Markanız arkadaşınız olsaydı muhabbeti çekilir miydi?

Markanız arkadaşınız olsaydı muhabbeti çekilir miydi?

Hepimizin hayatında, karşılaştığımızda şöyle bir selam verip hızlıca uzaklaşmaya baktığımız, muhabbeti de hiç çekilmiyor dediğimiz insanlar vardır. Peki markanızı hiç bu açıdan değerlendirmiş miydiniz?

Karşılaştığınız kişi temsil ettiğiniz markanın vücut bulmuş hali olsa, sizinle web sitesindeki ya da sosyal medya postlarındaki gibi konuşsa, durup daha da dinlemek, sohbeti derinleştirmek mi isterdiniz yoksa ortamdan sıyrılmak üzere bahaneler üretmeye mi geçerdiniz?

Fiziksel ve dijital iletişim kanalları arasındaki çizginin neredeyse yok olduğu günler yaşıyoruz. Dijital kanallar üzerinden tüketicilerin ilgisini çekmek, markanız hakkında konuşmasını ve nihayetinde satın almasını sağlamak söz konusu olduğunda bu bakış açısı ile değerlendirmenin oldukça faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu noktada da devreye İngilizce’de “Conversational Copywriting” denen "sohbet eder gibi metin yazma" kavramı giriyor.

Conversational Copywriting, markanızın kurumsal ve çoğunlukla edilgen iletişim dili ile sektör jargonlarını bir kenara bırakıp, arkadaşlarınızla sohbet eder gibi samimi, açık ve yalın bir dil kullanmayı öneriyor. Pazarlama içeriklerinizde günlük dil kullanmak, hedef kitlenizin hizmetlerinizi tanımlarken kullandığı kelimelere yer vermek, mümkünse biraz eğlence tonu katmak, tek taraflı soğuk tonda bilgi akışından ziyade karşılıklı iletişimin bir tarafı olmak Conversational Copywriting kavramının temel bileşenleri.

Metinlerinizin, hedef kitlenizin konuşma tonu, kalıpları ve diliyle uyum içinde olması, sizi satış yapmaya çalışan kurumsal bir şirket olmaktan çıkarıp “onlardan” yani hedef kitlenizdeki tüketicilerden biri haline gelmenize olanak sağlıyor. Böylece markanız şeffaf, güvenilir ve bilgi sahibi bir kişi olarak, arkadaşlarına tam olarak ihtiyaç duydukları çözümleri, ürünleri sunan güvenilir bir dost haline dönüşüyor.

Bu işin psikolojik kısmı, bir de nörolojik boyut var :)

Fazla satış odaklı bir iletişim dili kullanmak karşı tarafta baskı oluşturarak markanızın tüketicinin beyninde bir tehdit olarak algılanmasına sebep olurken, daha konuşkan, samimi ve güvenilir yaklaşım benimsemek beynin prefrontal korteks adı verilen kişilik ifadesi, sosyal davranışları yönetme ve karar verme ile ilgili bölümünü harekete geçiriyor. Satışı kapatmak için beynin satın alma kararını da veren bu "düşünceli" kısmını devreye sokmak oldukça önemli tabii.

Göreceğiniz üzere, içinde bulunduğumuz dijital çağda markanızın kişiliğini, konuşma tonunu uygun hale getirerek müşterilerinizin hem ruhlarına hem de akıllarına hitap edebilir, sizinle daha fazla sohbet etmelerini sağlayarak satın alma kararlarında çok daha aktif rol oynayabilirsiniz. Yapmanız gereken, markanıza oluşturduğunuz kişiliğe göre hareket ederek, arkadaşlarınızla sohbet ederken kullanmadığınız hiçbir ifadeyi pazarlama iletişiminizde de kullanmamak.

Unutmayın, markanızın basit ve günlük dilde konuşması profesyonel olmadığı anlamına gelmez, tıpkı jargonlarla dolu koca koca cümlelerin kimseyi çok daha akıllı yapmadığı gibi 😊

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

The Marketeer The Marketeer

BÜLTEN SAYISI

Markanız arkadaşınız olsaydı muhabbeti çekilir miydi?

Hepimizin hayatında, karşılaştığımızda şöyle bir selam verip hızlıca uzaklaşmaya baktığımız, muhabbeti de hiç çekilmiyor dediğimiz insanlar vardır. Peki markanızı hiç bu açıdan değerlendirmiş miydiniz?

04 May 2021

Jing.fm

YAZARLAR

The Marketeer

Güncel pazarlama stratejileri, ilginç marka örnekleri ve az bilinenleriyle pazarlama dünyasını masaya yatırıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR