Muhalefetin dikenli yolu: OHAL'de muhalefet yapmak

Ancak toplumun itiraz ve taleplerini dikkate alan ve cesurca haykıran bir muhalefet yeni bir Türkiye yaratabilir.
Muhalefetin dikenli yolu: OHAL'de muhalefet yapmak

18 Ekim - Securitas
Securitas ile birlikte

Daha güvenli bir dünya için: Securitas Daha güvenli bir dünya için: Securitas Güvenlik hizmetleri konusundaki uzmanlığını elektronik güvenlik, alarm ve itfaiye hizmetleri alanındaki deneyimiyle birleştiren Securitas , 47 ülkede 345 bin çalışanıyla dünyayı daha güvenli hale getirmek için çalışıyor. Nedir? Yenilikçi ve veriye dayalı bir hizmet sunan Securitas , Türkiye’de endüstriyel tesislerden perakende zincirlerine, turizmden enerjiye, alışveriş merkezlerinden havacılığa kadar 29 farklı sektörde faaliyet gösteren bir güvenlik şirketidir. Neden önemli? Teknolojiyi etkin biçimde kullanarak dijital dönüşümü destekleyen Securitas , geniş hizmet yelpazesini tek bir çatı altında topladığı entegre çözümlerle bilgi, insan ve teknolojiyi bir araya getiriyor. 80 yıllık deneyimiyle güvenlik sektörüne değer katmaya devam eden Securitas ’ı daha yakından tanımak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından 20 Temmuz'da Türkiye genelinde ilân edilen olağanüstü hâl (OHAL), 7 kez uzatılarak 19 Temmuz 2018'e kadar devam etti. Bu süreçte temel hedef başta FETÖ olmak üzere terör örgütleriyle mücadele olsa da Türkiye siyaseti OHAL uygulamasıyla yeniden dizayn edildi ve bugün dahi o dönemde çizilen siyaset sınırlarının içinde mücadele eden bir muhalefet var.

2016 yılında başlayan OHAL uygulaması, tüm toplumsal muhalefeti susturan, millî güvenlik ve beka söylemini siyasetin referans noktası hâline getiren, sivil toplumu atomize ederek pasifleştiren, vatandaşları siyasetsizleştirmek yerine sadece iktidarın siyasi ideolojisini benimsemeye zorlayan ve muhalefet partilerini de bu sınırlar içine hapseden yeni bir siyaset arenası tasarladı. Her ne kadar OHAL resmen 2018 yılında bitmiş olsa da o dönemde önce tahakküm altına alınan sonra da AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidarını devam ettirebilmesi için yeniden dizayn edilen kamusal alan bugün hâlâ siyasetin imkanlarını ve sınırlarını belirliyor.

Millî güvenlik ve beka söylemine hapsedilen siyaset arenası, iktidarın siyasi ikbaline hizmet etmeyen hiçbir siyasi partiye, sivil toplum kuruluşuna veya fikre alan tanımıyor, hatta millî güvenliğe tehdit olarak görülüp terörist olarak sınıflandırıyor. OHAL tahakkümü altındaki yeni siyasi arenada millî güvenliğin nasıl sağlanacağına ve milletin bekasının nasıl korunacağına karar verecek tek yetkili merci Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu için hangi fikrin makul olduğuna veya hangi siyasetçinin terörist olduğuna da yine kendi karar veriyor. Emniyet-yargı mekanizmasıyla kısa sürede hem siyasetin hem de sivil hayatın dışına çıkarılarak rejime karşı yaratılan tehdit (!) ortadan kaldırılabiliyor.

Muhalefetin dikenli yolu

Millî güvenliğin tek muhafızı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti rejimi olduğu için de iktidardaki partiyle devlet aygıtı özdeşleştirilerek Türkiye bir parti devletine dönüştürülüyor. Bu siyasi düzen, iktidar partisi için sınırsız bir siyasi avantaj ve rakiplerini bertaraf etmek için korkutucu bir devlet gücü yaratsa da muhalefet için de bir o kadar imkansız ve dikenli bir yol ortaya koyuyor. İktidarın attığı her adım, uyguladığı her politika ve yapılan her yanlış millî güvenlik ve beka şemsiyesi altında meşrulaştırılırken muhalefetin gündeme getirdiği yolsuzluk vakaları, yanlış politikalar veya siyasi skandallar vatan hainliği olarak damgalanıp meşru (!) siyasetin dışına itilebiliyor.

Başta altılı masa olmak üzere tüm muhalefet partilerinin içinde bulunduğumuz ağır ekonomik krize ve siyaseten ömrünü fazlasıyla tamamlamış AK Parti-MHP iktidarına rağmen toplumun yaşadığı sorunları dile getirememesinde, yeni ve çözüm odaklı bir söylem üretememesinde ve son aylarda yaşanan büyük ivme kaybında hâlâ devam eden OHAL siyasetinin, sınırları iktidar partisinin menfaatleri ölçüsünde belirlenmiş siyasi arenanın büyük bir etkisi var. Peki, siyasetin bu derece tahakküm altına alındığı ve muhalif tüm seslerin prangalanmaya çalışıldığı bir atmosferde muhalefet partilerinin bu yılgınlığını, etkisizliğini ve beceriksizliğini makul olarak görmemiz gerekir mi?

Demokratik rejimi inşa etme iddiası

Sadece 2023 seçimlerini kazanmak değil, Türkiye'de demokratik rejimi yeniden inşa etmek gibi iddialı bir hedefle kurulan altılı masa, henüz yolun başındayken siyasetin alabildiğine daraltılmış sınırlarını ve muhalefet yapmanın büyük bedelini bilerek bu yola çıkmıştı. Ekim 2021'de etkisini artırmaya başlayan ekonomik kriz ve AK Parti iktidarının mental yorgunluğu muhalefete kısa sürede büyük bir ivme kazandırsa da bu süreçte siyasi arenayı dönüştürme ve siyasetin sınırlarını genişletme yönünde bir girişimleri olmadı. 

Eline geçen mirası kısa zamanda harcayıp ortada kalan bir mirasyedi gibi ekonomik krizin muhalefete yarattığı avantajı çarçur edip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hamleleri sonucu başladığı yere geri dönen bir muhalefet görüyoruz bugün. Kısa zamanda ortaya çıkan tablo gösteriyor ki muhalefetin siyasetin sınırlarını genişletmeden ve iktidarın yasakladığı konuları gündeme getirmeden ne demokratik bir rejim inşa etmesi ne de 2023 seçimlerini kazanması mümkün.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun son aylarda yoğun şekilde tartışılan siyasi hamleleri, iktidarın belirlediği dar alanda siyaset yapmanın bedelini bizlere net şekilde gösterdi. Dezenformasyon yasası TBMM'de tartışılırken Kılıçdaroğlu'nun ABD'yi ziyaret etmesi ve başörtüsünün yasal güvence altına alınması teklifi muhalif siyasetin sınırlarını genişletmeden başarılı olunamayacağına somut örnek oluşturuyor.

Hâlihazırda Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 149'uncu sırada bulunan ve dünyada en çok gazetecinin tutuklu olduğu ülkelerden biri olan Türkiye'de muhalefet partilerinin seslerini duyurabilmesi için muazzam bir avantaj yaratan sosyal medya iktidarın son hedeflerinden biri oldu. TBMM'de kabul edilen "dezenformasyon yasası" ile siyaseti tahakküm altına alan iktidar partisi, bilgiyi ve doğruyu da tahakküm altına almaya çalışıyor.

İktidarın menfaatine olmayan her haberin ve görüşün dezenformasyon olarak nitelendirilip muhalif seslerin bastırılabileceği bu yasa OHAL siyaseti altında zaten dar olan muhalefet alanını daha da daraltıp neredeyse yok etme noktasına getiriyor. Ana muhalefet partisi ve ülkeyi yönetmeye aday altılı masanın en büyük ortağı olarak CHP'nin bu yasanın geçirilmesine karşı var gücüyle karşı koyması beklenirken CHP lideri hem içeriği hem de zamanlamasıyla çokça tartışılan ABD ziyaretine gitti. Kendisine yöneltilen eleştirileri de şu sözlerle yanıtladı:

"Sansür yasası oylanırken neden gittiniz” diyenler var. Eleştiriler ve eleştirenler her zaman başımın üstünde oldu. Ama bu oylamalar öncesinde düşündüm taşındım... Ya her zamanki gibi Meclis’e gidip mücadele edecektik ancak saray elindeki sayısal çoğunlukla yasayı geçirecekti. Yani gençlere yeni bir şey söylemeden bu süreç tamamlanacaktı. Ya da gençlerin, yeni bir Türkiye’nin mümkün olduğunu görmelerini sağlayacaktım. Ben bu yolu seçtim."

Kemal Kılıçdaroğlu, bu açıklamasıyla aslında muhalefetin sınırlarının iktidar tarafından belirlendiğini ve buna karşı koymanın mümkün olmadığını kabullenmiş oluyor bir nevi. Muhalefetin lideri olma ve 2023 seçimlerinden sonra ülkeyi yönetme iddiası taşıyan bir kişinin iktidar tarafından dikte edilen sınırları aşamayıp kendi seçmeni için mücadele edememesi nasıl kabul edilebilir? Tüm muhalefet partileriyle birlikte dezenformasyon yasasına karşı direnmesi beklenirken yenilgiyi baştan kabullenen bir muhalefet demokratik rejimi yeniden inşa edebilecek dirayete sahip midir?

Yeni bir Türkiye’yi nasıl bir muhalefet yaratabilir?

Kılıçdaroğlu'nun "başörtüsünün yasal güvence altına alınması" teklifi, AK Parti'nin 20 yıllık iktidarının en büyük başarılarından biri olarak gördüğü ve sınırlarını tamamen kendisinin belirlediği bir alanda muhalefet yapılamayacağının en net örneği oldu. Kılıçdaroğlu'nun bu çağrısı başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidar partisi tarafında hemen karşılık buldu ve bir referandum teklifiyle gelindi.

Bu yasa teklifi sadece başörtüsüyle kalmayarak içine aile yapısının korunması ve LGBTİ+ hakları da eklenerek kimlik siyasetinin alabildiğine kullanılabileceği güçlü bir silah yarattı iktidar partisi için. Geçtiğimiz günlerde referandumun 2023 seçimleriyle aynı gün yapılacağı yönünde bir kulis bilgisinin sızdırılması Kılıçdaroğlu’nun muhalefet stratejisinin sınırlarını gösterdi. Seçim günü, toplumsal kutuplaşmanın kilit noktalarından biri olan kimlik siyasetini referanduma taşımayı hedefleyen Erdoğan, kararsız ve sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmenleri de sandığa çekerek kararsız muhafazakârların oylarını kazanabileceği bir seçim stratejisi kurguluyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun helalleşme söylemiyle başlayan ve başörtüsü teklifiyle devam eden muhalefet stratejisi, sınırları iktidar partisi tarafından çizilmiş bir siyasi arenanın dışına çıkmadan muhalefetin başarılı olamayacağını gösterdi. Resmi olarak bitse de fiilen hala devam eden OHAL şartları altında Türkiye’de muhalefet yapmanın bedeli giderek artsa da millî güvenlik ve kimlik siyasetine hapsedilmiş bir siyasi arenada debelenmekle ne 2023 seçimlerini kazanmak ne de demokratik rejimi yeniden inşa etmek mümkün.

İktidarın izin verdiği ölçüde muhalefet yapmayı reddeden, vatandaşların yaşam tarzlarına yapılan saldırıları, bu ülkeyi pek çok kişi için yaşanmaz hâle getiren şiddet ve zorbalığı, etkisi her geçen gün artan ekonomik krizi ve demokratik bir dönüşüm talebini dikkate alan ve bunu cesurca haykıran bir muhalefet ancak yeni bir Türkiye yaratabilir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Muhalefet, yeni bir Türkiye inşa edebilir mi?

İktidarın belirlediği sınırların dışına çıkamayan muhalefet, toplumun taleplerini cesurca haykırarak seçimi kazanabilir mi, Yeni Türkiye'yi inşa edebilir mi?

26 Eki 2022

Securitas ile birlikte
Akşam

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak