Noel ağacı altında yorgun, kesesi boşalmış sabahı edenler vardı
Cübbenin içinde ben de vardım!-Masalarınızı evvelden temin ediniz-Kuklalarda-Sanki bizim de kuklalardan farkımız ne?-Smokinli bebekler viskilerini içiyor-Yeşil Noel ağacı altında
Mehmet Selahattin, 27 Aralık 1930
Bütün Beyoğlu ak sakallı bir bebeğin şerefine taze çam dalları ve fenerlerle donandı. Adına Noel denilen bu ucube, mağazaların camekanından fakir ve sefih İstanbul’u camdan gözleriyle seyrederken binlerce kişi bu mevhum bebeğin karşısında gülerek, eğlenerek sabahı buldular.
Burada hatırıma bir fıkra geldi. Nasrettin Hoca bir gün mahalle kahvesinde anlatmış:
“Bu sabah evden çıkarken karı bizim cübbeyi teker meker merdivenlerden aşağı yuvarladı!”
“Aman hocam nasıl olur? Hiç cübbe ses çıkarır mı?” diyenlere şu cevabı vermiş:
“Uzatmayın işte, cübbenin içinde ben de vardım!”
Şimdi ben de tasarruf haftasının ertesinde gelen bu Noel gecesinin keselere dokunan tarafını parmağıma dolayacağım amma ne yapayım ki işin içinde ben de vardım!
Saat altıdan sonra Tünel ile Taksim arasındaki geniş caddenin yaya kaldırımları bir insan nehri halindeydi. Fakat bu nehrin muayyen bir istikameti olmadığı için olduğu yerde kabarıp köpürdüğü, kabına sığamayarak sağa sola taştığı görülüyordu.
Bence vitrin müsabakasını bitirmek için çok acele ettiler. Birkaç gün daha beklenseydi Noel münasebetiyle mağazalarını süsleyenler için de çok daha zarif vitrinler bulmak mümkün olacaktı. Hemen bütün dükkanlar oyuncaklarla doldurulmuştu. Bunlar arasında başlarını sallayan keçiler, böğüren buzağılar, suda yüzen ördekler, raylar üzerinde dolaşan trenler ve daha neler neler yoktu. Galatasaray’dan itibaren bütün sokak başları tutulmuştu. Cadde üstündeki pastane, birahane ve benzeri yerlerde oturacak bir sandalye bulmak mümkün değildi. Kaç günden beri gazetelerin ilan sütunlarında “Masalarınızı evvelden tedarik ediniz!”, “Noel gecesi için yerlerinizi temin ediniz!”.
Böyle bir ihtiyatkarlığa sahiden lüzum varmış. Bereket versin ki biz sadece görüp geçeceğiz. Esasen “zevk onun ibretle seyretme yerinden izlenmesindedir.” Yalnız böyle bir ibretle seyretme yerini nerede bulmalı?
Hah işte bir çalgılı gazino! Kapısının üstünde kırmızı bir değirmen, durmadan dönüyor. Sözüm ona Paris’in meşhur Mulen Ruj’u havalanıp İstanbul’a gelmiş. Yalnız bu dönen değirmen aynı zamanda öğütmek kuvvetine de sahip mi? Onu biraz sonra anlayacağız.
Dar bir koridordan geçerek içeri girdik. Sahneye uzakça bir yer seçerek oturduk. Burada yerlerinizi evvelden tedarik ediniz demeye lüzum yok. Çünkü yerlerin yarısından fazlası boş.
Sahnede kadınlı erkekli bir grup Kafkas dansları yapıyorlar. Birkaç arşın sıçrayıp yine olduğu yere düşmekten ibaret olan bu dansları çok hoş bulup alkışlayanlar var. Muzika gürültü fakat monoton bir hava çalıyor. Locacıklarda muhabbet gırla gidiyor.
Burada daha fazla duramadım. Dışarı çıkarken baktım biri arkamdan sesleniyor:
“Böyle erkenden nereye?”
“Hiç.” dedim. “Biraz dolaşacağım.”
“Gel beraber kuklalara gidelim.”
“Haydi öyle olsun.”
Tepebaşı’na doğru yürüdük. Beyoğlu coşkun bir neşe içinde Noel Baba’yı karşılamaya hazırlanıyor. Yalnız ara yerde ne olmuşsa bu tomurcukları üzerinde duran filiz renkli mini mini çamlara olmuş. Arkadaşım oralarda değil. Çamları gösterirken gülümsedi:
“Beyoğlu yeşilleniyor.”
Dedim ki:
“Bu ağaçları böyle gördükçe ben de utancımdan kızarıyorum.”
“Adam sen de aldırma! Senede bir defadan ne olur?”
“İyi amma bir çam ağacı elli senede meydana gelir.”
Asri Sinema’nın kapısı önündeyiz. Pikoli Tiyatrosu’nun kuklalarını görebilmek için kalabalığı yarıp da içeri girmek lazım. Bunun pek kolay bir şey olmadığını ilk göğüslemede anladık. Hele gişenin önündekiler tenhaladı da yavaş yavaş sokulabildik. Fiyatlar da oldukça hatırı sayılır derecede. Sahneye yakın koltuklar 150 kuruş. Kukla da sinema gibi geriden seyredilmez ki!
Biraz sonra perde açıldı. Otuz kadar kukla başlarını eğerek seyircileri selamladılar. Bunlar içinde öyle maskara şeyler var ki insan sadece yüzlerine bakmakla gülmekten kırılıyor. Ya o mimikleri, ya o kaş göz oynatıp bir taraflarına dokunulmuş gibi acayip acayip sesler çıkarmaları… Yanımda oturanlardan biri merakını bir türlü zapt edemiyor;
“Bunların hepsini bir kişi mi oynatıyor acaba?”
“Suratları da bir tuhaf canım!”
Bir aralık kuklalardan biri karnından aldığı bir bıçak yarasıyla vefat etti. Aman katilin firarını, öteki arkadaşlarının feryat ve figanını seyredip dinlemeli. Bu kuklaların nasıl oynatıldığı akla erer şey değil vesselam! Bütün uzuvların ayrı ayrı hareket etmesi; mesela dudakların kıvrılışı, gözlerin süzülüşü, başların eğilip kalkışı, dayak atanla dayak yiyenin tıpkı birer insan gibi birbirlerine kaş çatıp hiddet edişleri insanı çileden çıkaracak kadar hoş.
Kuklaların rolü bitince sahneden çekildiler. Kuklacılar alkışlar arasında göründü. Arkadaşımın hafif tertip feylesofluğu tuttu:
“Sanki biz insanların da kukladan farkı ne? Dünya sahnesinde uzun ve kısa bir rolümüz var. Bu rol bitince gözlerimizi kapayıp geldiğimiz yere gidiyoruz.”
Ben ilave ettim:
“Yalnız bizim ipimiz ayrı ayrı kimselerin elinde değil. Bir tek kuklacının elinde oynuyoruz.”
Gece yarısı başlamıştı. Sokaklar Noel şerefine içebildiği kadar içmiş sarhoşlarla doluydu. Noel ağaçlarıyla süslenmiş camekanlar içinde smokinli bebekler viskilerini içiyordu. Otomobiller kürklere bürünmüş mont kadınlarını yine yeni eğlence yerlerine taşıyordu. Sabahın çiğ aydınlığı Beyoğlu’nu işte böyle dallarına binbir renkte fanuslar asılı yeşil Noel ağacı altında yorgun, mecalsiz ve kesesi boşalmış buldu. Yaşasın Noel!
*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair çok zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Beyoğlu'nda bir yılbaşı akşamı, büyük ikramiye 200 bin lira, “Sanki biz insanların da kukladan farkı ne?"
28 Ara 2021

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR


