Tebaadan millete: Milliyetçiliğin doğuşu ve küresel seyri

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
"Ulus, hayal edilmiş bir siyasal topluluktur. Aynı zamanda hem egemenliği hem de sınırlılığı barındıracak şekilde hayal edilmiş bir cemaattir." Benedict Anderson, milliyetçiliğin kökenlerini tartıştığı "Hayalî Cemaatler" eserinde ulus kavramını bu sözlerle tanımlıyor.
Anderson, ulus devletlerin doğmasından önce insanların hanedan mülkü ve dinî cemaat üyesi olarak yaşadığını, heterojen topluluklara sahip, sınırları daima genişleyebilen veya daralabilen, "tanrısal vergilerle geçinen" hanedanlıkların da meşruiyetlerinin kaynağının çeşitli kutsallıklar olduğunu ifade ediyor. Bu kutsallıkların sorgulanamamasının da imparatorlukları uzun ömürlü kıldığını söylüyor. Bugün, modern ulus devletlerin meşruiyetlerinin temelindeyse "millet" ve vatandaşlar yer alıyor.
17. yüzyıl itibarıyla "kutsal" krallıkların etkisini kaybetmeye başladığını ifade eden Anderson, bunda Latince gibi kutsal yazı dillerindense insanların konuştukları dillerde basın yayın faaliyetlerinin gelişmesine bağlıyor. Ulusal dillerin okuma diline dönüşmesi ve kapitalizmin gelişmesiyle insanların hayallerinin ve düşüncelerinin ortaklaştığını, topluluk ruhu yakaladığını ve "uluslaştığını" öne sürüyor. 1500'lü yıllarda 20 milyon olan basılı kitap sayısının 1600'lerde 200 milyona çıkmış olması da bu tezi doğruluyor.
18. yüzyılda meydana gelen Fransız Devrimi ile Fransa'da mutlak monarşinin yerle bir edilmesi, 1'inci Cumhuriyet'in kurulması ve Katolik Kilisesi'nin ülke yönetimindeki rolünün sınırlanması, önceki yüzyılda ortaya çıkan millet kavramının siyasileşmesini, milliyetçiliğin siyasi bir ideoloji olarak dünyada yayılmasını sağladı. Hanedanların kutsallığının dünya genelinde sorgulandığı, imparatorlara karşı "milleti" temsil eden devrimcilerin güç kazandığı bu çağ ile başlayan süreçte çok uluslu imparatorluklar yerlerini teker teker ulus devletlere bıraktı. Modern devleti tanımlayan eserleriyle bilinen Max Weber de Anderson'a benzer şekilde "duygu topluluğu" olarak tanımladığı ulusların "normal olarak kendi devletini üretme eğiliminde olduğunu" ifade ediyor.
20. yüzyılda özellikle 1'inci Dünya Savaşı'nın sonuçlanmasıyla imparatorlukların parçalanması ve ulus devletlerin ortaya çıkması süreci hız kazandı. Keza Türkiye Cumhuriyeti de savaşın kaybedeni Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasının sonunda Türk milletinin ulus devleti olarak kuruldu.
İki dünya savaşı arasındaki süreçte ise özellikle 1'inci Dünya Savaşı'nın kaybedeni Almanya'ya dayatılan ağır ekonomik ve askerî şartlar, milliyetçiliğin faşizme doğru evrilmesine alan açtı. 2'inci Dünya Savaşı'nın sonunda faşist devletlerin yenilgiye uğratılması, belki de dünyayı başka soykırımlardan, faşist bir dünya düzenin egemen olmasından ve sonu gelmeyecek savaşlardan kurtardı.

Soğuk Savaş döneminde demokrasilerle komünizm arasındaki cepheleşmede milliyetçilik, liberal demokrasilerde ulus bilincini sağlayan, Türkiye gibi ülkelerdeyse komünizmle mücadele adına silahlanan bir ideoloji oldu. Tarih sahnesine devrimci bir ideoloji olarak çıkan, daha sonra faşizme evrilen milliyetçilik, bu dönemde aynı ülkenin vatandaşlarını bir arada tutan bir tutkala, "komünizm tehlikesine" karşı batı blokundaki ülkelerin işbirliği yapmasına da elveren bir ideolojiye dönüştü. Sol, milliyetçiliğin bu dönemde "dünyanın tüm işçilerinin birleşmesini", sınıf mücadelesinin ortaklaşmasını engelleyen bir bariyer olarak kullanıldığı eleştirisini yaptı. Komünizmin yıkılmasıyla Post-Sovyet devletler de milliyetçilik sayesinde ulus devletler olarak doğdu.
Soğuk Savaş'ın sona erdiği, liberal demokrasilerin egemen olduğu dönemde güçlenen küreselleşmenin milliyetçiliğin de sonunu getireceği düşüncesi yaygınlaşmıştı; ancak gerçekler öyle olmadı. Ulus devletlerin varlığını tartışmasız şekilde sürdürdüğü günümüzde hâkim olan milliyetçilik, küreselleşmenin her sorunu çözmek yerine daha fazla sorun doğurduğunu öne süren Donald Trump, Viktor Orbán ya da Jair Bolsonaro gibi liderler eliyle popülistleşti ve sekülerlikten uzaklaştı.

Milliyetçiliğin uzun yıllar boyunca dünya tarihini şekillendireceği de neredeyse kesinleşti.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İdeolojiler serisinde konumuz, doğduğu günden bu yana dünya tarihini şekillendiren milliyetçilik
22 Eyl 2022

YAZARLAR

Bartu Özden
Politics editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




