Okumak için çalışan gençler anlatıyor: ‘Tam zamanlı çalışan, yarı zamanlı öğrenciyiz’

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Üniversite öğrencileri için okurken çalışmak yeni bir durum değil. Ancak son yıllarda altından kalkılamaz hâle gelen yaşam maliyetleri ile birlikte okurken çalışmanın mahiyeti de değişti. Bir dönem deneyim kazanmak ya da kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmek için yapılan yarı zamanlı işler, bugün birçok öğrenci için kira, fatura ve gıda gibi temel ihtiyaçları karşılamanın yegane yolu hâline geldi.
- Türkiye’de öğrencilerin eğitim ve iş yaşamına eşzamanlı katılımına dair doğrudan “okurken çalışan öğrenci” oranını ölçen resmî bir istatistik olmasa da genç nüfusun işgücüne katılımı ve istihdamı üzerine veriler tabloyu genel hatlarıyla ortaya koyuyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), 2024 yılı “İşgücü Piyasasında Gençler" araştırmasına göre 15-34 yaş grubundaki gençlerin işgücüne katılma oranı yaklaşık %60,1, istihdam oranı ise %52,5 olarak ölçüldü; bu yaş grubunun önemli bir bölümü eğitimine devam ediyor.
Aynı verilere göre gençlerin %17,7’si 2024’te eğitimini yarıda bıraktı veya bölüm değiştirdi, bunların önemli bir kısmı ekonomik nedenleri gerekçe gösterdi. Gençlerin %22-5’i ekonomik nedenler, %14,1’i ise ailevi nedenlerden dolayı eğitimini yarıda bıraktığını veya bölüm değişikliği yaptığını beyan etti.
Ayrıca eğitim sonrası uzun süreli iş bulamayanların oranı ise %21,7 oldu. Bu oran erkeklerde %10,6 düzeyindeyken, kadınlarda %33,9 gibi yüksek bir seviyeye ulaştı. Veriler, kadınların işgücüne katılımında hâlâ ciddi zorluklarla karşılaştığını ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında atılması gereken adımlar bulunduğunu gözler önüne seriyor.
Aposto’ya konuşan gençler ise okurken çalışmanın kendileri için bir tercih değil, zorunluluk olduğunu söylüyor. Kimi ailesine destek olmak, kimi kirasını ödeyebilmek, kimi de günlük masraflarını karşılayabilmek için üniversite hayatını çalışarak geçirmek zorunda kaldığını ifade ediyor.
‘Öğrenciyken toplam yedi farklı işte çalıştım’
25 yaşındaki Şerife, Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden geçen yıl Haziran ayında mezun oldu. Şu anda bir firmada insan kaynakları uzman yardımcısı olarak çalışıyor. Ailesi Nevşehir’de yaşayan Şerife, üniversiteyi kazandıktan sonra İstanbul’a taşındığını söylüyor. Üniversite hayatı boyunca toplam yedi farklı işte çalışmak zorunda kalmış:
“Birinci sınıftayken garsonluk gibi işlerde çalıştım çünkü o zaman staj bulmamın imkanı yoktu. Okulun yakınındaki bir kafede garson olarak çalıştım. Elime çok bir şey geçmiyordu. Sonra bir AVM'de çalıştım ama arada da farklı işler oldu.
Sonrasında artık kendi bölümümle ilgili işler yapmaya başladım. Editör asistanlığı yaptım. Bir eğitim platformunda ve bir kitabevinde çalıştım. Daha sonra bir mağazada çalıştım. Yaptığım stajların bazıları insan kaynaklarında, bazıları da daha farklı işlerdi.”
Şerife, üniversite hayatı boyunca yalnızca kendisi için değil, üniversitede okuyan kız kardeşine destek olmak için de çalıştığını söylüyor:
“Üniversite hayatım boyunca maddi zorluk yaşamadığım hiçbir dönem olmadı. Annem ev hanımı, babam da işçi emeklisiydi. Zaten ellerine 3-5 kuruş geçiyordu. Aldıkları paranın büyük bir kısmını kiraya veriyorlardı, geriye çok az kalıyordu. Biz beş kardeşiz. Üç kardeşim okumuyordu ama ben ve bir kardeşim okuyorduk. Ben hem kendim hem de kız kardeşim için çalışıyordum.”
Öte yandan çalışmak zorunda olması, üniversite hayatını doğrudan etkilemiş; Şerife birçok akademik ve sosyal faaliyetten yararlanamadığını anlatıyor:
“İçimde kalan büyük bir ukdedir. Ne Erasmus yapabildim ne herhangi bir projeye katılabildim ne de kulüplerde aktif olabildim. Çalıştığım için zorunlu derslerime bile katılamıyordum. Çoğu zaman okula haftada bir ya da iki gün gidebiliyordum. Hatta birinci sınıfın ilk döneminde derslere o kadar az katılmıştım ki not ortalamam 3’ten 2’ye düşmüştü. Hocalara yalvara yakara ‘Okulumu ve bölümümü çok seviyorum ama şartlardan dolayı çalışmak zorunda kaldım, lütfen beni dersinize alın’ diye e-posta attığımı hatırlıyorum.
Not ortalamamın düşüklüğü ve hocalarla iletişimim yüksek lisans yapma ihtimalimi düşürdü. Sosyal hayatım hiç yoktu zaten. Hayatım iş-okul-yurt döngüsüydü. Mezun olduğumda okul aradan çıktı diye düşünüyordum hatta.”
Şerife büyüdüğü şehirde üniversite sınavı için çalışırken üniversite hayatının bambaşka olacağını düşünmüş:
“Babam bana para gönderemiyordu. Liseyi de küçük bir yerde okudum. İlkokul arkadaşlarımın birçoğu okuyamadı bile. Benim büyüdüğüm köyde sadece ilkokul vardı, ortaokul bile yoktu. İmkanlarım çok kısıtlıydı. Geldiğim ortamdan dolayı Boğaziçi’ni kazanmam çok zordu. Boğaziçi’ne gelince bu durumun değişeceğini düşünmüştüm açıkçası.”
'Kendimi çok yaşlı hissediyorum'
Öte yandan üniversite döneminde çalışmanın ona kazandırdıkları da olmamış değil:
“Çok erken yaşta çalışma hayatına girdim. Şu an arkadaşlarımın çoğu ilk işlerine giriyor ve ama bu benim sekizinci işim. Her çalışma ortamının kendine göre dinamikleri oluyor; birçok farklı insanla birlikte çalışmayı öğreniyorsun. Üniversiteye gelene kadar sosyal becerilerim çok düşüktü, bu ortamlara gire gire açıldığımı fark ettim. İnsanlarla nasıl konuşmam gerektiğini öğrendim.
Ama bana bunu bu kadar erken yaşta deneyimlemek ister miydim diye sorsanız kesinlikle istemezdim. Şu an kendimi çok yaşlı hissediyorum, sanki 30 yaşındaymışım gibi. Çünkü 6-7 yıldır çalışıyorum. Maddi imkansızlıkları bir kenara bıraksak bile hayattan zevk alamıyorum.”
Şerife, öğrencilerin erken yaşta yoğun bir şekilde çalışmak zorunda kalmasının doğru olmadığını düşünüyor:
“Ben bu ülkede yetkili olsaydım böyle bir şey olmasını istemezdim. Olacaksa bile insanların mesleklerine göre deneyim kazanmalarına yönelik bir plan yapardım.
O yaşlar bizim en eğlenceli, en güzel geçmesi gereken yaşlarımız. Ben o yaşlarımı güzel hatırlamıyorum, ‘Ne güzel üniversite yıllarımdı’ diyemiyorum. Kimsenin de bunu yaşamasını istemem.”
‘Bugün Türkiye'de okurken çalışmak zorunluluk oldu’
26 yaşındaki Sercan ise Boğaziçi Üniversitesi’nde fizik bölümünde öğrenci. Üniversite hayatı boyunca farklı dönemlerde kurumsal ve bireysel öğretmenlik yapan Sercan, ayrıca garsonluk ve matbaacılık da yapmış. Üniversitede okurken bir yandan çalışmasının nedenlerinin zaman içinde nasıl değiştiğini anlatıyor:
“Üniversitede yıllar içerisinde ekonomik koşullarım giderek zorlaştı. Bașlangıçta birikim yapmak ve ekstra harcamalarım için çalışıyorken sonradan bu durum tercih olmaktan çıkıp bir zorunluluk hâline geldi. Artık temel ihtiyaçlarım için çalışmak zorundayım.”
Çalıştığı süreçte istemeden de olsa okulundan ve derslerinden koptuğunu söylüyor Sercan:
“Önceden özel ders ve mentorluk gibi nispeten daha az zaman harcadığım, gördüğüm eğitimle de bağlantılı, saatlik getirisi daha yüksek ișler yaparken ekonomik koșulların zorlaşmasıyla bu tür ișlere talep azaldı. Bu da beni garsonluk gibi saatlik ücretin düşük olduğu, akademik ya da mesleki anlamda bana yarar sağlamayacak ișlere itti.
Dolayısıyla okulumdan ve derslerimden ister istemez bir kopuș yașadım. Çalışmanın çok zamanımı alması derslerdeki performansımı da olumsuz etkiledi.”
“Bugün Türkiye’de okurken çalışmak kesinlikle bir zorunluluk” diyen Sercan, üniversite hayatında çalışmanın kendisine kazandırdıklarını ise şöyle sıralıyor:
“El becerileri ve zaman yönetimi konusunda bir artısı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca çok yönlü bir şekilde kendimi geliștirmeme de yardımcı oldu. Ancak bu tür becerilerin üniversite öğrencileri için kulüp etkinlikleri gibi öğrenci faaliyetleri üzerinden daha verimli şekilde kazandırılabileceğini düșünüyorum.“
Üniversitede okurken çalışmanın geçmişte de yaygın olduğunu ancak bugün tablonun değiştiğini vurgulayan Sercan, öğrencilerin artık temel ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak zorunda kaldığını ifade ediyor:
“Önceden yarı zamanlı çalışan öğrenciler elbette vardı ancak oran günümüzdeki kadar vahim değildi. Ayrıca bu öğrencilerin bir kısmı temel ihtiyaçları için değil; konser bileti, yurt dıșı gezisi gibi deneyimler için yarı zamanlı kısa süreli ișlere giriyorlardı. Günümüzde üniversite çağındaki gençler pratik olarak tam zamanlı çalıșan, yarı zamanlı öğrenci konumunda bulunuyorlar.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




