Ortadoğu’da en sıcak hafta: Trump öncesi son günler

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
ABD seçimleri sonucunda hem İsrail’in hem de İran’ın Trump göreve başlamadan önce bölgedeki güç dengesini kendi lehlerine çevirmeye çalışacağı düşünülüyordu. İki taraf da yeni dönemde pazarlık masasına mümkün olduğu kadar ellerini güçlendirerek oturmak istediklerini belli ediyorlardı.
İsrail neden İran’a acele ve büyük bir saldırı istiyor?
İsrail bunu maksimalist taleplerini artırarak ve askerî harekatlarını genişleterek yapıyordu. Zira Trump, İsrail’i desteklediğini her fırsatta belirtse de seçime “savaşları bitirme” vaadi ile gitmiş, Netanyahu’ya da “Ben gelmeden çatışmaları sonlandır” demişti.
İran, Trump’la uzlaşır mı?
İran ise ABD’nin yeni yönetimine nükleer kapasitesi konusunda “uzlaşma” sinyali vererek ve İsrail saldırılarına karşı “itidalli” davranarak Trump gelmeden daha geniş bir çatışmanın çıkmasını önlemeye çalışıyordu.
İran’ın yeni reformist cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Lübnan’da bir ateşkes sağlanırsa İsrail saldırılarına misillemelerini “hafifletebileceğini” öne sürüyor; İsrail ile olası daha büyük bir çatışmada İran’ın “ABD ile de başa çıkması gerektiğini” belirtiyor ve “ABD ile ilişkimizi doğrudan kendimizin yönetmesi daha iyi olur” diyerek İran’ın ABD ile doğrudan diplomasiye açık olabileceğini ima ediyordu.
Bunlarla birlikte Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) tarafından hazırlananan ve içeriği sonradan medyaya yansıyan gizli iki rapora göre “silah üretmek için gerekli seviyeye kadar zenginleştirilmiş uranyum stokunu artırdığı” ortaya çıksa da İran, Kasım 2024’te UAEK ülkelerinin kendisine karşı bir karar tasarısı için baskılarından vazgeçmeleri koşuluyla elindeki yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyumu, silah seviyesi için gerekli olan yüzde 90 oranına genişletmemeyi teklif ediyordu.
Bu, İran’ın İsrail ve ABD’ye karşı varoluşunun garantisi olarak gördüğü nükleer programı konusunda “gerekli koşullar sağlanırsa daha uzlaşmacı bir tavır alabileceğini” gösteriyordu. Nitekim Trump da konuşmalarında “rejim değişikliği aramaktan ziyade nükleer silahsız bir İran’a odaklandığını” belirtmişti.
Durum böyleyken, doğrudan İran’a bağlı Hizbullah lideri Nasrallah’ın öldürülmesine rağmen ABD’de seçim baskısından kurtulan Biden’ın İsrail’i Lübnan’da zorla ateşkese “ikna etmesi” ile İsrail ile İran arasındaki geniş çaplı direk çatışma ihtimali Trump yemin edene kadar soğumaya bırakıldı.
İsrail son doğrudan saldırılarında, Rus yapımı S-300 füze sistemlerinin tahrip edilmesi de dahil olmak üzere kritik İran hava savunma sistemlerini başarılı bir şekilde hedef almış olsa da saldırılarını sürdürmedi. İran ve müttefikleri ise zayıflamış olsalar da füze savunma kalkanını aşarak İsrail’i vurma kapasitelerini kullanmadılar.
Suriye’deki 'devrim' neden askerî olarak İsrail’e yaradı?
Ancak Suriye’de Esad ve Baas rejiminin düşmesi bu denklemi değiştirdi. İsrail, Suriye’de her geçen gün yaptığı yeni harekatlarla anlamaya başladığımız üzere Esad’ı deviren gruplara desteğini bir satranç oyununun ilk hamlesi olarak planladı.
Sadece İran’ın bölgedeki direniş eksenindeki önemli bir mevziyi yok etmekle kalmadı, “devrim”den hemen sonra Suriye’ye düzenlediği saldırılarda kimyasal silah depoları ve gelişmiş silah sistemlerini vurarak bunların Suriye’deki yeni yönetimin eline geçmesini engelledi.
Hemen akabinde İsrail tarihindeki en büyük hava operasyonuyla 480’den fazla hedefi vurarak Suriye’nin askerî kapasitesinin en az %80’i ile birlikte neredeyse tüm hava savunma sistemlerini de yok etti.
- Yani kendisi için Ortadoğu’da havadaki cephe hattı 600-700 kilometre kadar Suriye'nin doğu sınırına kaydı.
İsrail böylece bir yandan Suriye’yi kendisi için tehdit olmaktan çıkarıp "steril savunma bölgesi" olarak adlandırdığı bir alana dönüştürdü; diğer taraftan ise aslında İran’ın nükleer kapasitesine yönelik büyük bir “önleyici saldırı” için Suriye üzerinden İran’a doğru bir hava koridoru açtı.
Bu hava koridoru nasıl işleyecek?
Suriye, İsrail Hava Kuvvetleri vurmadan önce yoğun hava savunma bataryalarına sahipti. Bu bataryaların çoğu SA17, SA22, SA6, SA8 ve SA5 gibi kısa ve orta seviye Rus sistemleri olsa da ülkenin hava sahasını hayalet uçaklar dışındaki tehditlere karşı korumakta etkindiler. Hatta 2018’de bir İsrail F16’sı Suriye içindeki İran hedeflerine yönelik düzenlediği bir saldırıdan sonra bu hava savunma sistemleri tarafından vurulmuştu. Dolayısıyla bu hava savunma sistemleri İsrail'in bölgedeki askerî seçeneklerini kısıtlıyordu.
Ne var ki İsrail 24 Ekim 2024’teki saldırılarında isterse hava kapasitesini İran’ı vurabilecek şekilde kullanabileceğini göstermişti. Suriye ve Irak hava sahası kullanılarak yapıldığı iddia edilen operasyonda İran'ın içine girilmeden Irak üzerinden yapılan atışlarla havadan karaya bazı mühimmatların menzilindeki hedefler vurulmuştu. Yani İsrail, İran içine saldırı düzenleyebiliyordu ancak sadece belli bölgelerdeki hedefleri vurma kapasitesi vardı.
Görev gücünde havada yakıt ikmali yapmayı sağlayan tanker uçaklar ile radarları etkisiz hâale getiren elektronik harp kabiliyetine sahip uçakların da kullanıldığı saldırı sonrası yapılan sosyal medya paylaşımlarda ortaya çıkmıştı.
Hiçbir zaman resmî olarak kabul edilmedi ancak saldırının rotasının Suriye ve Irak hava sahası olduğu iddia edildi. Irak, İsrail’i hava sahasına tecavüz dolayısıyla Birleşmiş Milletler’e şikayet etti.
İsrail’in bu operasyon kapasitesi olsa da İran içinde kendi menzili dışında hedeflediği tüm askerî ve nükleer tesisleri vurabilmesi için gerçekleştirmesi muhtemel geniş çaplı bir hava saldırısını yapabilmesinin tek koşulu İran hava savunma sistemlerini ülkenin içlerine kadar görünmeden aşacak hayalet uçaklar kullanması.
Bu sınıfta İsrail’in elinde 39 adet F35 beşinci nesil savaş uçağı bulunuyor. Ancak bunların da menzili 2.100 km. Bu menzil uçakların taşıdığı yüke ve havada yapacakları manevralara göre de değişebiliyor. Ötesinde F35’lere harici olarak radar görünürlüğünü yükselten yakıt tankları eklense dahi bu menzil 2700 kilometreye çıkıyor. Ancak gizliliklerini düşürecek bu opsiyon İran'ın gelişmiş hava savunma sistemlerini aşmalarını zorlaştırıyor.
- Dolayısıyla diyelim ki İsrail F35'lerini Ramat David Hava Üssü'nden kaldırdı, Tahran'a gidip geri dönmek, uçaklarının menzilinin 3.000 kilometre ötesine kalıyor. Yani İsrail’in F35’lerinin havada ikmal yapmadan, İran içindeki hedeflerini bombalayıp geri dönebilmeleri mümkün değil.
Suriye hava savunma sistemlerinin imhası ve Suriye üzerinde bir hava koridorunun açılması İsrail için bu nedenle önemli.
Çünkü İsrail F35’lerinin havada yakıt ikmali yapmalarını sağlayacak tanker uçakların eskiden Suriye’nin elindeki eski Rus sistemleri tarafından tespit edilip vurulabilmesi çok kolaydı.
Ancak artık Suriye hava sahasında rahatça havadan ikmal yapıp İran radarlarına yakalanma riski az olan F35’leri ile İran içinde daha geniş bir alanda bu saldırıyı büyük risk almadan gerçekleştirebilecek.
Diğer taraftan İsrail, Suriye’deki hava savunma sistemlerini yok edene kadar bu harekat için ABD’nin iznine ve desteğine tabiydi. Şu anda bu zorunluluk ortadan kalkmış gibi görünüyor.
Dolayısıyla uluslararası medyada İsrail’in eğer kendini güvende hissederse artık İran'ın en yüksek lideri ve Devrim Muhafızları komutasına yönelik bir "baş kesme" saldırısı bile düzenleyebileceği ihtimali konuşuluyor.
İsrail, İran’a saldırıya karar verirse neden bir hafta içinde yapmak zorunda?
Netanyahu her ihtimalde başta konuştuğumuz nedenlerle Trump’ın yeni bir Ortadoğu denkleminde güç dengesini kendi lehine kaydırmak istiyorsa bu saldırıları büyük ihtimalle Trump yemin etmeden yani önümüzdeki hafta gerçekleştirecek.
İsrail, İran’ın bu alanlardaki kapasitesini ya da liderliğini yok etmese dahi pazarlık için Trump’ı bekleyen İran’ın durumundan faydalanıp mümkün olduğu kadar zarar vermeye çalışacak.
Eğer bu saldırı gerçekleşirse İran’ın vereceği karşılık ise büyük ihtimalle Ortadoğu ve dünyada yeni düzeni belirleyecek.
Zira Trump gelince çatışmanın şimdiki gibi “durulma ihtimali” olsa da İsrail’in bu operasyonu tek başına yapacak imkana sahip olması İran’ın missilemesine göre Amerika'yı bölgede İran ve müttefiklerine karşı bir savaşa çekebilir.
Netanyahu’nın nihai hedefi buysa önümüzdeki hafta dışında bunun için harekete geçeceği daha uygun bir fırsat penceresi bulunmuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Utku Başar
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudu. Aynı bölümde yüksek lisans yaparken Mehmet Ali Birand’ın teklifiyle gazeteciliğe başladı. 32. Gün belgeselleri ile birlikte CNN Türk Dış haber servisinde çalışırken CNN International ve farklı uluslararası yayın organizasyonları için prodüktörlük yaptı. 2004’te muhabir olarak girdiği 32. Gün’ den 2013’te genel yayın yönetmeni olarak ayrıldı. 2013-2015 arası CNN Türk’te kendi haftalık belgesel programını hazırlayıp sundu. Ulusal ve uluslararası şirketler için kıdemli pazarlama iletişimi danışmanı olarak çalıştı. Maya Vakfı’nın diplomasi ve operasyon direktörlüğünü, Deniz Temiz Derneği Turmepa’ nın genel müdür yardımcılığını yaptı. Aralarında 140 Journos, Reflekt, Habertürk gibi kurumların bulunduğu geleneksel ve dijital yayıncılar için strateji - içerik - yayın danışmanlığı ve yöneticilik yaptı. Aralarında Al Jazeera, Maclean’s, DW/+90 ve 12 Punto’nun da bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarına serbest gazeteci olarak katkıda bulundu. Kampanya bazlı siyaset ve stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor, uluslararası ve ulusal askeri tatbikatlarda StratCom ve medya SME olarak çalışıyor. resaid’in kurucularından.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


