Okul saldırılarının anatomisi: ABD verileri, Türkiye'de artan şiddete ayna tutabilir mi?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta üst üste yaşanan silahlı okul saldırıları, erken yaşta şiddet konusunu gündeme getirirken bu saldırıların kökeninde yatan nedenlerle ilgili pek çok teorinin de ortaya atılmasına neden oldu.
Kimilerine göre üst üste yaşanan saldırıların nedeni; çocukların oyunlar, internet ya da dizilerde daha çok şiddete şahit olması; kimileri çocukların yetiştiği ortamı, kimileri siyasi atmosferi, kimileri de saldırganların psikolojik durumunu işaret ediyor.
Çözüm önerileri de olası bulunan nedenler kadar çeşitli. Siyasetçiler, eğitimciler, veliler, psikolog ve sosyologlardan gelen öneriler ve talepler; uzman çavuşların okullarda görevlendirilmesinden metal dedektörlerinin devlet okullarına yerleştirilmesine, ruh sağlığı tedavilerinin geliştirilmesinden ailelerin ceza almasına, 18 yaşın altında işlenen suçlara cezaların artırılmasından kaynaştırma öğrencilerinin okullara alınmamasına uzanıyor.
- Peki okul saldırılarının açık ara en sık görüldüğü ABD'de farklı disiplinlerden araştırmalar ve veriler ne diyor? Bu araştırmalar, Türkiye'de okullarda yükselen şiddeti anlamamıza yardımcı olabilir mi?
Okul saldırıları nasıl tanımlanıyor?
Okul saldırılarıyla ilgili küresel ya da ülke bazlı veritabanları ve araştırmalar incelendiğinde rakamlarla ilgili ilk göze çarpan farklılık, hangi olayların “okul saldırısı” kavramı altında incelendiğine bağlanıyor.
Örneğin ABD’de anaokulundan lise son sınıfa kadar (K-12) olan tüm okullarda görülen silahlı şiddet vakalarını derlemek için oluşturulmuş K-12 School Shooting Database, “okul arazisinde bir silahın ateşlenmesi, tehdit amacıyla doğrultulması ya da kurşunun okul mülküne isabet etmesi” gibi daha geniş bir tanım yaparken bazı veri tabanları “en az 1” ya da “en az 3-4” kişinin vurulduğu olayları kayıtlara geçiriyor. Ayrıca yalnızca can kaybı olan, okul saatlerinde ya da öğrencileri hedef alan saldırıları kaydeden daha dar kapsamlı verilere de rastlanıyor.
Türkiye’de onlarca can kaybının yaşandığı okul saldırıları, ABD ve Latin Amerika ülkeleriyle kıyaslandığında geleneksel olarak çok daha seyrek görülüyor. Öte yandan 2024’te Eyüpsultan'da bir okulda silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden okul müdürü İbrahim Oktugan, Mart ayında Çekmeköy’deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik gibi örnekler eklendiğinde son yıllarda okul ve okul çevresinde şiddet vakalarının hem görünürlüğünün hem de toplumsal etkisinin arttığını görüyoruz.
Küresel rakamlar “okul saldırısı”nın tanımındaki farklılığa bağlı olarak değişkenlik gösterse de ABD, açık ara konuyla ilgili en çok olayın yaşandığı ve buna bağlı olarak en çok araştırmanın yayımlandığı ülke. Ardından Brezilya, Meksika ve yine Amerika kıtasından diğer ülkeler geliyor. Avrupa ve Asya ülkelerinde ağır vakalar olsa da, hem sıklık hem nüfusa oran hem de toplam sayı bakımından Amerika kıtasının çok gerisindeler.
ABD’de yıllar içinde okul saldırılarında nasıl bir değişim oldu?
CNN’in anaokulundan üniversiteye okul arazisinde en az bir kişinin vurulduğu tüm silahlı olayları kapsayan veri derlemesine göre bu yıl ABD’de en az 21 okulda silahlı saldırı meydana geldi. Bunların 8’i üniversite kampüslerinde, 13’ü ise ilkokuldan liseye kadar olan okulların arazilerinde düzenlendi; bu olaylarda en az 13 kişi hayatını kaybetti, 15 kişi ise yaralandı.

CNN’in Gun Violence Archive, Everytown and Education Week verilerine dayanarak hazırladığı yıllık okul saldırıları grafiği.
Yıllara göre değişime bakıldığında ise okulların kapalı olduğu Covid-19 pandemisinin ilk yılında, okul arazilerinde silahlı şiddet olaylarında önemli bir düşüş yaşandığı görülüyor. Öte yandan o zamandan beri, okullarda yaşanan silahlı saldırılarda pandemi öncesine göre keskin bir artış var.
- 2023 ve 2024'te en az 83 olayla en yüksek sayıda okul saldırısının yaşandığı yıllar olurken, 48 kişinin hayatını kaybettiği 2022’nin en ölümcül yıllardan biri olduğu ifade ediliyor.
Washington Post’un derlediği veriler ise 2017 yılına kadar ABD’de yıllık okul saldırısı ortalamasının 11 olduğuna, tek bir yılda bu sayının hiçbir zaman 16'yı geçmediğine işaret ediyor. Ancak bu verilere göre de 2018'den itibaren şiddet içeren olayların sayısının artmaya başladığı görülüyor.
Washington Post, saldırganların yaş ortalamasının 16 olduğunu ve vakaların %86’sında silahların arkadaşların, akrabaların veya ebeveynlerin evlerinden bulunduğunu da ortaya koyuyor. Araştırmaya göre ABD’de milyonlarca çocuk, dolu ve kilitsiz silahların bulunduğu evlerde yaşıyor.
Silaha kolay erişim en önemli etkenlerden
Gerek okullarda gerekse okul dışında şiddet olaylarının artışını inceleyen çalışmalarda genellikle tek bir nedenden ziyade birbirini etkileyen birkaç katmandan bahsediliyor. Ancak diğer gelişmiş ülkelere kıyasla ABD’nin öne çıkmasının nedenlerini inceleyen çalışmalar arasında ortaklaşan yapısal bir neden var: Ülkede silah sahibi sivillerin sayısının yüksekliğine rağmen düzenlemelerin çok gevşek olması.
- ABD’de silah sayısı ülke nüfusunu bile aşarak 400 milyona dayanırken araştırmalar, ABD’de silah sahiplerinin daha yoğun yaşadığı eyaletlerde gençlerin ateşli silah kaynaklı cinayet ve intihar vakalarında hayatını kaybetme olasılığının önemli ölçüde arttığını gösteriyor. Dünya genelinde ateşli silahlarla öldürülen 0-14 yaş arası tüm çocukların %87’sinin ABD’de yaşadığına da dikkat çekiliyor.
Washington Post’un silah satışlarına dair verileri ise şiddet olayları, siyasi gerilimler ve belirsizlik dönemlerinin ardından silah satışlarının arttığını gösteriyor. Buna örnek olarak ise 2012’deki Sandy Hook okul saldırısı, 2020’deki koronavirüs kısıtlamaları, ırkçılık karşıtı protestolar ve başkanlık seçimleri sırasında ve 6 Ocak 2021’de ABD Kongre Binası’nın kuşatılmasının ardından silah satışlarında büyük artışlar yaşanması gösteriliyor.

Uzmanlar, bu gerilim anlarında silahlı şiddetin artmasının arkasında tek bir neden bulunmamakla birlikte pandemi kaynaklı stres, polis ile yaşanan gerilim, artan öfke ve psikolojik baskının altını çiziyor.
- Washington Post'a görüş veren kriminolog Alex Piquero bu durumu “Bütün bunları bir düdüklü tencereye koyarsanız o tencere patlar” diye tarif ediyor. Yerel siyasetçiler ve kolluk kuvvetleri de yakınlarda kolayca ulaşılabilir bir silah varsa normal şartlarda belki bir itiş-kakışla sonuçlanacak anlaşmazlıkların çok daha hızlı silahlı çatışmaya dönüştüğünü vurguluyor.
Bu da kendi içinde bir kısırdöngü yaratıyor. İnsanlar, “Çevremdeki herkesin silahı olduğu için benim de silah sahibi olmam lazım” diye düşünürken aslında bir nevi kendi kendini gerçekleştiren kehanetin ortaya çıkmasına neden oluyorlar.
Reaktif önlemler fayda yerine zarar getirebiliyor
Öte yandan okullarda silah kontrolüne yönelik reaktif güvenlik önlemlerinin etkili olmadığını, hatta çoğu zaman zararlı olduğunu ifade eden araştırmalar da var. Sonali Rajan ve meslektaşlarının 2022 tarihli araştırması, silahlı saldırganlara yönelik tatbikatlar, metal dedektörleri, polislerin varlığı, öğretmenlerin silahlandırılması gibi önlemlerin yerini önleyici ve çokkatmanlı bir halk sağlığı yaklaşımının alması gerektiğini vurguluyor; bu tip ağır önlemlerin travmatize edici ve eşitsizlikleri derinleştiren bir ortam oluşturduğunu belirtiyor.
- Araştırma, okulları tek başına ele almak yerine daha sıkı silah yasaları, güvenli saklama kuralları ve evde silaha erişimin zorlaştırılması gibi genel politikaların saldırı riskini aşağı çektiğini ifade ediyor. Ancak bunlarla da sınırlı kalmayarak “Bütün Okul, Bütün Topluluk, Bütün Çocuk” modeli üzerinden tıpkı diğer halk sağlığı sorunlarında olduğu gibi, birincil–ikincil–üçüncül önleme basamaklarından oluşan bir çerçeve sunuluyor.
Bu çerçeve, birincil basamakta yapısal nedenlere odaklanıyor; okul ile mahalle arasındaki sınırların geçirgenliğinden yola çıkarak uygun fiyatlı konuta erişim, aydınlatma gibi fiziksel koşulların iyileştirilmesi, erken çocukluk eğitimi, mahalle kütüphanesi gibi kurumlara yatırımı öne çıkararak silahlı şiddete eşlik eden eşitsizliğin azaltılması yoluyla bu sorunun önüne geçilebileceğini vurguluyor.
- Ayrıca öğrencide aidiyet hissini kuvvetlendiren programlar, öğrencilerin “adil” bulduğu kurallar, sosyal becerilerin kuvvetlendirilmesine yönelik şiddet önleme mekanizmaları, “onarıcı adalet” uygulamaları da öne çıkartılıyor.
İkincil basamakta tehdidin daha yakın olduğu durumlara odaklanılıyor. Burada da reaktif önlemler yerine "davranışsal tehdit değerlendirme" konusunda uzman ekiplerin etkisi olabileceği belirtiliyor. Ayrıca mağdur ve saldırganın dışında, olaya tanık olan üçüncü taraflara farkındalık kazandırılmasının; içe kapanma, tehditkar söylemler gibi durumlarda destekleyici bir bildirim kültürünün yerleştirilmesinin önemi de savunuluyor.
- Editörün önerisi:Akran zorbalığının sessiz tanıkları: Şiddeti izleyenleri harekete geçmeye nasıl teşvik edebiliriz? | Ayşe Alan, Angst
Son olarak saldırı sonrası iyileşme ve zararı azaltmayı kapsayan üçüncül basamakta daha fazla psikolojik danışman, okul psikoloğu istihdamı; öğretmen ve ebeveyn eğitimleri; okul ile ruh sağlığı örgütleri arasında köprü kuran programlar; yas danışmanlığı, aile terapisi gibi hizmetlere erişim öneriliyor.
Psikolojik rahatsızlıklar düşünüldüğü kadar etkili değil
Toplu saldırıların ardından en çok gündeme getirilen faktörlerden biri de ruh sağlığı. Ancak onlarca yıla yayılan araştırmalar, psikolojik rahatsızlıkları olan kişilerin silahlı şiddet vakalarının sadece küçük bir bölümünde rol oynadığını gösteriyor.
Şizofreni gibi hastalıklara sahip kişilerin şiddet eylemlerinde bulunma riski genel nüfusa kıyasla biraz daha yüksek olsa ve madde kullanımı bu riski artırsa da psikolojik rahatsızlığı bulunan kişilerin büyük çoğunluğunun hayatları boyunca şiddete başvurmadığı çok sayıda araştırmada vurgulanıyor. Aslına bakılırsa tam tersi, bu kişilerin şiddet mağduru olma olasılıklarının çok daha yüksek olduğu görülüyor.
- 2020 yılında yürütülen bir araştırma, ciddi ruhsal hastalıkları olan kişiler arasında silahlı şiddet nedeniyle tutuklananların %0,9’luk bir orana tekabül ettiğini gösteriyor. Bu da genel nüfustaki oranla hemen hemen aynı.
Psikolojik bozukluklar ile silahlı şiddet arasındaki en sağlam bağlantı ise intihar vakalarında görülüyor. Bu konudaki araştırmaları özetleyen bir rapora göre depresyon ve şizofreni gibi sorunları olan kişilerde intihar oranlarının daha yüksek olduğu ancak yine de ruhsal sağlık sorunları yaşayan pek çok kişinin ne kendisine ne de başkasına yönelik şiddet eylemlerine başvurmadığı belirtiliyor.
1994 yılında, Duke Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma ise tüm psikotik ve duygudurum bozukluklarının bir gecede ortadan kalkması durumunda kişiler arası şiddetin yalnızca %4 azalacağını hesaplıyor.
- Öte yandan çocukluk döneminde travma ve şiddetle yaşamış olmak, genç ve erkek olmak, şiddetin daha yaygın olduğu mahallelerde yaşamak, zayıf dürtü ve öfke kontrolü ve daha önce bahsettiğimiz gibi ateşli silahlara erişim silahlı şiddetle daha yakından ilişkilendiriliyor.
Johns Hopkins Halk Sağlığı bölümünde silahlı şiddet üzerine araştırmalar yürüten Daniel Webster, “Ruhsal hastalıkları daha iyi tedavi ederek toplum genelindeki şiddet oranlarını düşüreceğimizi düşünmek yanlış; bu yolla hedefimize ulaşamayız” diyor ve bunun yerine, yetkililerin ev ortamlarında travmanın azaldığı ortamlar yaratmaya yardımcı olmaları, aileleri desteklemeleri ve okullardaki çocuklara yönelik hizmetleri güçlendirmeleri gerektiğini belirtiyor.
Tek bir fail profili değil, tekrar eden risk kümeleri ve takip eden adımlar var
ABD Gizli Servisi’nin 2008-2017 arasında 41 okul saldırısını inceleyen raporu, “okul saldırganı profili”nin tek bir demografik şablon üzerinden anlaşılamayacağını vurguluyor. Ancak bazı örüntülerin tekrar ettiği de görülüyor.
Rapora göre neredeyse tüm failler, saldırının hemen öncesinde bir dizi ciddi stres faktörüne maruz kalmış. Bunlar arasında aile içi çatışma, disiplin cezası, ayrılık gibi olaylar var.
Vakaların büyük bir kısmında zorbalık, dışlanma, reddedilme anlatıları öne çıkıyor. Saldırganların yaklaşık %80’i akran zorbalığına uğradığını belirtiyor. Rapor, faillerin yaklaşık yarısının daha önce psikiyatrik tanı ve tedavi öyküsü olduğunu söylese de ruhsal sağlık ile şiddet arasında bilimsel bir nedensellik ilişkisinin kurulamayacağını da vurguluyor.
Sosyolog Jack Levin ve Eric Madfis’in okul saldırganları için geliştirdiği “beş aşamalı sekansiyel model” ise faillerin toplu saldırıya (özellikle okul saldırılarına) giden sürecini ardışık beş evre hâlinde anlatıyor.
- Kronik gerilim: Fail bu aşamada aile içi şiddet, ağır zorbalık, toplumsal dışlanma, maddi sıkıntılar, cinsel kimlik/rol baskısı, ırkçı ya da sınıfsal aşağılanma gibi uzun süreli bir gerilim yaşıyor. Ancak henüz somut bir planı ya da hedefi yok.
- Algılanan adaletsizlik ve kimlik tehdidi: Kişi, ikinci aşamada yaşadığı bu gerilimi kasıtlı bir haksızlık ve aşağılanma olarak kodlamaya başlıyor. “Bana bunu bilerek yapıyorlar”, “Herkes bana karşı”, “Sistem benim gibi insanları yok sayıyor” hissi güçleniyor; kimliğinin tehdit altında olduğu algısı güçleniyor.
- Şiddet düşüncesi: Fail, burada şiddeti olası bir çıkış yolu olarak değerlendirmeye; kitlesel saldırılar üzerine okumaya, izlemeye, internet forumlarında dolaşmaya başlıyor. “Şiddetle güç kazanma” fantezileri bu evreye eşlik edebiliyor. Silahlara, önceki okul şiddeti vakalarına, “anti-kahraman” figürlere özel bir ilgi geliştirilebiliyor. Bu aşama halen geri döndürülebilir bir nokta.
- Planlama ve hazırlık: Burada artık fantezi, bir plana dönüşüyor. Fail, hedefler seçiyor; zaman, mekan ve yöntem üzerine çalışıyor; silah temin etmek için adım atıyor; sosyal medya üzerinden “Yakında göreceksiniz” gibi tehditlere de başvurabiliyor. Bu aşama, dışarıdan gözlenebilecek “sinyaller” açısından kritik; risk değerlendirmesi ve önleme çalışmalarının en çok odaklandığı basamak.
- Saldırı: Son aşamada plan eyleme dökülüyor. Birçok vakada saldırı intiharla veya polis tarafından etkisiz hâle getirilmeyle noktalansa da bazen fail kaçabiliyor ya da sağ kurtulabiliyor.
Bu model, okul saldırılarını “aniden deliren birey” modelinden çıkarıp toplum, aile, okul, medya ve silah erişimi gibi yapısal etmenlerle birlikte, zaman içinde izlenebilen bir süreç olarak kavramsallaştırıyor. Erken uyarı işaretleri, müdahale olanakları ve politika tartışmaları bu beş basamakta birbirine bağlanıyor.
Saldırılar taklit etkisi üzerinden ‘bulaşıcı’ hâle geliyor
Son olarak konuyla ilgili literatür, medya temsillerinin saldırganların birbirini taklit ederek saldırıların bir salgın hâline gelmesine kapı açtığını vurguluyor.
- Araştırmalar, ABD’de bir okul saldırısının ardından geçen 13 gün boyunca yeni bir saldırı olasılığının anlamlı şekilde yükseldiğini, her okul saldırısının ortalama 0,22 yeni olayı tetiklediğini gösteriyor.
Bazı araştırmalar ve vaka analizleri, faillerin bir bölümünün önceki saldırganları örnek aldığını, onlar hakkında okuduklarını, manifestolarına referans verdiğini, “tarihe geçmek”, “hatırlanmak”, “rekoru kırmak” gibi ifadeler kullandığını belgeliyor.
Bu nedenle saldırganın adı, fotoğrafı, manifestosu, “rekor”u ne kadar parlatılırsa benzer yaş/cinsiyet/gruptan kırılgan bireyler için o kadar çekici bir model hâline geldiği savunuluyor. Bu yüzden medya kılavuzları, saldırganın adını ve fotoğrafını mümkün olduğunca az vermek; “rekor kırdı” gibi dil kullanmamak; mesafeli bir haber tonu tutturmak; motivasyon anlatılarını romantize etmemek; olay sonrası haberleri sınırlandırmak gibi öneriler getiriyor.
Bu çalışmalar, medyanın “suçlu” olduğunu söylemiyor ama olaylar arasındaki bulaşma etkisinde taşıyıcı vektör olarak işlev gördüğünü, bu yüzden sorumlu haberciliğin doğrudan önleyici etki yaratabileceğini iddia ediyor.
Bütüncül bir çözüm ihtiyacı
Sonuç olarak bilimsel literatür, okul saldırılarını tek tek “canavar” faillerin hikayesi değil, belirli şartlar biraraya geldiğinde tekrar eden bir düzen bozulması olarak okuyor.
- Güvenlik servisleri de akademisyenler de şu noktada kesişiyor: Elimizdeki hiçbir gösterge seti, tek başına bakıldığında bir genci güvenilir şekilde “geleceğin saldırganı” diye işaretleyemiyor; tam tersine, aynı risk faktörlerinin çoğunu taşıyıp asla şiddete yönelmeyen milyonlarca genç var.
Araştırmaların işaret ettiği çıkış yolu ise projektörü tek bir çocuğun zihninden kaldırıp sahnenin tamamına çevirmek: Silahlara bu kadar kolay erişilebilen, zorbalığın, eşitsizliğin ve dışlanmanın sıradanlaştığı, toplumsal gerilimlerin yükseldiği, ruh sağlığı desteğinin ise ancak kriz anında devreye girdiği bir ortamda şiddet, giderek daha çok genç tarafından benimsenebilir.
Bu yüzden literatür, asıl enerjinin reaktif ancak yüzeysel önlemler yerine risk-koruyucu faktör dengesini değiştirmeye harcanması gerektiğini söylüyor. Yani okul iklimini güvenli ve kapsayıcı kılmak, silaha erişimi zorlaştırmak, ebeveyn gözetimini ve destek ağlarını güçlendirmek, çocuk ve ergenleri erken yaşta erişilebilir psikolojik destek hizmetleriyle buluşturmak; en önemlisi de eşitsizlik, zorbalık ve dışlanma döngüsünü sistematik biçimde kırmak.
Bu da tek tek “tehlikeli çocuklar”ı ayıklamaya odaklanan bir dedektiflik öyküsü değil; şiddeti üreten zemini değiştirmeye çalışan uzun soluklu ve kolektif bir yeniden inşa çabası gerektiriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Deniz Kaynak
Editor-in-chief at Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




