay olmayacaktır.
Pirlo'nun takımı topa sahipken ve top rakipteyken farklı dizilişler sunacak. Top rakipteyken, dörtlü bir savunma dizilişi ve üçüncü bölgede iki oyuncuyla amansız bir pres talep eden İtalyan teknik adam, savunmasını öne çıkararak baskıyı rakibin üstüne yıkmayı hedefleyecek. Burada pres gücü yüksek iki ileri uç oyunucusuna ihtiyaç duyarken, savunma dörtlüsünü de atletik oyunculardan kurması ön koşul olacak. Topa sahipken ise Pirlo’nun oyun anlayışı defansta üçlü bir yapı üzerine kurulu, iki stoper ve savunma yerleşimindeki bekinin üçlüyü tamamladığı bu organizasyonda, pas kalitesi yüksek orta saha oyuncularıyla geriden oyun kurulumunda pas istasyonlarını artırmaya hedefleyen bir yapı göreceğiz.
Tüm bu anlattığımız kurguyu Karagümrük, Francesco Farioli döneminde kısmen uygulamayı başarmış ve ortaya izlemesi keyifli bir takım çıkmıştı. Kulübün bu kültüre aşina olması bir avantaj gibi duruyor ve adaptasyonu belli ölçülerde hızlandıracak bir fırsat ortaya koyuyor.
Pirlo ve Karagümrük birlikteliği, özellikle sonrasındaki hikayesiyle bile şimdiden ilgi çekici. Üstelik, İtalyan teknik adam ve kırmızı siyahlı takıma farklı fırsatlar yaratabilecek çokça da parametreye sahip. Bu birlikteliğin sezon boyu neler getireceğini izlemek kadar ayrılık sonrasındaki serüvenlerine şahit olmak da bir o kadar keyifli olacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


