Musk dünyayı kurtarabilecek mi?

Musk dünyayı kurtarabilecek mi?

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Son haftalarda savaş, enflasyon, siyasi gerilimlerle yüklü Türkiye ve dünya gündeminden kafamızı kaldırdığımızda, Elon Musk'ın aşama aşama gerçekleşen ve her anı tartışma yaratan Twitter hamlesi, gözümüze ilk çarpan olaylar arasındaydı…

"Elon Musk'ın kafasında ne var?" başlıklı 6 Nisan TED mülakatında duyduklarımızla Musk'ın dünyasına dair merakımız biraz daha arttı. Çünkü hem Türkiye’de hem dünyada olup bitenlerle giderek karardığımız günlerde TED’in başındaki Chris Anderson’a Teksas’daki dev fabrikasının açılışından bir gün önce anlattıklarıyla Musk oldukça iyimser bir dünya ve gelecek portresi çiziyordu. Örneğin çevre kriziyle başa çıkabilmek için 3 meseleye odaklanmak gerekiyordu Musk’a göre: "Güneş ve rüzgar enerjisine geçmek", "yeterli akü üretmek", "elektrikli otomobil üretimine hız vermek." Hâliyle hepsi birbiriyle alakalı mevzulardı ve Musk bunların hepsinde farklı şirketleri vasıtasıyla epey bir mesafe kat etmişti. Elektrikli otomobil üretiminde çoktan yıllık hedeflerini tutturmuş, bunlara uygun aküleri de dünyanın en büyük fabrikalarından birinde üretmeye başlamıştı. Bu fabrikada birkaç sene içinde piyasanın en az %10’unu üretebileceklerini söylüyordu. Pek yakında Tesla markalı sürücüsüz otomobillere daha sık rastlanacak ve burada kullanılan teknolojiler çok kısa zamanda robot üretimini de artıracaktı. Robotlar öncelikle tehlikeli işlerdeki emek ihtiyacını karşılamak için piyasaya sunulacak, tabii sonrasında evlere de sıra gelecekti. Musk’a göre, geleceğin dünyası, bolluk dünyası olacağı için robotların insanların işlerini alması falan sorun olmayacaktı. Musk esas tehlikeyi yapay zekânın ve makinaların kendi başlarına buyruk bir hâle gelmesi ve insanların kontrolü kaybetmesinde görüyordu. Musk mülakatta uzayda yaptığı yatırımlardan da bahsetti elbette ve insanlığın iyiliği yolunda Mars’a gidiş geliş roketlerini, enerji dolum istasyonlarını üretmek için canla başla çalıştıklarını söyledi. Twitter konusundaki ısrarının ifade özgürlüğüne verdiği önemden kaynaklandığını belirtmeyi de ihmal etmedi.

Elon Musk'ın TED Mülakatı

Tabii bir yandan da Elon Musk'ın gündelik haber akışının bu kadar çok içinde olması çok şaşırtıcı değil. Çünkü Elon Musk’ı zenginlik yarışında yalnız bırakmayan Jeff Bezos, Larry Page, Mark Zuckerberg, Bill Gates, Larry Ellison, Warren Buffet gibi isimler de kâh servetlerinin büyüklükleriyle kâh sansasyonel çıkışlarıyla sık sık medyada boy gösteriyorlar. Bundan belki çok daha önemlisi yaptıkları yatırımlarla dünyanın gidişatına yön veriyorlar. Hâliyle de eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin zirve yaptığı çağımızda, en popüler siyasi analizler komplo teorileri ile bireyciliği merkez alan daha liberal yaklaşımlar arasında gidip geliyor. Her iki türün ortak yanı sık sık bu isimlerle renklenmeleri... Kimilerinde nefret kimilerinde hayranlık figürleri olarak hep varlar. Peki bu iki kısır uca savrulmadan pek çoğu teknoloji alanındaki girişimleri ve yatırımlarıyla karşımıza çıkan bu zenginlerin zirvesinde buluştuğu günümüz kapitalizmini nasıl anlayabiliriz?

Bu hafta, BBC Radio 4 için beş bölümlük bir dizi olarak hazırlanmış Elon Musk: The Evening Rocket isimli programdan yola çıkarak Musk'ın günümüz kapitalizminde oturduğu yerden hareketle bu soruyu tartışmak istiyoruz. Programın yapımcısı Jill Lepore, Harvard Üniversitesi'nde öğretim üyesi. Amerika tarihi çalışan Lepore aynı zamanda New Yorker dergisi yazarı. Bu radyo programını daha sonra podcast olarak da yayınlamış. Başından sonuna son derece akıcı ve bütünlüklü bir anlatı olan The Evening Rocket'ı sesli kitap gibi de dinleyebilirsiniz.

The Evening Rocket

Malum, kapitalizmin günümüzde aldığı yeni biçimleri ve öne çıkan özelliklerini anlama ve açıklama çabaları yeni kavramları beraberinde getiriyor. Gözetim (surveillance) kapitalizmi, platform kapitalizmi, dikkat ekonomisi hemen ilk aklımıza gelen örnekler arasında. Lepore için bugün yaşadığımız dönüşümler arasında Silikon Vadisi’nden çıkan muazzam zenginlik ve teknoloji milyarderlerinin (tekno-milyarderlerin) yükselen iktidarı kritik öneme sahip. Buradan hareketle, Lepore, günümüz kapitalizmini (İngilizce karşılıklarının) içinde “X” harfi geçen kelimelerle ifadesini bulan extreme (aşırı), extraterrestial (dünya dışı) kapitalizm ya da basitçe “Muskism” olarak nitelendiriyor. Dünya dışı (Muskçı) kapitalizm çağında, tekno-milyarderler türlü nedenlerle (çevre krizi, iklim değişikliği, nüfus sorunları, meteor çarpması) insanlığın geleceğinin varoluşsal bir tehlike altında olduğunu söylüyor ve yatırımlarını bu riskleri bertaraf etmek için yaptıklarını iddia ediyorlar. Çok kârlı yatırımları ve ulaşılan devasa ekonomik büyüklükleri, teknokratik bir akla ve salt mühendisliğe dayanan teknolojik ilerleme fikriyle meşrulaştırmaya çalışan bir kapitalizm bu.

Geleceğin tarihini anlattığını söyleyen Lepore'a göre felaket senaryolarından beslenen bu gelecek fantezilerini anlamak için birbiriyle yakından alakalı iki kaynağa bakmak gerekiyor: teknokrasi ve bilimkurgu. Başka bir deyişle, Musk’ın ve günümüz kapitalizminin temelinde teknolojiye ve teknolojik uzmanlığa körü körüne bir inanç ve biraz da bilimkurgu hikâyeleri var. Burada da X harfinin içerdiği zengin sembolizm, bu iki kaynağı birbirine bağlıyor. "X" bilimkurgunun belki de en favori harfi. Descartes’ın matematikte bilinmeyeni X, Y, Z ile sembolleştirmesinden ve bunların arasında Fransızcada en az kullanılan harf olduğu için onu en çok kullanmasından (mürekkep ekonomisi!) bu yana bilinmeyeni, gizemli olanı ama aynı zamanda da teknolojiyi, bilimi, onların bizi götürebileceği yerleri özellikle de uzayı imleyen bir harf X. Silikon Vadisi’nde bu harfin popülerliğini takip etmekse pek zor değil. Google’ın Ar-Ge bölümünün adı X, Musk'ın ilk önemli şirketinin ismi X.com. Musk’ın son çocuğunun ismi de X Æ A-12.

Lepore'a göre Elon Musk'ın kişisel hikâyesi dünya dışı kapitalizmin temel özelliklerini yansıtan birçok detay barındırıyor. Musk, 1971’de Güney Afrika’da doğmuş çok okuyan, arabalara, aletlere meraklı ve çıkar çıkmaz bilgisayarlara dalan bir harika çocuk. İlk bilgisayar oyununu 1984’te 15 yaşındayken satmış! Musk’ın annesi ve babası Kanada’dan Güney Afrika’ya Apartheid’ın başlamasından iki yıl sonra 1948 yılında, beyazların sayısını arttırmaya yönelik göç teşvik politikalarının yarattığı dalga sırasında göç etmiş. Musk bu katı hiyerarşik toplumda refah içinde yaşayan bir ailede büyümüş. 1990’larda Kuzey Amerika’ya gelmiş. İlk başta Silikon Vadisi’nde çeşitli şirketlerde stajyer olarak çalışan Musk’ın yükselişi 1995’te internetin ticari trafiğe açılmasıyla başlıyor. Bir internet bankası olmak üzere başlayan X.com’dan Pay Pal’e, elektrikli araba üreticisi Tesla’dan Kızıl Gezegen’de koloni kurmayı hedefleyen Space X’e giden yolda geçen inanılmaz bir sermaye birikim süreci sonucu bugün Musk dünyanın en zengin insanı.

Jill Lepore’a göre "seri yatırımcılık" da denen bu sermaye birikim modelinin en çarpıcı yönlerinden birisi yatırımcılar için inandırıcı hikâyelere dayanması. Musk, Pay Pal’deki ortağı Peter Thiel ve Silikon Vadisi’ndeki daha birçok başarılı girişimcinin çok iyi kavrayıp becerdiği gibi, yatırımcıyı çekecek ve eldeki ürünün/fikrin satışına vesile olacak iyi hikâyeler yaratmak elzem. Akıl almaz servetlerin kazanıldığı seri yatırımcılığın dünyasında iyi hikâye anlatıcılığı, ilk aşamalarda üretimdeki başarı ve kârlılıktan bile daha önemli. Hikâye ne kadar uçuk kaçık, ne kadar bilimkurguya yakınsa o kadar iyi.

The Evening Rocket'ın her bölümünün ayrı bir odağı var. Örneğin, "Iron Man" başlıklı üçüncü bölümde Jill Lepore, Marvel’in 2008’de Rober Downey Junior’lı Iron Man’i piyasaya sürmesiyle Musk’ın gerçek hayat "demir adamlığına" soyunmasının hikâyesini bitiştiriyor. Ünlü, seksi, güçlü, süper akıllı ve süper bir mühendis olan Iron Man gibi Musk'ın da kendine biçtiği rol ve temel hedefi "dünyayı kurtarmak." Musk, Iron Man’la kurduğu özdeşliği serinin 2010’da yapılan ikinci versiyonunda küçük bir sahnede görünmesinden tutun da Rolling Stones gibi dergilere verdiği mülakatlara varıncaya kadar her fırsatta açık ediyor. Lepore'a göre, "Iron Man" karakteri ile ilişkilenmesi Musk’ın 2008’de iflasın eşiğine gelen Tesla’nın hikâyesini güçlendirmesine ve belki de iflastan kurtulmasına da yarıyor. Tabii bu geri dönüşte 2009 yılında ABD devletinin sağladığı yaklaşık yarım milyar dolarlık kredinin katkısını da unutmamak gerekiyor.

[Tesla’nın hikâyesi ayrıca ilginç. Bunun için Lepore’un da mülakat yaptığı ve yazdıklarıyla Musk’ı ve hayranlarını çok kızdıran Edward Niedermeyer’ın Ludicrous: The Unvarnished Story of Tesla Motors’una bakılabilir.]

Jill Lepore’un altını çizdiği gibi, dünya dışı kapitalizm düzeninde seri yatırımcılık hız kazanırken teknokrasi ve bilimkurgusal hikâyelerden etkilenme ve feyz alma konusunda Ellon Musk yalnız değil. Örneğin, Amazon’un Jeff Bezos’u tam bir Star Trek hayranı. [Bezos 2000’de Blue Origin’i, Musk 2002’de SpaceX’i kuruyor ve aralarında kıyasıya bir uzay yarışı başlıyor.] 1966 yılından beri değişen kaptanları ve mürettebatıyla hâlâ devam eden Star Trek’in bilimkurgu dünyasındaki önemini anlatmaya gerek yok herhâlde. Bezos bu diziye o kadar hayran ki 2021’de uzaya gönderdiği füzelerden birinde ilk ve ikonik kaptan Kirk’ü yani William Shatner’ı uçurmuş.

Musk ise 14 yaşında kendini aradığı dönemlerde karşılaştığı The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy’nin (Otostopçunun Galaksi Rehberi) düşüncelerinin, isteklerinin ve daha çok fantezilerinin şekillenmesinde çok önemli bir rol oynadığını farklı yerlerde defaten söylüyor. Douglas Adams daha sonra kitap olarak da yayınladığı Hitchhiker’s Guide’ı ilkin 1978’de BBC’ye bir radyo tiyatrosu olarak yazıyor. Bugün bu yapıtın çizgi romandan filme, sahne tiyatrosundan bilgisayar oyununa her hâli mevcut. Musk, "herkesin sevdiği bir filozof vardır. Benimkisi Douglas Adams" diyor. Musk’ın Falcon Heavy isimli dünyaya geri dönüş yapabilen roketinin 2018 yılında uzaya giderken taşıdığı ilk kargo bir Tesla Roadster arabası. Starman isimli mankenin şoför koltuğunda oturduğu bu arabanın ön panelinde Otostopçunun Galaksi Rehberi’nden bir alıntı olan “Panik Yapma” yazıyor. Araba Mars’ın yörüngesine doğru değilse de uzayda bir yerlerde yolcuğuna devam ediyor olmalı şu sıralar.

Kısacası, küresel kapitalizmin iplerini ellerinde tutan bu insanlar henüz “oğlan çocukları” iken karşılaştıkları yapıtlardaki ironiyi, emperyalizm ve sömürgecilik eleştirisi içeren arka planını anlamadan ya da anlamazlıktan gelerek, ellerinde milyarlarla dünya dışı hayallerinin peşinde koşuyorlar.

Gelelim Silikon Vadisi milyarderlerini birleştiren diğer önemli özellik olarak teknokrasi fikrinin ve dünya sorunlarının salt teknolojiyle çözülebileceğine dair inancın Musk’ın hayatına nasıl yansıdığına. Lepore, çok ilginç bir kişilik olan Musk’ın dedesi (anne tarafından) J. N. Haldeman’ın hikâyesiyle birleştirerek anlatıyor bunu. Güney Afrika’dan Kuzey Amerika’ya geldiği ilk yıllarda Musk dedesinin yanında kalıyor bir süre. Haldeman, 1920’lerde başlayan ama asıl olarak 1930 dünya ekonomik krizinden sonra etkinlik kazanan Teknokrasi Hareketi’nden. Bu hareketin üyeleri dünyanın varoluşsal risklerle karşı karşıya olduğuna ve bu koşullar altında yönetimlerin teknokratların eline bırakılması gerektiğine inanıyorlar. Sembolleri de yin yang’ı andıran bir işaret.

Teknokrasi

Jill Lepore teknokrasi hareketiyle günümüz Silikon Vadisi teknoloji liderlerinin bakış açıları arasında önemli benzerlikler olduğunun altını çiziyor. Nedir bunlar? Radikal bir akılcılık; gelecek fiksasyonu; sosyal ve siyasi sorunlarının teknolojik gelişmelerle çözülebileceğine dair inanç; kâğıt paraya ve fiyatlama sistemine eleştirel bakış. Bir de teknokrasi hareketi üyeleri kişisel isimlere inanmıyorlar ve kendilerine X’li ve numaralı isimler veriyorlar - Musk’ın oğlunun ismi gibi! Çevre sorununu elektrikli araba üreterek çözmeye çalışmaktan, teknolojik aklın kuracağı, Mars ve ötesinde insanlığın devam edebileceği yeni dünyalara, alternatif bir ödeme/para sistemi yaratmak üzere yola çıkan Pay Pal’den kripto-paralara olan ilgisine Musk da bu teknokratik hareketin günümüzdeki en parlak temsilcilerinden birisi sayılabilir sanki, ne dersiniz?

Sonuç olarak bu teknomilyarderler şöyle bir hesap yapıyorlar: Bugün dünyanın bir sürü siyasi, ekonomik, sosyal sorunu var ama asıl risk o ya da bu nedenle insan soyunun tükenmesi. Elimizdeki sermayenin tamamını dünyanın şu anki sorunlarını çözmek için kullanabiliriz ama o zaman insan soyunun tükenmesi riskini, bu ihtimali bertaraf edemeyiz. İnsan soyu tükenirse ne olur? Gelecek nesillerin, daha doğmamış çocukların yaratacağı potansiyel de beraberinde yok olur. Ama eğer insanlığı dünya dışı diğer gezegenlere, mesela Mars’a ve ötesine taşıyabilirsek henüz doğmamış insanların vaat ettiği potansiyeli kaybetmemiş oluruz. Yani evet bugün dünyada açlık, fakirlik, kuraklık, salgın hastalıklar var, acı var, eziyet var ama sadece bunları çözmeye yatırım yapıp insan soyunun tükenmemesini garantileyecek adımlar atmazsak geleceğin içinde barındırdığı potansiyeli çöpe atmış oluruz. Lepore bunu “dünya dışı” (extraterresstial) ekonomi mantığı olarak isimlendiriyor.

Musk da Bezos da hevesleri ve hayalleri ama aynı zamanda da korku ve kaygıları olan sizin bizim gibi insanlar. Sizin bizim gibi birtakım kitaplar okuyup, diziler seyredip onlardan çok etkilenmişler ve bu anlatılardan bazı fanteziler devşirmişler. [Bu satırların yazarlarından biri de ağır bir Star Trek hayranıdır mesela, onun da uzaya gitme ve orada hayata devam etme arzuları çok güçlüdür ☺] Ama bu tekno-milyarderlerin sizden bizden farkı, fantezilerini gerçekleştirebilecek birikim ve gücü ellerinde toplamış olmaları. Bu durumda siz ve biz, onların fantezilerinin figüranları oluyoruz.

Zenginler uzaya açılıyor da dünyayı bize bırakıyorlar sanmayın. Dünya içinde kalanların da “insanlığı” kurtarmaya dair kendi tasarımları ve öncelikleri var. O da bizi hayırseverlik (filantropi, yardımseverlik) meselesine getiriyor. Çünkü Bill Gates, Warren Buffett gibi dünyanın en zengin insanları kurdukları vakıf, araştırma merkezi ve STK’lar aracılığıyla sosyal, kültürel, bilimsel alanlarda da karar vericiler arasında. Rockefeller’le, Carnegie’yle tarihleri eskilere giden bu tip kuruluşlar son 20-30 senedir çok muazzam büyüklüklere ulaşmış durumdalar. Sadece ABD'de değil dünyanın pek çok yerinde: Hong Kong’da Li Ka Shing, Hindistan’da Azim Premji, Meksika’da Carlos Slim, Almanya’da Robert Bosch Vakfı... Buralardaki öncelikleri ve tercihleri kaynakların, fonların, bağışların nerelere aktarılacağı konusunda doğrudan belirleyici oluyor. Dolayısıyla dev servetlere sahip insanlar sadece iktisadi olarak değil sosyal ve kültürel olarak da dünyanın gidişatını belirleyebiliyorlar. Stanford Üniversitesi’nden siyaset bilimci Rob Reich Just Giving: Why Philanthropy Is Failing Democracy and How It Can Do Better (2018, Princeton University Press) başlıklı kitabında enine boyuna bu meseleyi tartışıyor.

Reich kitabında filantropinin “karşılıksız” vermenin çok ötesinde bir yerlerde durduğuna dair iki temel tespit yapıyor. Birincisi, sürecin genellikle şeffaf ve denetlenebilir olmaması. Özellikle çok zengin bağışçılar veya özel vakıflar söz konusu olduğunda, filantropi zenginliğin toplumdaki iktidarını iyiden iyiye derinleştiren ve kalıcılaştıran bir uygulamaya dönüştürme riski taşıyor. Böylelikle zenginler servetlerini kullanarak eğitim, sağlık, kültür gibi alanlarda da kamu politikalarına yön verebiliyorlar. Bu da tabii ki demokratik toplumların en temel ilkelerinden biri olan siyasi eşitlikle çelişiyor; parayı veren her yerde düdüğü çalıyor. İkincisi, “bağışlamak” tabii ki boş bir evrende olmuyor. Bu pratiği yapılandırma ve teşvik etme amacıyla oluşturulmuş hukuk kuralları, yasalar, yönetmelikler var. Bunlarla insanların ne zaman, kime ve ne kadar bağışta bulunup bulunamayacağı düzenleniyor. Bu düzenlemelerin en temel unsurları arasında para ve mülk bağışlarıyla sağlanacak vergi muafiyetleri ve indirimleri de var. Yani sonuçta aldısıyla verdisiyle bütün bu süreç alicenaplıktan, hayırseverlikten, karşılıksız fedakârlıktan çok daha azını barındırıyor. Kim kime şükran duymalı, kim bu işten ne kadar faydalanıyor ve iyilik görüyor, bunların hepsi tartışmalı hâle geliyor.

Bugün demokrasi ve siyasi hak ve özgürlükler bağlamında dünyanın en şahane zamanları olmadığını düşündüğümüzde ise mesele iyiden iyiye karmaşıklaşıyor. Yargısıyla, medyasıyla, üniversitesiyle demokrasinin teminatını oluşturan kurumların dünyanın bir çok yerinde hâlihazırda nasıl bir erozyona uğradığı ortada. Kısacası, bir tarafta otoriter, popülist liderlerin elinde can çekişen demokratik rejimler, diğer tarafta devasa boyutlara varan servet ve gelir adaletsizliğinin yarattığı teknoloji hayranı hiper-zenginler... Dünya dışı kapitalizm döneminde kamusal önceliklerin ve tercihlerin korunması ve temsili için biz kime güveneceğiz? Kırk satır mı kırk katır mı?

Mars’ın bu kadar çok bahsi geçmişken bugünkü yazımızı bitirirken bizim de size kızıl gezegeni konu alan yapıtlarla ilgili tavsiyelerimiz olacak. Mars'ta yaşam konusunda 1960'larda yazılmış eleştirel dozu yüksek iyi bir bilim-kurgu olan, Philip K. Dick'in Martian Time-Slip bunlardan birincisi. Bu kitap, dünyanın yaşanamaz bir yer hâle gelmesi, Mars'ın kolonizasyonu ve göç ile ilgili önemli bir örnek idi. İkinci tavsiyemiz 1951 tarihli Arthur c. Clarke'ı ünlü yapan The Sands of Mars. Ve kapanış şarkısı olarak da David Bowie'den "Life on Mars".

Bültenimizin hazırlanmasında her zaman olduğu gibi bize büyük destek veren Burak Şuşut, Özge Açıkkol ve Zeynep Uysal’a çok teşekkür ederiz.

Bitirirken her zamanki hatırlatmalarımızı yapalım: Bu bülteni çevrenize iletebilir, apos.to/n/zappa-zamanlar adresi üzerinden ücretsiz kayıt olmalarını söyleyebilirsiniz. [email protected] adresinden bize ulaşabilirsiniz, düşüncelerinizi, okuma ve dinleme önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Hepinize şimdiden iyi haftalar dileriz. 29 Mayıs’ta görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

Musk dünyayı kurtarabilecek mi?

Dünya dışı kapitalizm ve geleceğimiz...

15 May 2022

Robinson Crusoe on Mars (1964)

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR