Mutfağın En Tatsız Hali: Taciz ve Psikolojik Şiddet

“Olur öyle şeyler.”
Mutfağın En Tatsız Hali: Taciz ve Psikolojik Şiddet

Görsel: Foodservice and Hospitality

Elif Birbiri

Son senelerde gıdanın insan hayatına eriştiği alanlar genişledi. Sürekli yeni mekânların açılması ve farklı trendlerin ortaya çıkmasıyla, yiyecek-içecek sektöründe çeşitlilik arttı. Sosyal medya ağlarının yaygın olarak kullanılması da bu durumu körükledi. Restoranlarda hazırlanan tabaklar, evde pişen yemekler ve tarifler Instagram, Twitter ve TikTok gibi uygulamalar aracılığıyla sergilenmeye başladı. Günümüzde çeşitli meslek gruplarından birçok insan gittikleri mekânlarla ilgili değerlendirmeler yapıyor, deneyimlerini takipçileriyle paylaşıyorlar. Durumun böyle olması yiyecek-içecek sektöründeki rekabeti kızıştırıyor, gıda üretimi yapan işletmeler müşterilerini memnuniyetinde için adeta yarışıyorlar. Benim bu yazıyı yazmamdaki amaç, bahsettiğim rekabet ortamında tüketicilerin son derece kıymetli olduğu bu sektörde, üretim alanında yaşanan sorunları daha görünür bir hale getirmektir. 

Profesyonel mutfaklarda çalışan kadınların sayısı artmış olsa da bu mutfakların uzun seneler boyunca erkeklerin çalışma alanları olduğunu biliyoruz. Bunun sebebini erkeklerin daha iyi yemek yaptığı fikrinde aramak yerine, onların bu işten gelir elde ederken, kadınların ise evlerde ‘görünmeyen emek’ başlığı altında mesai olarak değerlendirilmeyen[1] işleri yapmasında aranabilir. Bu sebeple profesyonel mutfakların yalnızca erkeklere ait bir alan olduğunu mutfak çalışma saatleri, ağır yük taşıma, takım yönetebilme ve stresle başa çıkabilme gibi faktörlerle savunmak gerçeklikten uzak olup, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gözler önüne sermiştir. Ayrıca, kimi erkek şeflerin kendilerini “yıldız” görerek arzu ettikleri her kadına erişebilecekleri yanılgısına kapılmaları da üstüne düşünülmesi gereken bir konudur. (Sanki tanınmış kişilerin böyle bir şeye hakkı varmış gibi?!) 

İş arkadaşlarını ve çalışanlarını ‘"mobbing" olarak adlandırdığımız psikolojik şiddet ve baskı, fiziksel ve sözlü tacize maruz bırakan kişiler olduğunu biliyoruz. Bu durumu deneyimlemiş kadınlardan birkaçı son zamanlarda yaşadıkları tacizleri ve mobbing’i dile getirdiler. Ancak bunun hakkında konuşmak herkes için kolay olmayabiliyor. Benzer durumlar belki de bugüne kadar deneyimlemişizdir ve bunun farkında bile olmamışızdır. Bu şiddetin ağır mutfak şartları altında “normal” olduğuna inandırılmışızdır. Geçim derdimiz olduğundan işten çıkarılmaktan korkmuşuzdur. “Bunu dile getirirsem insanlar hakkımda ne düşünür?” diyerek, çekinmişizdir. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünerek durumu sindirip hayatımıza devam etmişizdir. Daha birçok sebepten susmuş olabiliriz fakat biz, mutfak emekçileri, buna bir son vermek istiyoruz. 

Aynı zamanda bunun sadece kadın-erkek ilişkisiyle sınırlandırılamayacağını, patron-işçi hiyerarşisine bağlı olarak da geliştiğini göz ardı edemeyiz. 

Görsel: The Irish Times

Hem cinsiyetçi hem de hiyerarşik ilişkilerin nasıl kurulduğunu göstermek adına yaşanmış olaylardan örnekler vereceğim. Bazı örnekler bunu yaşamış kişiler tarafından ifşa edildi, bazılarıysa çeşitli mutfaklarda çalışan ve isim vermek istemeyen arkadaşlarımız tarafından paylaşıldı. Bu yüzden ben de isim vermeyeceğim. 

• Kadın bir işletme sahibi yine kadın çalışanına mobbing uygulayarak sebepsiz yere, canının öyle istediğini belirterek- işten çıkardı. 

• Erkek bir şef, gecenin bir vakti sarhoş olmasını bahane ederek bir kadına mesajlar atarak sözlü tacizde bulundu. 

• Kadın bir şef-işletmeci, kadınların mutfakta çalışmak için fazla duygusal olduğunu söyledi. 

• Erkek bir mutfak çalışanı, kadın iş arkadaşına yoğun servis saatleri sırasında fiziksel olarak temasta bulunup (birçok kez!) bunun mutfağın ‘fıtratında olduğunu’ söyledi. 

Durumu patronuna şikayet eden kadına gelen cevap şuydu: “Olur öyle şeyler.” 

• Erkek bir mutfak çalışanı yine erkek mutfak şefi tarafından daha sert mizaçlı olması gerektiğine dair birçok kez uyarı (!) aldı. Şefinin istediği kadar sert olmadığı gerekçesiyle mutfakta başarısız olduğu fikri zorla kabul ettirilmeye çalışıldı. 

• Erkek bir işletme sahibi kendisine yüz vermediği gerekçesiyle (ama bunu gizli tutarak) kadın mutfak çalışanına diğer çalışma arkadaşları önünde sözlü şiddet uyguladı. 

İllüstrasyon: Ryan Garcia

Verdiğim bu örnekler binlercesi arasından yalnızca birkaç tanesi. Bu problemlere birçok zaman “iş ortamında yaşanılabilecek şeyler, abartmayın” gözüyle bakılıyor. Benzer şekilde işletmelerine ve markalarına leke sürülmesini istemeyen patronlar -cinsiyetleri fark etmeksizin- olayların üstünü kimseler duymadan kapatmak için çabalıyor. Çünkü işletmelere yapılan yatırımlar bu işletmelerin emekçilerinden daha kıymetli görülüyor. Bunu yaparken şiddete/tacize maruz kalmış kişilerin sırtlarını sıvazlayarak susmalarını rica ediyorlar (!) veya işten çıkarıyorlar. “Yerine bir başkasını buluruz.” diyerek, kişisel deneyimleri kıymetsizleştirmeye çalışıyorlar. Tüm bunlar sektöre yeni girmiş insanların özgüvenlerini kırıyor, iş yerlerini güvensiz alanlara dönüştürüyor ve tacizcilerin aynı söylem ve pratiklerine devam etmelerine sebep oluyor. Her alanda şiddete, mobbing’e ve tacize karşıyız ve bunun hiçbir türünün mutfağın fıtratında olmadığını biliyoruz. 

Peki Ne Yapmalıyız? 

Bahsi geçen mobbing, şiddet ve tacizleri görüyoruz, duyuyoruz hatta deneyimliyoruz ama kimi zaman ne yapacağımızı bilemiyoruz. İlk etapta bilinmelidir ki, bu sorunlar karşısında yalnız değiliz. Bunları normalleştirmek yerine görünür hale getirerek mücadele edeceğiz. Tam da bu yüzden bir olay yaşadığımızda -veya o olaya şahit olduğumuzda- ses çıkarmalı, tepkisiz kalmamalıyız. Ayrıca, herhangi bir şiddete maruz bırakılan kişiyi yalnızlaştırıcı pratiklerden uzak durmalıyız. 

Ya mutfak dışındaysak, o zaman nasıl tepki göstereceğiz? İşletmeci kimliklerine, erkekliklerine veya çevrelerine güvenerek hedef haline getirdikleri kişilere mobbing uygulayan, şiddet gösteren kişilerle mücadele etmenin birçok yolu var; söz konusu kişileri ifşa etmek, kişinin sahip olduğu/çalıştığı yerlere gitmemek, düzenledikleri organizasyonlarda bulunmamak, işlerini yüceltmemek, yemeklerini yememek, haklarında suç duyurusunda bulunmak, insanları hem sözlü olarak hem de dijital ortamlarda bilinçlendirmek ve daha nicesi… 

Çalışma alanımızda taciz, şiddet ve psikolojik baskı İSTEMİYORUZ! Buna karşı kollarımızı sıvıyoruz ve sizden de aynısını bekliyoruz. 


Referans:

[1] Gülnur Acar-Savran ve Nesrin Tura Demiryontan, 1992, Kadının Görünmeyen Emeği: Maddeci Bir Feminizm Üzerine. 

 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş