Merhaba biz... Yağız Özdemir ve Sevda Yıldız

Merhaba biz... Yağız Özdemir ve Sevda Yıldız

Underground Istanbul'u tanıyarak başlayalım. Kim yapar, ne anlatır? Yağız ve Sevda, hayatında başka nelerle meşguldür?

Sevda: İTÜ Müzik İleri Araştırmalar Merkezi'nde Müzik Teorisi üzerine yüksek lisans ve bir yandan da öğretmenlik yapıyor, bazen farklı medyumlarla bazı sergilerde boy gösterebiliyor.

Yağız: Merhabalar, ben Yağız Özdemir. Underground İstanbul’un kurucusu ve yazarıyım. Sevda Yıldız ile Underground İstanbul’u sizlerle buluşturuyoruz. Şu anda Bahçeşehir Üniversitesi Ses Teknolojileri bölümünde yüksek lisans yapıyorum. Lisans eğitimimin ilk senesinde DJ’lik yapmaya başladım, bu süre zarfında müzik yapma arzum gün geçtikçe arttı ve yaklaşık üç yıl önce de prodüktörlük hayatına adım attım. Cafard takma adıyla hard techno tarzında üretimler yapıyorum, yeni projeler ise yolda! Ek olarak Aposto’nun ses prodüksiyon işlerini de zevkle ve heyecanla üstleniyorum, böyle başarılı bir ekibin içinde olmak mutluluk verici. Underground İstanbul serüvenimiz ise underground sahnesindeki sanatçıların sesini duyurma isteğimizle başladı. Türkiye’deki elektronik müzik kültürünü ve yerel sanatçıları desteklemek için çıktığımız yolda 25 sanatçıyı ve şahane işlerini gün yüzüne çıkarmaya çalıştık. Elektronik müzik dünyasından gelişmeler ve İstanbul’un yeraltı sahnesini yapabildiğimiz kadar yakından göstermek amacıyla Underground İstanbul’a hayat vermeye devam edeceğiz.


Elektronik müzik dinlemeye başlama ve bu konuda bir şeyler yazma, bu isteği paylaşma ihtiyacını hissetme süreciniz hakkında konuşmak isteriz bir de.

Sevda: Elektronik müzik hayatıma 2000’li yıllarda Radiohead'in elektronik altyapılı parçalarını farketmemle ve üzerine last.fm, bandcamp, jango gibi sanal mecralarda müzik araştırmalar yapmakla başlamış olabilir. Müzik üzerine yazı yazma biraz da yeni müzik ve müzik tarihi öğrenme motivasyonumun yüksekliğinden geliyor. Bu meraktan bir informatif bir ürün çıkıyor olması harika.

Yağız: Sıkı bir rock ve heavy metal hayranı olan ablam sayesinde 10 yaşında bu büyülü dünyanın bir üyesi oldum. O zamanlar taklitçi bir çocuk olarak kendimi rocker olarak tanımlardım. Pogo yapan ablamı ve diğer insanları hayranlıkla izler, kendimi delicesine pogo yaparken hayal ederdim. Hayalimi gerçekleştirememiş olmama rağmen çok daha güzel deneyimlerin başlangıcıydı bu özentilik. Elektronik müzik serüvenim ise lise yıllarımda Daft Punk, Moby, Aphex Twin, Pet Shop Boys, Erasure, Brian Eno ve Massive Attack ile tanışmamla gerçekleşti. Bu tanışıklık sayesinde elektronik müziğin derinlerine inmem pek de uzun sürmedi. Uçsuz bucaksız bir dünyayla karşı karşıya olduğumu alt janrlarla ilgili araştırma yaptığımda farketmiştim, bu çeşitlilik karşısında dumur olduğumu hatırlıyorum. Bu konuda bir şeyler yazma isteğim ise yüksek lisansta öğrendiklerimle başladı. Hayranı ve prodüktörü olduğum müziğin kökenleri hakkında hiçbir şey bilmiyor oluşum beni epey kötü hissettirmişti. Bu his benim öğrenme sürecimi hızlandırmakla kalmadı, paylaşma sürecime de katkı sağladı. Underground İstanbul’un Aposto’yla birlikteliğinin asıl amacı da bu paylaşma hissini nerede yansıtabileceğimiz sorusuyla bağlantılıydı, Instagram’ın bunun için doğru yer olmadığını anladığım gün sevgili arkadaşım ve Aposto’nun yayıncı işleri yöneticisi Sinem ile görüşmek istedim, o ve Aposto! sayesinde Elektronische dokuz bülteni sizlerle buluşturdu…


Sizin hikâyenize kavramsal ve belki biraz yüzeysel ama muhtemelen zor bir soruyla ara verelim. Müzikle müzik olmayanı ayıran sizce ne? Elektronik müzik perspektifinden Aposto! Digest okurlarıyla bu konuda biraz akıl yürütmek ister misiniz?

Müzikle müzik olmayanı birbirinden ayıranı ritim, tını gibi baz elementler dışında bireyin bakış açısı olduğunu düşünüyoruz. Neyi müzik olarak adlandırdığımızın cevabı biraz da neyi duymayı seçtiğimizde. Öte yandan müzik tarihinde fabrika seslerinin ya da sessizliğin bile bir müzik ürünü olduğu dönemler var. (Bkz: John Cage's 4'33”) Bu dönemleri de gözden geçirince her sesin müzik olabileceğini düşünüyor insan. Bir John Cage sözüyle bitirelim: ”Everything we do is music.”


Türkiye'nin elektronik müzik dinleyici kitlesi ve bu konuda yazılı içerik tüketmek isteyen müzikseverlerde nasıl bir trend gözlemliyorsunuz? Bu biraz da elektronik müzik ne kadar "underground"? sorusu aslında. Türkiye uluslararası standartta etkinlikler yapabiliyor ya da uluslararası festivalleri ağırlayabiliyor gibi gözlemliyoruz biz, sizce durum ne?

Trend demek istemeyiz. Underground İstanbul kitlesinin özelinde konuşacak olursak, hitap ettiğimiz kitlede toplumsal cinsiyet konusunda duyarlı ve politik doğrucu bir tutum görüyoruz. Elektronik dans müziğine LGBTİ+nın nasıl yön verdiğine dair bir hikâyemiz olmuştu, en çok dönüş aldığımız sayılarımızdan. Çoğu zaman siyahi ve LGBTİ+ toplulukları gibi ezilen azınlıkların öncülük ettiği elektronik müzik, ana akımdan uzak, çoğu insanın asla ziyaret etmeyeceği mekanlarda yer aldı ve halen yer almakta. Tabii ki teknolojinin gelişmesiyle birlikte elektronik sesler her müzik tarzında yer etmeye başladı, bu da elektronik müzik ne kadar underground sorusuyla bizi karşı karşıya bırakıyor. Kısaca underground olan aslında o müziğin yarattığı kültür ve dayanışma diyebiliriz.

Festivallere gelecek olursak, evet, aslında doğru gözlemliyorsunuz. Türkiye uluslararası standartlarda birçok yabancı ve yerel festivale ev sahipliği yapmakta. Fakat bu Türkiye’deki underground sahnesini doğrudan geliştiren bir durum değil. Organizasyon sektöründeki tekelleşme ve her sektörde olduğu gibi tanıdığın tanıdığa kapı açması underground sahnesindeki birbirinden yetenekli sanatçıları bizden mahrum bırakıyor. Dünyaca ünlü DJ’ler ve prodüktörlerin öncesinde ve sonrasında yer alabilecek iyi DJ ve prodüktörler varken hep aynı isimleri görüyoruz. Gerçekten usandık… Burada amacımız bu müzisyen ve dj’lerin müziğine laf etmek değil, eleştirdikleri yönetim şekillerine rağmen aynı düzeni ve mantaliteyi kendilerinin de sürdürmeleri. Bu düzeni değiştirmek karşı taraf adına maalesef pek mümkün görünmüyor. Bu festivallerin yarattığı pozitif durumlardan da bahsetmeden olmaz tabii. Gelen sanatçıları dinleme ve tanışma fırsatı bulmak, İstanbul’u uluslararası sahnede öne çıkarmak için önemli adımlar. Biz ve bizler gibi her gün gelişen ve ortaya çıkan yeni kolektifler, organizasyonlar, radyolar ve plak şirketleri sayesinde underground kültürünü kitlelere yayacağımıza inanıyoruz. Bunlardan birkaçı: Badmash Collective, Revolt Kollektiv, Sitdownandance, Transferans Müzik, Root Radio, Table Record Label, Algorave İstanbul, XSM Recordings, Özgürüm Aşkım, Primus Recordings, Müstesna Records, Vast Perception, 6t6, Carnalist.


Aposto!'da düzenli olarak takip ettiğiniz ve tavsiye edeceğiniz yayınlar var mı? Varsa hangileri?

Sevda: Manyetik Bant, Duende, Nordik Simit

Yağız: Üretim Kaydı, Apéro, Aposto Gündemi, 20’lik, Duende, Spektrum, Soli, 


Çağrışımları seviyoruz. İki kelimeye iki kısa çağrışım yanıtı bekliyoruz.

John Cage: Rastlantı

Cercle: Şölen

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Editörün SeçkisiEditörün Seçkisi

BÜLTEN SAYISI

Aposto! Digest #24: Şehir, Teknoloji, Sürdürülebilirlik

Platformdan öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada!

04 Eyl 2021

Aposto! Digest

YAZARLAR

Editörün Seçkisi

Aposto'da öne çıkan çıkan yayınlar ve içerik derlemeleri.

İLGİLİ OKUMALAR