
Çerezlik Hikayeler’de bu hafta konumuz nostalji. Elektroniklerden, kitaplara, peruklardan, oyuncaklara kadar lezzetli bir çerez karışımı ile sizlerleyiz. Yazılar sizden, görseller de yetenekli mi yetenekli 20'liğimiz Serra Utkum İkiz'den. Kokteyl yanına yemelik, televizyon izlerken didiklemelik. İyi okumalar.

İllüstrasyon: Serra Utkum İkiz
Yasmin, 23, İstanbul/New York
Yıllardan 2007-2008. İlkokul öğrenciliğimin doruğundayım; 1. Sınıfı atlatmış, kız kardeşim ünvanını kazanmış bir sıra arkadaşım, sınıf numaram olan E harfine inanılmaz bir bağlılığım ve beyaz külotlu çoraplara karşı açıklanamayacak bir nefretim var. Bunları geçtim, okul sonrası düzenimi oturtmuşum. Saat 15:00’i gösterdiği an, hoppa servisin en arka koltuklarına. Köprüyü geçtiğimiz yoğun trafikli o süre boyunca aklımda tek bir şey: sucuklu tost ve portakal suyu.
Okuldan eve vardığım an çantamı kapının yakınındaki pufa koyar, üstümü değiştirir, ellerimi yıkar (önemli), yiyeceklerimi alıp televizyonun karşısına otururdum. O dönem kalitesinin zirvede olduğu Disney Channel’ı açar ve ödevlerime başlamadan önce 2-3 dizi izlerdim. Sucuklu tostum, o eski plastik beyaz tost makinalarından çıktığı için üçgen şeklinde olurdu. Makinanın içine akıp kızaran kaşar peynirleri de çatır çutur, elimi ve damağımı yaka yaka yerdim. Büyümenin getirdiği bilinmezlik beni o dönem çok korkuturdu. Kendi kendime şu sözü verdiğimi hatırlıyorum: ‘Yasmin, ne olursa olsun, ne kadar büyürsen büyü, sucuklu tostundan ve Disney Channel’dan vazgeçmeyeceksin!’
Bu sözü kelimesi kelimesine tutmamış olsam da, sözün taşıdığı ağırlığı ve duyguları kendime hep hatırlatıyorum. Büyümek de güzel şey doğrusu, içinizdeki çocuğu unutmadıkça.

İllüstrasyon: Serra Utkum İkiz
Berkok, 26, Londra
Çocukken tüplü televizyonlar daha yaygındı. Tüplü televizyonların da sebebini bilmediğim şekilde bir ‘aurası’ olur — muhtemelen ekrana görüntü veren sistemin manyetik alanı. Ekrana elini yaklaştırınca elektriksel bir buluta dokunur gibi olurdum, hafif bir karıncalanma hissi ile avucumu okşardı. Sonra ruh, aura, enerji konseptleri kafamda hep bununla eşleşti. Bir kere suratımı, hatta dilimi de yaklaştırdığımı hatırlıyorum. Ama zararı vardır aptal kalırım diye korktum ve hızla geri çekildim. Bazı insanların enerji alanına girince de bu olur diye korkmuyor değilim.

İllüstrasyon: Serra Utkum İkiz
Melisa, 21, Istanbul
Bana çocukluğumu hatırlatan bir kitap var— adını kendim dışında kimseden duymadım ne yazık ki. Henüz kitap okuma alışkanlığımın ince çocuk kitaplarıyla sınırlı olduğu ilkokul sürecimde kuzenimden aldığım Bilgin Adalı'nın "Kaledibi Sokağı" adlı kitabı. 13 yaşında olmamama rağmen üstünde +13 yazılı bir kitap okuduğum için kendimi çok büyümüş hissetmiştim. Aynı zamanda okuduğum ilk kalın kitaptı, yaz bitiminde okula döndüğümüzde ne yazık ki hiçbir arkadaşım o kadar kalın bir kitabı okuduğuma inanmamıştı. (oysa muhtemelen kalın bir kitap bile değildi). Çok sevdiğim için hep yanımda taşıyordum fakat sonrasında okulda çalındı. Yakın zamanda nostalji için alıp tekrar okumayı planlıyorum.

İllüstrasyon: Serra Utkum İkiz
Emre, 19, Giresun
Bana çocukluğumu hatırlatan, hatta belkide çocukluğumu oluşturan şey radyo, ev telefonu veya başka bir cihaz — ama bozuk olanlardan. Küçüklüğümde bozuk veya eski aletleri söker ve içinde bulunan kablo, ampül, hoparlör vb. gibi kısımlarını alır ve kendimce küçük deneyler yapardım. O zamanlarda bu hobi, yapmaktan mutluluk duyduğum tek şeydi çünkü çoğu yaşıtımın tersine ben dışarı çıkıp oyunlar oynamazdım. Elektronik aletler benim en büyük arkadaşlarımdı. Köyde kimde bozuk veya atacağı bir alet görsem ‘onu bana verebilir misiniz?’ derdim. Maalesef evimizin yanması ardından, elime elektronik aletler geçtiğinde bu olayı hatırlar ve hevesim kırılırdı. Her ne kadar arkadaşlarımın gidişinin üzerinde hayli zaman geçmiş olsada köyde eski veya çalışmayan bir elektronik alet gördüğümde içimden "Bunu bana verebilir misiniz?" diyor ama bunu gerçeğe dökemiyor, gülüyor ve kendi kendime "Eskiden olsa bu aleti zevkle söker, her parçasını ayırır ve bir şeyler yapmaya çalışırdım. Ne günlermiş be!" diyorum.

İllüstrasyon: Serra Utkum İkiz
Ece, 23, İstanbul
Game Boyumu tüm oyun kasetlerimle birlikte her yere taşırdım. Game Boy’un açılmadığı ya da oyunun çalışmadığı zamanlar oluyordu. Bu anlarda hemen ümit yitirmek yerine sihirli “çıkarıp, üfleyip, geri takma” tekniğini uygulardım. Bu yöntem, belirli bir jenerasyona özel, ortak bilinçten gelen bir hareket bence. Bu taktiğin gerçekte işe yarıyor oluşu da muazzam bir mucize bence. Ipad ile büyümüş çocukların asla anlayamayacağı, müthiş bir tatmin, sihir, büyü.

İllüstrasyon: Serra Utkum İkiz
Ada, 22, İstanbul
Küçükken Hannah Montana’ya aşıktım ve kendimi galiba bir ara o sanıyordum. Her şeyim Hannah Montana’lıydı ve bi gün bu koleksiyonuma peruk da dahil oldu. Her yere Hannah Montana peruğumu giyerek gidiyodum. Perukla uyumlu Hannah Montana benzeri kıyafetler kombinliyordum. Annemler adına bir miktar üzücü. Bu arada, her yere derken gerçekten bakkaldan, alışveriş merkezine kadar. Her yere. Peruğu hala saklarım.

İllüstrasyon: Serra Utkum İkiz
Başak, 20, Antalya
Turkcell Selocanı bu benim en çok sevdiğim oyuncaktı. Ablam Turkcell’de çalışırken alıp bana hediye etmişti, fazla oyuncağım olmadığı için de Selocan benim en yakın arkadaşımdı. Ablamı ne zaman sinir etsem, beni onunla sınardı. Her kavgamızda oyuncağın farklı bir yeri koptuğu için annemin sürekli oyuncağımı diktiğini hatırlıyorum. Ablamlar bi gün evdeki gereksiz eşyaları atmaya karar vermişler, benim Selocan da atılanlar arasındaymış. Annemle pazardan eve dönerken mahalleden çocukların onu elli kuruşa sattığını gördüm. O anı düşününce hala içim acıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Yasmin Güleç
Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




