O Adamlar Mor ve Ötesi Baba!

Yeniden Buluştuk Övgüsü
O Adamlar Mor ve Ötesi Baba!

Yıl 2001 gibi bir şey olmalı. Bir grup henüz kaynaşmış liseli Kadıköy’de Sahaf Kafe’ye kaçak soktuğumuz ve fark edilmediğini sandığımız biralarla demleniyoruz. Birazdan Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde bir konser var, oraya geçeceğiz. Keyfimiz acayip yerinde. Yağmura aldırmadan sırası gelen kafeden çıkıp içki alıp geliyor. Bu minik kriminalliğimizle çok eğleniyoruz, çünkü güzel sarhoşuz… Evde bulduğum, harçlığımın şerefiyle filmini taktığım ve nereyi çeksem üzerine utanmadan flaşını patlattığım bir fotoğraf makinesi var elimde. O zamanki cep telefonlarımızın kamerası yok ve biz bir konseri gerçekten deneyimliyoruz. Sonradan filmi bastırması için babama veriyorum. Sağ olsun fotoğrafları getirdiğinde anneme “ya bu hep adamları çekmiş?” dediğini duyuyorum. Ben de içerden ses veriyorum “o adamlar Mor ve Ötesi baba!”.

***

Ders yükü artınca devreye dershaneler filan girmiş, yeni arkadaşlar edinilmiş, yeni alışkanlıklar öğrenilmiş derken senesi gelmeden girilecek bir sınava koşturuluyorum. İçimde zor tuttuğum bir enerjim var hep… Okul çıkışları bir grup arkadaş Çiftehavuzlar’dan Kadıköy’e yürüyoruz çoğunluk. Üzerindeki camı tuhaf mavi bir diskmenim var. Ev – Kur’dan bir mp3 alıp kendimi güncellememe daha var. CD çantam ve diskmenim hep yanımda ve çok sallanıp da aletin CDyi okuması şaşmasın diye saçma bir yavaşlıkta yürüyorum Kadıköy sokaklarında. Çekme CDlerimin yanında o zaman sanırım tek orijinal cd “Dünya Yalan Söylüyor”. Ne zaman başladı ve ne kadar sürdü bizim yaş grubunda yerli gruplarımıza burun kıvırmak şimdi pek hatırlamıyorum, ama etrafımdaki yaşıtlarımın “alternatif müzik”, hardcore ya da metal dinlediği sıralar ben bu albümü baya gizliden dinliyorum. Seçemediğim şarkılar arasında “Re” siz gün geçmiyor…

***

Nihayet 2005 gelip kapımıza çullanıyor ve biz de ÖSS’nin kapısındayız… Saçlar turuncuya boyanmış, sınav gözetmeninin bu çocuk o çocuk mu diye fotoğrafla beni kıyaslamasından illallah bir sınav sonrası annem ile babam beni şimdi Söğütlüçeşme metrobüs çıkışının olduğu noktaya, Rock İstanbul’a gidecek servise bırakıyorlar. 7YTL’ye Kilyos’a gidiyoruz. Ne acayip! Bizimkilerle gittiğimiz kamp tatillerini hatırlayamadığımdan, hafızamın diri tutacağı ilk çadırlı anım bu festival.  Lise’den kurtulmuşum, yalnızca küçük bir zaman dilimi için kimseden geleceğe dair bir soru duymak istemeyen Tuğçe’nin enerjisini, heyecanını anlatamam… Kanalını pek hatırlamadığım bir mikrofon “Yanınıza festival için ne aldınız?” diye sorunca “Ne lazımsa aldık işte?” diyecek kadar heyecanlı ve tuhaflaşmış bir ben (heyecanlıyken awkwardness hâlâ benden sorulur). Festivalin kapanış konserine sıra gelmiş, fazlaca dağılmış/dağıtmışım, sahne önünden bağır çağır rahatsız ediciliğim aklıma geldikçe hâlâ çok utanır, yine de omzumu patpatlar ‘üzülme’, derim kendime. Bir müzisyenin küfür basmak isteyeceği o dinleyici olma anım da bu festivale aittir ve sahnede yine Mor ve Ötesi vardır…

***

Evet bu anıları neden anlattığım bence malumunuz. Mor ve Ötesi’nin yeni albümü Sirenler ile albümde akan her bir detayın beni götürdüğü zamanlar, anlar, hisler ve elbette İstanbul… Albüm, çoğumuza bu türden anıları hatırlattığı, yakın geçmişimize dair tatlı bir ortaklık hissettirdiği için günlerdir herkesin yazdığı çizdiği övgüyü sonuna kadar hakkediyor.  

(Görsel: Koray Doyran & Ataberk Akalın)

Bence, bazı gruplarla flört edip güzel bir ilişki yaşayıp kopuyoruz. Sonra zamanla sıkça karşılaştığımız bir tanıdığa dönebiliyor bu gruplar ve pek de beklemediğimiz bir anda yeniden buluşuyoruz. Kendi adıma Mor ve Ötesi’yle kurduğum bağ böyle bir yerde duruyor hayatımda.

Sirenler, grup tarihiyle kişisel tarihimi, göçmeme rağmen gerimde bırakamadığım, bırakmayı da düşünemediğim İstanbul’umu düşündüğümde, tam da böyle hissettirdi. Birlikte büyümüş, olgunlaşmışız gibi... Albüm müzikal dil olarak hem alışık olmadığımız ufak tefek yenilikler barındırıyor hem de özlediğimiz, bildiğimiz, bağ kurduğumuz Mor ve Ötesi’nin ses dünyası, melodik yürüyüşü, tavrını sunuyor dinleyicisine.  Öyle ki, bazı parçaları dinlediğim sıra “aa Bırak Zaman Aksın’daki şey gibiii” ya da “aaa bu ne güzel oturmuş buraya ya…” veya “sözler…” diye diye geçti. Özellikle şarkı sözlerine odaklandığımda yakın geçmişimizde birlikte kalbimiz ne çok kırılmış ne çok hayal kırıklığına uğramış, yas tutmuş, kalkmaya, umudumuzu korumaya ve öfkemizi diri tutmaya çalışmışız, diye düşünmeden edemiyorum. Ya da belki bir dinleyici romantizmiyle grubun tüm bu hisler etrafında albümü inşa ettiğini düşünmek işime geliyor, bilmiyorum. Benim gibi birçok dinleyicisinin, belki sizlerin dünüyle bugünüyle benzer bir his ve anı havuzuyla bu şarkıları dinlediğini düşünmek, hayal etmek hoşuma gidiyor. Ortak bir çemberin içinde gibi hissetmenin iyi geldiğini hatırlamak aslında…

Albüm çıktığında İstanbul’daydım ve biraz ortama yayılan havayı hissedebildiğim için mutluyum. Gündelik hayatın içinde akarken grubun afişini metroda görmek kadar ufak bir şey bahsettiğim… Ayrıca, lansman konseri için Çiçek Pasaj’ının seçilmiş olması şehrin hafızasını albüm kadar kucaklayan bir hamle değil mi sizce de?

Albümü ilk dinleyişimde ufak notlar almıştım kendime. Tekrar dinledikçe yeni notlar ekleniyor, mekân ve sokaklar farklı olunca kondurduğum notlar da değişiyor hâliyle. Aynı sebepten favorilerimin de dinledikçe değişeceğini düşünüyorum. Birkaç gün önce Eindhoven’a yeniden “ev” dediğimizi düşünerek döndüm. Bu da bitmeyecek bir düğüm herhalde ya, neyse… Bu duyguyla, favorilerimi düşündüğümde “Linç” epey sarmalıyor. Zaten hepsinin, her ayrı bütünün ayrı bir dürtelemesi var ve bence tek bir parça seçmek de pek mümkün değil bu albümden.  Belki albümün üç parçalık bölümler ve iki köprü parçadan oluştuğunu bilmek, buna nedendir. Yine de birine çakılıp kalmadığımız albümler candır! Şimdilik beni en çok vuran son üçlü; Tünel, İstiklal ve Park, oldu. Belki sizler de favorilerinizi bizle paylaşırsınız, konuşuruz üzerine? Şimdilik böyle bir albümle yeniden buluştuğumuza teşekkürle, mutlulukla ve albümü tekrar döndürerek bitiyorum yazımı. Siz severlerine de iyi dinlemeler ve eskilerinin yanına ilişecek yeni anlar hediye diliyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Müzikli MevzularMüzikli Mevzular

BÜLTEN SAYISI

Yeni Yılın İlk Kavuştayı

Yeniden Yolumuzun Düştükleri ile Yeni Keşifler

30 Oca 2022

Anthony Delanoix

YAZARLAR

Tuğçe Hakarar

Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular

Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR