
Onu izledim ben. ile iki haftada bir konuk yazarları ağırlamaya, sözü film izlemeyi de filmler hakkında konuşmayı da en az benim kadar sevenlere bırakmaya devam ediyorum. Bu haftaki konuğum, Oğuzhan Durmuş.
İstanbul Film Festivali'nde ilk kez bir film izlediğim 2006 yılında tanıştığım Beyoğlu Sineması, o zamandan beri benim için İstanbul'daki en özel yerlerden biri oldu. Eski Beyoğlu'nun hâlâ ayakta kalan iki sinema salonundan biri olarak, hâlâ da öyle. Sinemanın geçirdiği zor dönemlerin biri bitip diğeri başlarken ortaya çıkan, 1989 gibi destek projeleri başta olmak üzere farklı sebeplerle son zamanlarda yolumun sıkça kesiştiği isimlerden biri de Beyoğlu Sineması'nın müdürü Oğuzhan oldu. Oğuzhan'ı Twitter ve Letterboxd'da takip edebilir, hazır yeri gelmişken Beyoğlu Sineması'na destek olmak için 1989'a buradan abone olabilirsiniz.
Oğuzhan ne izlemiş?

Oğuzhan'ın en iyisi: My Octopus Teacher, 2020
Collective, Boys State, Dick Johnson is Dead ve daha birçoğu... Sinema açısından 2020, benim için belgesel yılı oldu. Türle barıştığımı, öne çıkan yapımların dışında kıyıda köşede kalmışların peşine düşmeye başladığımı söyleyebilirim. Farklı ülkelerden, oldukça etkileyici hikâyeler anlatan belgeseller keşfettim. Bahsettiğim tanımlara uyan ama pek de keşif olmayan bir başka belgeseli de bu hafta izledim: My Octopus Teacher.
Belgesel yönetmeni Craig Foster'ın Güney Afrika’da yaptığı serbest dalışların birinde karşısına oldukça meraklı bir ahtapot çıkar. Craig’in duygusal anlamda oldukça zor günler geçirmesi sebebiyle soluğu yosun ormanında bulmasından mütevelli bu meraklı ahtapot, Craig için adeta bir işaret niteliğindedir. Su altındaki deneyimlerini belgelerken günden güne ahtapotu gözlemlemeye başlar ve aralarında güvene dayalı bir dostluk başlar. Hayata yeniden tutunma olarak da tabir edebileceğimiz bu dönem bir yıl kadar - bir ahtapotun yaşam döngüsünü tamamladığı zaman aralığı- sürüyor.
My Octopus Teacher’ın yönetmenleri Pippa Ehrlich ve James Reed, Craig’in ahtapotla kurduğu bağı bizim de kurmamızı talep ediyor ve bu bağı kurmak bizler için hiç de zor olmuyor. Ahtapotun inine girdikten sonra yaşamına tanıklık etmeye başlıyoruz ve günden güne ahtapot Craig’e güvendikçe de ister istemez aramızda kuvvetli bir bağ oluşuyor. Craig, ahtapotu akıl hocası olarak tanımlarken tüm bu süreçte bizler de onunla birlikte yaşamın kırılganlığı ve insanlığın doğa ile olan bağlantısında ne kadar da kör olduğumuzu altını çize çize görüyoruz.
Yapımcılar Birliği’nden (PGA) ödülle dönen, BAFTA ve Oscar adaylıkları da bulunan My Octopus Teacher, belki yılın en iyisi değil ama bıraktığı his ve öğrettikleri hiç şüphesiz aklımızdan çıkmayacak bir belgesel. Özellikle belgeselin finalinde, Craig’in oğluyla birlikte serbest dalışlara başlamasıyla yeniden hayata dönmesi üzerine finalde de baba oğulun yavru bir ahtapotla karşılaştığı sırada “Belki de yavrusudur.” repliğini duymamız, Pippa Ehrlich ve James Reed’in anlatmak istediği tüm hikâyeyi destekler nitelikte. Ahtapot sadece Craig’e değil; bu yapımı izleyen bizlere çok şey öğretiyor. - OD
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


