Özgür Arun: 'Türkiye hızla yaşlanmıyor, çoktan yaşlandı'

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
“Türkiye hızla yaşlanıyor” sözünü her yerde duyduğumuz bu günlerde, uzun yıllardır yaşlanma politikaları üzerine çalışan Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özgür Arun’un kapısını çaldık ve ona bu tablonun gerçeği ne kadar yansıttığını sorduk. Ona göre, Türkiye hızla yaşlanmıyor, zaten yaşlı ve bu konudaki politika eksikliğinin ceremelerini çekiyor.
Gelir eşitsizliğine dikkat çeken Arun, yakın zamanda yaşlı nüfusunun genç nüfusu geçeceğini ve yoksul bir yaşlı jenerasyona sahip olacağı öngörüyor.
Türkiye’nin yaşlanma politikalarına üç yıl önce baktığımızda karamsar bir tablo vardı. Geçen süre zarfında bu konuda politika geliştirilmediği gibi, önümüzdeki elli yıla ilişkin perspektif de giderek daha kasvetli görünüyor. Şimdi gelinen noktayı yaşlanma sosyolojisi açısından nasıl görüyorsunuz?
“Türkiye hızla yaşlanıyor” cümlesini bugünlerde daha sık duymaya başladım. Bu aslında biraz tekerleme hâline de geldi. “Türkiye hızlı yaşlanıyor” demeye başlayan politikacılar da akademisyenler de çoğaldı. Şöyle bir problem var yalnız: “Türkiye hızla yaşlanıyor” tespiti eksik bir tespit. Aslında şöyle demeliyiz: Türkiye çok yaşlı bir toplum.
Tam cümlesi de şu: “Türkiye bugün artık çok yaşlı bir toplum ve hızla yaşlanmaya devam ediyor.”
“Hızla yaşlanıyor” demek atıl kaldı yani.
Kesinlikle. Bizim çeyrek yüzyıl önceki gündemimiz buydu. Alarm vererek konuşuyorduk o zaman. “Türkiye hızla yaşlanıyor ve hazırlanmamız lazım, altyapımızı oluşturalım; yaşlı dostu çevreyle, yaşlı dostu kentlerle ilgili çalışmalarımızı yapalım; sosyal politikalarımızı düzenleyelim; politikalar geliştirelim ve toplumdaki toplumdaki tüm yaş gruplarını, tüm kuşakları dayanışma içinde kılabilecek kapsayıcı politikaları hayata geçirelim” dediğimiz bir yerden konuşuyorduk ama bunun için artık geç.
Artık şunu söyleyerek başlamak zorundayız: Türkiye çok yaşlı bir toplum. Çünkü bu tespiti yaptıktan sonra ilerleyeceğimiz yol başka. Artık üreteceğimiz politikaları bu yeni önerme ışığında kurgulamak gerekiyor.
Önümüzdeki 20 yıl içinde Türkiye, tarihinde ilk defa yaşadığı bir duruma tanık olacak. Yaşlıların sayısı önce çocukların, daha sonra gençlerin sayısını geçecek. Yetişkin nüfus da hızla düşmeye başlayacak. Nüfus yapısındaki bu değişim ve dönüşüm aslında toplumsal yapıyı da etkileyecek. Şunu hayal etmemiz gerekiyor, önümüzdeki yıllarda doğacak bir bebeğin üç kuşak büyük ebeveynleri olacak. Tabii ki bu değişim buradaki toplumsal ilişkilerin de yeniden şekillenmesine neden olacak. Bu konulara odaklanmamız gerekiyor artık.
Yaşlı ve yoksul bir nesil geliyor
Türkiye yaşlanma konusunu düşünürken, harekete geçmediği için sorun iyice kronikleşti diyorsunuz.
Evet. Türkiye yaşlandı ve hızla yaşlanmaya devam ediyor. Bunu söyledikten hemen sonra ikinci bir şey de söylemek gerekiyor: Toplumsal yaşlanma bir sorun değildir. Türkiye’nin sorunu başka. Yine bundan bir üç yıl önce “Türkiye’nin sorunu zenginleşmeden yaşlanması” diye düşünüyordum. Son beş yıldır verilere baktığımda fikrimi değiştirdim, bugünün verileriyle yorumlayacak olursak Türkiye yoksullaşarak yaşlanıyor. Bu toplumsal yaşamı dönüştürecek bir mesele.
Yaşlanma çalışan insanlar, sadece yaşlılarla ilgili çalışmalar yapmazlar. Çocukların, gençlerin ve kadınların verilerini de inceliyoruz. Bu veriler ışığında, özellikle iki yaş grubunda yoksulluğun hızla yaygınlaştığını görüyoruz, yaşlılar ve çocuklar yoksullaşıyor. Gezici ya da geçici işlerde çalışan çocuklar yaşlandıklarında ne yapacaklar? Esnek iş bazlı çalışan gençler yaşlandıklarında ne yapacaklar? Bugün nasıl çocuk işçiliğinden söz ederken onları nasıl sosyal güvenlik politikalarının beklediğinden de bahsetmeliyiz. Esnek istihdamda çalışan gençler ve emek eksenli çalışan çocuklar emekli olamayacaklar.
Bugün geçinemeyen emeklilerden söz ediyoruz, yarın emekli olma ihtimali olmayanları konuşacağız sanırım.
Emeklilik kapsamı bugünkünden farklı olacak. Çocuklar ve gençler bugünkü anlamda kapsayıcı biçimde emekli olamayacaklar. Refah içinde sosyal güvenlik sistemine sahip olarak emekli olamayacaklar. Bugün kuşaklararası dayanışmayı sağlayan bir sosyal güvenlik sistemi var. Aslında bu küresel bir sistem ve biz de buna entegre oluyoruz. Bu sisteme göre, ekonomik olarak aktif yaş grubu çalışıyor ve iki yaş grubuna gereken bakım desteğini sunuyor sağlık ve finans açısından.
Bu iki yaş grubunun, yani çocuk/genç ve yaşlıların refah içinde yaşamasına dayalı bir toplum sözleşmesi var. Bu sistem, çalışma hayatındaki her 10 kişiden 7'sinin istihdamda olmasına dayalı. Fakat Türkiye’de bu denge 2’ye 1 düzeyinde. O yüzden yaşlanma politikalarını konuştuğumuzda çocuk işçiliğini, esnek işçiliği de konuşuyoruz. Aynı zamanda kadın istihdamını, toplum sözleşmesini de konuşmamız gerekiyor.
Kadınların istihdama dahil olması da eşitlikçi bir sistem üzerinden ilerlemiyor aslında.
Maalesef Avrupa’daki en düşük kadın istihdamı Türkiye’de. Kadınlar istihdama katıldıklarında da hizmet sektöründe, emeklilik sistemine daha düşük katkı sunabildikleri, kayıtdışı sektörlerde daha yaygın çalışıyorlar. Çalışabilen kadınlar, uzun süreli istihdam edilse de daha düşük emekli maaşı alıyor, sosyal güvenlik kapsamı daha sınırlı oluyor. Uzun süreli yapısal eşitsizliklerin kadınların ve erkeklerin yaşlanma pratiklerine farklı şekillerde etki ettiğini de konuşmak gerekiyor.
Uzun yaşamak kadınlar için bir lanet
Bu döngüye göre zaten bir kadın çalışamıyor, çalışsa bir erkekle eşit ücrete sahip olamıyor, emekli olduğunda daha fazla eşitsizliğe maruz kalıyor diyorsunuz.
Evet. Kadınlar kalıcı eşitsizliklerle baş başa bırakılıyor ve yaşlandıkları zaman ya bir kişiye ya da bir kuruma bağımlı hâle geliyorlar. Uzun süreli yapısal eşitsizliklere maruz kaldıkları için bu eşitsizlik kalıcı hâle geliyor. Bir de şöyle bir durum var: Kadınlar Türkiye’de erkeklerden daha uzun yaşıyor. Yoksul kadınlar, sınıf altı kesimleri oluşturan ev kadınları, imtiyazsız sınıflar içinde yer alan kadınlar için uzun yaşamak bir ızdıraba dönüşüyor. Bir armağan olmuyor, bir lanet oluyor.
Türkiye’de kadınların emekli olması bir kez daha yoksullaşmaları anlamına geliyor. Hem çalışırken erkeklerden daha az ücret alıyorlar hem de daha az emekli maaşı alıyorlar. Yaşlı kadın olmak başka bir sorun, çalışan kadın olmak başka bir sorun. Her genç kadın, eşitsiz yaşlananlar kervanına katılan yeni bir genç aday.
Bu kısa vadeli politikalarla dönüşebilecek bir durum mu?
İnsanlar yaşlandıkça haklarını yitirmezler. Yaşlanma haklarını düşünmek demek, genç kadınları, genç erkekleri, çocukları düşünmek demek. Aslında tüm toplumun geleceğini konuşmak anlamına geliyor. Hak temelli politikalar üretecek adımlar atmak gerekiyor.
Gelir dağılımını düzeltmek, uzun vadede etkilerini göreceğimiz olumlu bir adım. Türkiye’deki gelir dağılımı giderek bozuluyor. Son 20 yıldaki yıllık ortalama hane geliriyle bugünü kıyasladığımızda hane geliri hızla düşüyor. Gelir dağılımı en zenginle en yoksul arasında artmaya devam ediyor. En zengin kesimin kaynaklardaki payı artarken, gelire dayalı eşitsizlik katlanıyor. Bu eşitsizlik de en çok kadınları, çocukları ve gençleri vuruyor.
Kayıt dışı bir kadın nüfusu var
SENEX İzleme Raporları eşitsizliği ve ihlalleri görmeniz için size bir veri tabanı sunuyor değil mi?
SENEX’te yaptığımız çalışma, yaş ayrımcılığının farklı yönlerini değerlendirme fırsatı sunuyor. Türkiye’de gelire dayalı eşitsizliğin ne kadar arttığını gösteriyor. Farklı yaş gruplarını nasıl etkilediğini gösteriyor. Örnek versek iki çarpıcı şey söyleyebilirim: Kimliksiz yaşlı kadınlar var...
Nasıl kimliksiz?
Nüfus cüzdanı yok. Hiç olmamış. SENEX’te sıklıkla karşılaştığımız bir vaka bu. Devlette herhangi bir kaydı, kimliği olmayan kadınlar. Önce aileleri, sonra devlet kurumları tarafından ihmal edilmişler. Bir kimliksiz yaşlı kadın demek, çocukluğunu, gençliğini, yaşlılığını kimliksiz olmanın dezavantajıyla geçirdi ve geçiriyor demek. Herhangi bir kayda hiç girmemiş. Uzun süreli yapısal eşitsizlik dediğimizde bir örnek budur.
Bu kadın doğumundan ölümüne kadar bütün haklarından, eğitimden, sağlık hizmetlerinden, sosyal güvenlikten geri bırakılmış. Ataerkilliğin somutlaştığı yerdir burası. Şiddet her zaman fiziksel olarak ortaya çıkmayabilir. Burada olduğu gibi tamamen görmezden gelinerek, yok sayılarak da şiddete uğrayabilirsiniz.
Hocam sahiden anlamadığım için soruyorum. Şimdi siz hayatında hiç kimliği olmamış, doğumdan itibaren devlet sisteminde herhangi bir izi olmayan kadınlardan söz ediyorsunuz. Bu kadınlar hiç mi hasta olmadı? Sokağa çıkmadı?
Bir vaka anlatayım. 88 yaşında bir kadının torunları geldi. Büyükannelerin kimliği olmadığını 88 yaşında fark etmişler. Bu kadın doğumundan 88 yaşına kadar tamamen yok sayılarak yaşamış. Bu vaka da istisna bir vaka değil, bunun altını çizeyim. Türkiye’de kimliği olmadan yaşayan, yaşlanan kadınlar var.
Türkiye yaşlılarıyla savaşıyor
Bütün bir ömrü böyle geçirdikten sonra tabii ki yaşlandıklarında sömürü ve istismara açıklar.
Evet, bu örnekler yaşlılara yönelik hak ihlallerini somutlaştırıyor. Türkiye’de aile kutsanıyor. Geniş aile, her zaman romantize ediliyor ama kadınlar söz konusu olduğunda bunların hepsi safsata. Bu kadınlar oy verememiş, eğitim alamamış, hastaneye gidememiş, doğumu evde yapmış. Özel alana hapsedilmiş. Aile üzerinden sosyal destek vermekten vazgeçmemiz gerekiyor. Tek tip bir aile söz konusu değil. Tek başına yaşayan ve yaşlanan insanlar var. Hakları görmezden gelinmiş yaşlılar var. Yardımları hak bazlı ve bireyler üzerinden ele almamız gerekiyor.
Dolayısıyla bu insanların konforlu bir yaşlılık sürmesi beklentisi de boşa düşüyor aslında.
Bazen bilim insanları, akademisyenler “Türkiye’deki yaşlı kadınlar sokağa çıksın” diyor. Bir yaşlı insanı ömür boyunca yurttaşlık haklarından faydalandırmamışız. Sonra kalkıp üst sınıfsal açıklamalar yapan insanlar görüyorum. Kadın oy vermeye gidememiş, arkadaşlarıyla nasıl çay içmeye gidecek, yurt dışına çıkacak?
Şüpheli ölümler de kritik meselelerin başında geliyor. “Nasıl olsa yaşlıydı, hayatını kaybedecekti” denilerek nasıl öldükleri sorgulanmıyor. SENEX İzleme Raporları’ndaki rakamlarına baktığımızda hak ihlallerinin yarısı ölümle sonuçlanmış.
“Yaşlılara hürmet gösteriyoruz” önermesi de bir efsane o hâlde.
Yaş ayrımcılığı çok sinsidir. Önder kanaatlerin altına gizlenmiştir. “Türkler yaşlısını sever, Türkler yaşlısını korur” argümanı da bir efsane. Türkler yaşlılarıyla savaşıyor. Bu kadar can kaybı, bu kadar önemsizleştirilme ancak savaşlarda olur. “Türkler yaşlısını korur, sever” dedikçe yaşlılara yönelik hak ihlalleri daha da yaygınlaşıyor.
Türkiye’de yaşlılar hem ayrımcılıkla hem yoksullukla hem de onları görmezden gelen sosyal politikalarla uğraşıyor bu tabloya göre.
Yaş ayrımcılığıyla ilgili yaptığımız araştırmalar yaşlı insanların servet üretemez hâle geldiklerinde çoklu ayrımcılığa maruz kaldığını ortaya koyuyor. Hem yaşlılıklarıyla hem inanç pratikleriyle hem kimlikleriyle yoksul yaşlılar daha fazla ayrımcılığa maruz kalıyor.
Bugünün orta sınıfı yarının yoksul yaşlısı mı?
Özellikle esnek istihdamda yer alan orta sınıf gelirine sahip kadınların ve gençlerin sosyal güvenlik yatırımları yapılmıyor. Bugünden bakınca sanal bir hisse kapılıyorlar. Orta sınıf, içinde yaşarken bir güven sağlıyor ama kalıcı değil. Ne yazık ki yoksullaşacaklar ve o zaman anlayacaklar. İlerleyen yaşlarda orta sınıf refahına sahip olamayacaklar. Bir çeyrek yüzyıla ihtiyacımız var gelir dağılımındaki eşitsizliği düzeltmek için. Mutlaka toplumsal cinsiyeti ve yaşlanmayı anaakımlaştırmamız gerekiyor. Pozitif ayrımcılık için uygulamalar müdahaleler yapmak zorundayız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ayça Örer
Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR


