
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Batuhan Akkaya - Şehirci ve miras uzmanı, Urban.koop üyesi
Aysel Aycan Aktaş - Antropolog
Bu yazıda 6 Şubat depremini eleştirel miras çerçevesiyle ele almaya çalışacağız. Miras çalışmaları Türkiye’de sitler, anıtlar ve turizmle ilişkili miras sektörünün ilerisine geçemeyen dar bir alanda sıkıştı. Eleştirel miras güç, kimlik, çatışma, ekoloji, gelecek gibi temaları dikkat ederek ve bellek çalışmaları, kültürel coğrafya, toplumsal cinsiyet teorileri gibi eleştirel sorgulama alanlarıyla ilişkiler kurarak miras kavramını bilinen anlamının ötesine taşımaya başladı. Bu nedenle depremi yorumlamak için miras kavramını dar alanın dışına yorumlayan eleştirel miras (critical heritage) yaklaşımının farklı bir perspektif katacağına inanıyoruz.
Türkiye'nin depremlerden etkilenen kentler eleştirel miras yaklaşımında sıkça kullanılan kavramlardan bazıları ile açıklanabilir. Yıkılan mahalleler zor miras alanına (difficult heritage) dönüşerek hafıza mekânları (lieux-de-mémoires) haline geldi. Bedenler ve hatıraların karıştığı insanı, çevreyi, hassasiyetleri ve duyguları düşünmeden depolanan moloz dağları toksik mirasın (toxic heritage) bir örneğini oluşturdu. Hükümet yetkilileri, halkın bazı kesimleri ve kitleler tarafından edinilen kadercilik anlayışı ile liyakatsizlik Türkiye'nin günlük ve siyasal yaşamına nüfuz ederek kültürel belleğinin (cultural memory) bir uzantısı haline geldi.
Bu düşüncelerimizi, öncelikle 6 Şubat depremlerine odaklanarak Türkiye’deki depremlere kısa bir tarihsel perspektif vererek açıklayacağız. Daha sonrasında, depremzedelerin trajik biçimde enkaz olarak adlandırdığı yıkıntıların manipüle edilerek molozlaştırılmasını ele alacağız. Son olarak ise yeni felaketlere daha hazırlıklı olmak için resmi hafızanın ötesinde düşünmeye iten bir karşı bellek yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu savunacağız.
Deprem, kültürel hafıza ve zor miras
Türkiye’de depremler acı verici geçmişle başa çıkmanın zorluklarını ifade eden, gelecekte benzer trajedilerin meydana gelmesini önlemek için unutmakla hatırlama ve kaçmakla yüzleşme arasındaki gerilimi vurgulayan zor miras (difficult heritage) kavramı ile açıklanabilir.
Deprem tarihine çok basit bir bakış bize tüm paydaşların geçmişi hatırlamaları ve ilgili önlemleri almış olması gerektiğini düşündürüyor. Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait tarihi kayıtlar, 6 Şubat depremine benzer büyük depremleri ortaya koyuyordu. MS 526'da Antakya şehri, büyük hasara ve can kaybına neden olan güçlü bir depremle sarsıldı. Tarihsel kayıtlara göre, depremin birkaç gün sürdüğü, ölü sayısının 250 binden fazla kişi olduğu iddia edildi.
1822 Antakya depremi ise, kentte önemli hasara yol açan bir diğer yıkıcı depremdi. Çok sayıda ev, cami ve köprünün de yıkıldığı bu depremde yaklaşık 20 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor. Cumhuriyet kurulduktan sonra, depremler yerleşim yerlerini harap etmeye devam etti. 1939'da Erzincan depremi en az 32 bin kişinin hayatına mâl oldu. 1999'da İzmit depremi büyük hasara neden oldu ve 17 binden fazla kişinin ölümüyle sonuçlandı. Yukarıdaki örnekler tarih boyunca Türkiye'yi etkileyen sayısız depremden sadece birkaçıdır. 6 Şubat 2023'te Türkiye’de arka arkaya gelen iki depremde şu görüldü ki; uzak geçmişten gelen tüm bu bilgilere ve yakın geçmişteki kötü anılara rağmen zor miras depremi hatırlamayanlar afet hazırlığında başarısız oldu.
Afet bölgesine çok ihtiyaç duyulan acil refleksin 6 Şubat depremlerinde görülmeyişi, yani afetin büyüklüğüne rağmen geciken müdahale sivil toplumu, yerel yönetimleri ve uluslararası dayanışmayı harekete geçirdi. Bu durum, iktidar önderliğindeki/destekçisi yardım kuruluşları ile karşıt partiler gibi diğerleri arasında (görünmez) bir kutuplaşma yarattı. Halk tarafında ise yıllardır uygulanan depreme dayanıklı inşaat yönetmelikleri, afet yönetimi planları ve son 23 yıldır deprem vergisi adı altında toplanan yaklaşık 88 milyar lira değerindeki deprem vergileri sorgulandı.
Kimi hükümeti suçladı, kimi ekonomik koşullara bağladı ama acil bir durumda yeterli arama kurtarma ekipmanı, temel gıda ve çadırın olmaması gibi daha somut biçimlerdeki sorunlar mevcut hükümetin yetersizliklerini tartışmaya açtı. Yüzleşilemeyen zor mirasın sonuçları ve kültürel hafızaya yerleşmiş kaderci devletçilik anlayışı yetkililerin ve ana akım medyanın depremi doğal bir afete indirgeyen, normalleştiren “deprem felaketi”, “asrın felaketi” gibi ifadeleriyle; istifa etmeyen yöneticileriyle, hükümete karşı eleştirilerin ‘devletimizin kutsallığına’ yapıldığına dair söylemlerle ortaya çıktı.
Hafıza mekânı olarak afet bölgesi, toksik miras olarak moloz
Depremden etkilenen kentler depremzedelerin ve halkın mekanlara eklemlenen yeni travmatik anıları ile hafıza mekanları olarak yorumlanabilir. Ancak burada çarpıcı olan, deprem ile oluşan hafıza mekânlarının, afetin hemen sonrasından itibaren hem hükümet hem de onlara karşıt tarafların bilinçsiz manipülasyonlarına açık kalması oldu.
Deprem sonrasında sosyal medya hesaplarından birçok öncesi/sonrası fotoğrafları paylaşıldı. Bu fotoğrafların paylaşılmasının sebebi depremin fiziksel yıkıcı etkilerini göstermekten ziyade aynı zamanda bu mekanlarla ilişkilenen anıları hatırlamak, depremin görünmez yıkıcı etkilerini buradan anlatmaktı. Ancak depremzedelerin acı hatıraları ve enkaz altındaki umutları aceleci bir molozlaştırma hamlesi ile manipüle edildi. Oysaki depremden sonra bir bina çöktüğünde ‘enkaz’ olarak adlandırılır. Enkaz, insanların hala yıkılan binaların altında yaşadığına dair umut taşır. Bunun aksine moloz, inşa edilen yapıların cansız bir atık halidir. İçindeki tüm canlılar enkazdan çıkarıldıktan sonra moloz olarak adlandırılır.
Fakat enkaz mevcut iktidarın imajına saldırıyordu. Dolayısıyla enkaz hızlıca moloza dönüştürülerek kaldırılmalı ve afet bölgeleri bir an önce sterilize edilmeliydi. Enkaz altında bedenlerin olduğu iddia edilirken; enkazı moloza çevirmek için yıldırım harbi (Blitzkrieg) biçiminde iş makineleriyle ve büyük bir telaşla bölgeye girildi. Afet alanlarının bu biçimde sterilize edilmesi insanların taze travmalarına bir müdahale oldu. Bu basit bir temizlik müdahalesi değildi depremin anılarının hızlıca unutulmasına, felaketin tarihine ve depremin yıkıcı imajına yönelik bir hamleydi.
Enkaz acele ile kaldırılarak çevresel etkileri düşünülmeden moloz dağları oluşturuldu. Moloz bu anlamda geleceğin toksik mirasıdır. Toksik miras basitçe söylemek gerekirse, nükleer atıklar gibi insanların yarattığı zararın mirasıdır. Kirlilik, baskı, trajedi ve şiddetin verdiği zararları içeren havamızda, suyumuzda, toprağımızda zehirli kalıntılara neden olan mirasımızdır. Enkazların yokluğu bu nedenle anıların yönlendirilmesinde önemli bir rol oynadı. Molozlaştırma süreci depremin etkileri azalıyor algısına yol açtı. Sonrasında ‘yaraları sarma’ söylemleri altında aceleyle yeniden kentleşme ve hızlı konut projeleri vaatleri mevcut ekonomik ve politik ajandanın menfaatine sunuldu.
Bunların da ötesinde eklemek gerekir ki depremin etkilerini tartışırken, hali hazırda varolan eşitsizlikleri ve güvensizlikleri derinleştiren sonuçlarının marjinalleştirilmiş topluluklara (azınlıklar, kentli yoksullar, göçmenler, kadınlar, LGBTQI) etkilerinin ayrıca -geniş kapsamlı- tartışılması gerekir.
Sonuç olarak enkazdan moloza hızlı dönüşüm örneğindeki gibi resmi hafıza (official memory) afet mekanlarını sterilize ederek ve olayı moloz örneğindeki gibi doğal bir felaket olarak sundu. Gelecekte resmi miras söylemi (authorized heritage discourse) ile 6 Şubat'ı yorumlayan insanlar olacaktır. Bu nedenle binlerce can kaybına mâl olan ve moloz dağları ile toksik mirasa sebep olan bu yıkıcı felaketin etkisine ilişkin karşı hafızaların dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekliliğini vurgulayarak bu yazıyı sonlandırıyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Boğaziçi Üniversitesi'nde kendisine şoförlü makam arabası tahsis eden Dekan Murat Önder'in adrese teslim kadro ilanları
19 Nis 2023

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.
23 Tem 2026

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?



