Ötekinin aynasından birlikte yaşam yansımaları

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Göç, sanat ve birlikte Yaşam: Öteki Hikâyeler
BİLGİ Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin göç ve sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarıyla düzenlediği Öteki Hikâyeler sergisinde 12 ülkeden 50 sanatçının resim, heykel, fotoğraf, enstalasyon, baskı resim, desen, video art, performans gibi farklı disiplinlerde eserleri yer aldı.
16 Aralık 2021-7 Şubat 2022 tarihleri arasında santralistanbul Enerji Müzesi'nde gerçekleşen sergide göç ve göçmenlik üzerine düşünen, üreten sanatçıların gözünden ötekilik hikayeleri anlatıldı. Serginin türlü boyutlarıyla gündeme getirdiği göç, sanat ve birlikte yaşam kavramları; Öteki Hikâyeler podcast serisiyle yeni bir diyalog alanında irdelenmeye devam ediyor.
Denizhan Özer küratörlüğünde gerçekleşen serginin organizatörü ve proje koordinatörü Gülay Uğur Göksel’le İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin sanatla temasının tezahürü olan Öteki Hikâyeler sergisi ve podcast’i hakkında konuştuk.
Göç olgusunu hangi boyutlarıyla ele almak istediniz ve bunu yaparken hangi disiplin ve perspektiflerden faydalandınız?
Biz göç olgusunu birlikte yaşam ekseninde ele almayı tercih ettik. Göçmenlerin toplumda ötekileştirilmelerinin yanı sıra birlikte yaşam koşullarının ve olasılıklarının da engellenip sınırlanması söz konusu. Ötekilerin aslında bize ayna tutan toplumsal bir işlevi olduğu ve birlikte yaşam olasılıklarını çoğalttıkları, farklılıklarıyla birlikte toplumu zenginleştirdiklerini düşündüğümüz için de Öteki Hikâyeler’de ötekiliğin yanında bireyin kendisini ve toplumla ilişkisini irdelemek istedik.
Küratörümüz Denizhan Özer mükemmel bir iş çıkararak Enerji Müzesi’ni 50 sanatçıdan 70 eserle sanatsal bir mekâna dönüştürdü. Küratörümüz de sanatçılarımız da gönüllü emekleriyle sergide yer aldı. Sivil toplum-üniversite işbirliğiyle ortaya çıkardık bu sergiyi.
Sergi beş duyuya da hitap ediyordu. Mesela bir eser vardı, Çocukluks diye. Üst üste konmuş kutulardan bize çocukluğumuzu hatırlatan kurabiye, vanilya, çikolata kokuları geliyordu. Bu kokuların neoliberal-kapitalist bir şekilde kutulanıp bize satıldığı anlamını içeren bir sanat eseriydi. Ve aslında çocukluğumuz anavatanımızdı, hepimiz çocukluğumuzdan göçtük.

Parçalanmaz Akış, Adviye Bal
Fotoğraf: İstanbul Bilgi Üniversitesi
Serginin başlattığı diyaloğu devam ettiren podcast serinizde sanatın birlikte yaşama pratiklerine, politika oluşturma üzerindeki etkilerine ve hem Türkiye’de hem dünyada sanat, göç ve birlikte yaşam alanında iyi uygulama örneklerine yer veriyorsunuz. Sizce podcast fikri sergiye nasıl bir boyut kazandırdı ve Öteki Hikâyeler’i nasıl bir noktaya taşıdı?
Biz akademisyenler göç konusunda çok konuşuyoruz ama genelde uygulanabilir toplumsal bir değişime yol açabilecek pratiklerden, sahada neler yapabileceğimizden çok bahsetmiyoruz. Özellikle göç, birlikte yaşam ve sanat arasındaki ilişki de akademide çok çok az çalışılıyor.
Sergiyi organize ederken “Şu an Türkiye’de kaç tane göçmen/mülteci sanatçı var? Bu sanatçılara nasıl ulaşabiliriz?” gibi sorular sorduk ve ulaşmak çok zor oldu. Podcast’in bir amacı da network kurmak aslında. Bir dahaki sefer “Bir sergi yapalım” dediğimizde bu network’ten, buradaki iyi uygulamalardan, çıkarılan derslerden faydalanacağız.
Akademik açıdan bu konuyu seminerler, konferanslar ve panellerle nasıl işleyebileceğimizi düşünürken herkesle teker teker konuşup bunu arşivleme fikri bana daha mantıklı geldi. Podcast’in bir diğer amacı bu konuda konuşmaya başlamak ve ortaklıkları bulmaktı.
santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde gerçekleşen sergiyi çevrimiçi platforma taşıma süreciniz nasıl ilerliyor? Göçmenliğin ve yersiz yurtsuzluk hâlinin sanatsal yansımalarının fiziksel mekânın sınırlarını aşması oldukça anlamlı, serginin ulaşılabilirliğini arttırması açısından da çok mühim. Bu süreci nasıl planladınız, sıradaki adım ne olacak?
Sergiyi duyurmak için elimizden geleni yapsak da nihayetinde daha ulaşılabilir ve sürdürülebilir kılmak için kesinlikle online bir platforma taşımamız gerekiyordu. Küratörün sergiyi gezdirdiği bir video çektik, onu da internet sitesine koyacağız. Gelememiş olanlar da sergiyi gezmiş olacaklar.
Öteki Hikâyeler’in bir diğer çıktısı olan sergi kitabı da bu kalıcılık ve arşivleme çabasının da bir eseri oldu. İstanbul Bilgi Yayınları’ndan çıkacak bu kitap ücretsiz olarak basılacak ve online erişime açık olacak. Sergi kitabında hem eserlerin görselleri hem de sergiyi gezen 30 kadar göç akademisyeninin bu konudaki görüşleri, fikir yazıları olacak. Bu da dünyada bir ilk olabilir. Genelde akademisyenler sergi kitaplarına akademik çerçevede makaleler yazar. Bense onlardan duygu ve düşüncelerini, sanat eserleriyle diyaloglarını yazmalarını istedim.

Nerelisin, Deniz Pireci
Fotoğraf: İstanbul Bilgi Üniversitesi
Göçmenliğin diğer kimlik ve stereotiplerle kesişim noktalarında neler gözlemleme fırsatınız oldu? Nasıl etkilere şahit oldunuz ve ne gibi dersler çıkardınız?
İnsan sanat eserleriyle kendi yaşam çerçevesi ve koşulları içerisinden diyaloğa giriyor. Ben göç konusunda çok düşünmüş, yazmaya çalışmış bir akademisyenim ama sanatın bize verdiği özgürlüğe inanıyorum. Bir renge, bir şekle, bir olaya birden hiç aklınıza gelmemiş bir perspektiften bakmanızı sağlayabiliyor sanat.
Örneğin Suriyeli Ali Omar, İranlı bir ses sanatçısıyla çalıştı. Büyük makinelerden birine iki tane büst yerleştirdi, büstlerin yanına gittiğinizde Suriye’den şehir seslerini ve klasik müziği duyuyorsunuz. Bu görüntüyü, sesi biz sayfalarca yazsak da onun verdiği anlamı ve duyguyu aktaramayız. Orada bir göçmen sanatçının kimliğindeki bölünmeyi görüyoruz.
Şam’daki camiden gelen sesler, Arapça konuşmalar, şehrin o zengin sesiyle birlikte bir yandan da klasik Batı müziği geliyor kulağınıza. İnsanların kalıplara sokulmaması gerektiğini ve bu iki sesten de bambaşka anlamlar yaratabileceğimiz ve ikisini de sevebileceğimizi düşündürüyor. Oradaki kimlik parçalanması bize kimliğin kırılganlığını gösteriyor.
Özkan Gencer’in masalsı resminde insanların, evlerin, arabaların uçmasını da normalde konuşmadığımız bir meseleyi çağrıştırdığı için çok sevdim. Çünkü göç, yer değiştirmek her zaman acıklı ve trajik bir hikaye gibi algılanabiliyor ama herhangi bir göç hareketinde masalsı ve fantastik bir şey de oluyor. Bütün dünyanızı yenileyerek bambaşka pencereler açmak sizi daha çok öğrenmeye, deneyimlemeye ve bilmeye itiyor. Bu da sizi bambaşka bir bilinç düzeyine getiriyor bana kalırsa.

Ayrılık Zamanı, Özkan Gencer
Fotoğraf: İstanbul Bilgi Üniversitesi
Adından da anlaşılacağı üzere hikayelere ve hikaye anlatıcılığına dayanan bir sergiden ve podcast serisinden bahsediyoruz. Açıklama metnindeki Iris Marion Young ve William E. Connolly alıntılarından yola çıkarak soruyorum. Hem sergi hem de podcast aşamasında hangi çalışma ve girişimlerden ilham aldınız?
William E. Connolly ve Türkçeye çevrilmesi zor olan imbricated identities kavramı çok önemli bir yer tutuyor benim için. Tektonik, iç içe geçmiş katmanlar gibi düşünebiliriz. Connolly son kitabında neoliberalizmin ve kurduğumuz sistemlerin böyle tektonik, iç içe geçmiş şekilde çevre sorunlarını nasıl ilerlettiğine değinirken kullanıyor imbricated kelimesini. Kimliklerin ve ötekileştirmenin de buna benzediğini düşünüyorum.
İnsanın birçok kimliği olabilir ama bazen insanların gözünde sadece bir kimliği bir an kristalize olabiliyor. Bu da Iris Marion Young’dan gelen bir teşhis. Ve genelde toplumun çoğunluğunu oluşturan dominant grup, hangi kimliği o an nasıl ötekileştireceğine karar veriyor. İnsanları belli kalıplara sokup, onları orada tanımlayıp buna göre politika üretiyoruz. Buradaki ötekileştirmeden ileri gelen yanlış tanımalardan ve yanlış tanınmadan ileri gelen büyük yaralardan, adaletsizliklerden bahsediyoruz.
Ben bu teorileri bir araya getirip göçmen kimliği ve entegrasyonuna tanınma ilişkileri üzerinden bakıyorum. “Neyi tanıyacağız?” sorusuna cevap verebilmek için de kimliğin kendisini tanımaktansa Connolly’nin bahsettiği gibi kimliklerin geçişken ve katmanlı olduğunu tanımamız gerekiyor. Öteki derken tanınma talebini eden, kendi kimliğiyle ve otantik bir şekilde toplumda yer alması reddedilmiş, bu yüzden de adaletsizliğe uğramış insanlardan bahsediyorum. Çoğu azınlık grup bundan muzdarip, sadece göçmenler değil. Kanımca göçmenlik zaten bir kimlik değil; bir koşul, bir olma durumu ve bahsettiğim adaletsizliklere yoğun bir ötekileştirme süreci ekliyor.

Ağıt, Serina Tara
Fotoğraf: İstanbul Bilgi Üniversitesi
Barışa giden yolun iletişim, etkileşim ve birlikte üretme gayretinden geçmesi sanata büyük bir misyon atfetmek anlamına geliyor. Sanatın sosyal uyuma ve toplumsal diyaloğa etkisine dair neler canlandı kafanızda? Sizce nasıl bir yol haritası oluşturmalıyız?
Sanatın özgürleştirici bir alan açma kabiliyeti var. Çoğu yerde hiyerarşik bir ilişkimiz olsa da bir sergiye gittiğimizde hoca, öğrenci, göçmen fark etmez. Herkes bir esere baktığında farklı duygu ve düşüncelere kapılır. Ben de onlara “Hayır, buna bakınca böyle hissetmeliydin…” diyemem.
Sergi sürecinde “Ben göçmenler gitsin diyordum ama sergiyi görünce fikrim değişti” diyenler oldu. O yeni bakış açıları algı değişiminde çok önemli ve sanatın eşitlikçi bir diyalog platformu kurabileceğini gösteriyor. O yüzden sosyal uyum dendiğinde sanata çok daha önem vermemiz gerektiğine ben canıgönülden inanıyorum.
Sosyal uyum programları yapacaksanız diyaloğu nasıl kurguladığınız oldukça mühim ve sanat o açıdan çok işlevsel olabilir. Sosyal uyum programlarına sanatı sokmayı pozitif ve sürdürülebilir bir değişim elde edebilmek için kritik bir hedef olarak görüyorum.
Hikaye anlatıcılığı ve gelecek için birlikte hayal kurabilmek
Thomas Nail, “Göçmen Figürü”nde günümüzde çoğu insanın göç yelpazesinin “elverişsizlik” ile “acizlik” kutupları arasında bir noktaya düştüğünü dile getiriyor. Ortak güvensizliklerimiz, kayıplarımız ve ötekilik hallerimize rağmen toplumsal diyaloğa yanaşmamamızın altında tanıma araçlarımızın eksikliği yatıyor. Çoğu zaman kimliği tanımlamayı ve tek tipleştirmeyi onu anlamaya çalışmaya tercih ediyoruz. Temel haklar yerine etnik kimliklere dayalı sosyal iletişim adaletsizlikleri körüklerken sosyal uyumu imkansız kılıyor.
Hikaye anlatıcılığı ise kırılgan birçok kimliğin birbirini anlayabilmesi ve birlikte iletişim kurup üretebilmesinde kritik önem taşıyor. Gelecek için hayal kurmak, ötekini dinlemek ve öteki olarak anlatabilmekten geçiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Dilara Kaya
Aposto - Dilara Kaya

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR




