Pelin Güneş ile çocuk kitaplarının dünyası: Yazdıklarımız hangi çocuk için?

Pelin Güneş ile 20 yılı aşkın yazarlık kariyerinin başlangıcı, çocuk kitaplarında kurguladığı dünya, küçük şeyler ve Ankara'da Kale İçi sokaklarından geçen kitabı Sandık Sepet Ankara üzerine konuştuk.
Pelin Güneş ile çocuk kitaplarının dünyası: Yazdıklarımız hangi çocuk için?

Çocuk kitaplarının umut dolu, renkli, bol serüvenli ve insanı durup küçük şeyler üzerine düşündüren dünyası, yalnızca çocuklar için değil yetişkinler için de farklı bir okuma alışkanlığı vadediyor. Yetişkinler de çocuk kitabı okusun diye sevgili yazar Pelin Güneş ile bu dünyaya ufak bir adım atıyoruz.

20 yılı aşkın süredir devam eden yazarlık serüveninizde sizi çocuk kitaplarıyla tanıdık. Yolunuzun çocuk kitaplarıyla kesişme hikayesini anlatabilir misiniz?

Çocuklar için yazma işi ile yolumun nasıl kesiştiğini soruyorsunuz. Görünen sebep, 2002 yılında bir öğle sonrası, Dost’un vitrininde rastladığım kocaman ilanda Tudem Yayınevi, çocuk öyküleri yarışması açtığını duyuruyordu. Karanfil Sokak’ın tatlı telaşı içinde bir köşeye çekilip şartnameyi defterime not ettiğimi hatırlıyorum. O aralar, sevmeden yaptığım işimden ayrılmış, kendime biraz zaman ayırıp ne istediğime, yolumu nasıl çizeceğime yanıt aradığım günlerdi. Eve dönüp oturdum masanın başına ve kısa sürede  “Babama Kamera Vermeyin” adlı öykü dosyamı derledim. Neşeli, biraz kara komik, güncel öyküler vardı içinde.  Yarışma sonuçlandı, kitabım yayınlandı.  Görünmeden sesimi duyurabilmeyi çok sevdim. Çocuk olma halini seviyor olmam, büyüklerin dünyasını çoğu zaman karanlık ve ikiyüzlü bulmam, yalnızlığı, boyaları, kalem kağıdı, el sanatlarını çok sevmem, okumanın, yaratmanın, düşünce dünyasının tadını almış olmam... Bunların hepsi etkili oldu bu işi yürekten sevmemde. Sonra genel bir iyimserlik hali de geliyor insanın üstüne. En çıkışsız günlerde bir “pıtırcık” öyküsü okur, içimi hafifletirim.

Pelin Güneş, Kaynak: Ajandakolik

Defalarca basılan Sandık Sepet Ankara’da yaşadığı şehrin göbeğini köy zanneden Ali’nin gözünde Kale İçi’nin değişen yerini okuyoruz. Kentsel dönüşüm ve kaybolan kent belleği üzerine düşünen bir yazar olarak çocukların kentsel mekanlar ve yakın çevreleriyle kurdukları ilişki üzerine neler söylersiniz?

Hangi dönemin Ankara’sında yaşayan çocuklar daha mutluydu diye düşünüyorum bazen. Kırklar, elliler, yetmişler, doksanlar? Sanki hepsinde bir parça mutlu olmuşlar, sokakları, mekanları, park bahçeleri, meydanları belleklerine almışlar da, son yıllarda şehri umursamayı bırakmışlar gibi geliyor bana. Global köy diyorlar ya dünya için, bu koskoca şehir de kıyısından seyredilecek ama içine karışmadan yaşanıp gidilecek bir köye dönüştü sanki. “Yanımda tabletim, telefonum olduktan sonra bana her yer Ankara,” diyor çoğu. Kent silikleşiyor. Sadece çocuklar değil, hepimiz için. Yaşadığımız kentlerle bağ kurabilmek, ortak dil oluşturmak için geçmişini, günlük yaşamını, derdini, tasasını, sokağını, meydanını, havasını, suyunu bilmek, tanımak gerekmiyor mu?  Tanımazsak talebimiz de olmaz diye düşünüyorum. Yok sayarız, gelip geçici görürüz.  İşe Ulus’tan, kaleden, müzelerden, esnaftan, hanlardan, pazarlardan başlamak hem eğlenceli hem de öğretici diye düşünüyorum.

Sandık Sepet Ankara’nın ilk baskısını yaptığı 2015’ten bu yana Kale İçi büyük değişim geçirirken kentin sorunları hala benzer. Kale çevresine yaptığınız yürüyüşlerde gözünüze çarpanlar ve hissettirdiklerini nasıl değerlendirirsiniz?

İki yıl önceki Kültür Yolu Festivalinde hiç unutamadığım bir olay yaşadım. Kale yakınlarındaki bir ilkokuldan gelmişti öğrenciler. Üçüncü, dördüncü sınıflarla, zaten iyi bildikleri kale sokaklarını gezdikten sonra Çengelhan’da söyleşi yaptık. Çocuklar ısrarla Ali’nin evini soruyorlardı. Ali’nin kurgusal bir karakter olduğunu, o ve ailesinin benim hayal ürünüm olduğunu anlatmaya çalıştım ama “Ali kim, nerede oturuyor?” sorusu gelmeye devam etti. Söyleşiden sonra, öğretmen hanımla sohbet ederken şunu dedi: “Siz kurgu, hayal diyorsunuz ama, onlar için sadece gerçek dünya var. Ali’yi anlattığınıza göre mutlaka var diye düşünüyorlar.” Bir anda ne diyeceğimi bilemedim. Sonra tabii taşlar yerine oturuyor.  O bölgede yaşayan çocuklar için öykü, masal, kurmaca yok. Onlar doğumlarından itibaren bölgenin sert gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalıyorlar ve doğal olarak gerçek Ali’yi görmek istiyorlar.  Biz çocuk kitabı yazanların sıkça sorduğu sorudur bu; “yazdıklarımız hangi çocuk için?”

Kale içi bizim için eşsiz bir tiyatro sahnesi gibi. Orada çocuklara Ankara geçmişini anlatmak hem kolay hem de akılda kalıcı. Yeter ki, iyileştirme çalışmaları yapılırken, eskinin üstü örtülmesin.

Kitabınızda tadı damağımızda kalan, hayatı tatlı kılan pek çok ayrıntı gözüme çarptı. Yemek sonrası içilen orta şekerli bir Türk kahvesi, kuzineli bir salon, sokakta geçen çocukluğun keyfi, bir şeyler biriktirmek, sokakları keşfetmek, oyun arasında salçalı ekmek yemek… Okurunuza bu tatları yeniden işaret ederken hayatı bu tat ile yaşamak üzerine neler düşünüyorsunuz?

O önemsiz ayrıntılarmış gibi duran keyifler, belki de dönüp baktığımızda en çok hatırladıklarımız ve anlatmaktan keyif aldıklarımız. Masaların altına saklanıp anne dedikodularına kulak kabartmak, sıkıcı ve uzun yaz öğle sonralarında mahalleden arkadaşların gelip evden çağırmaları, salçalı ekmek, peçete, pul, taş, kalem vb. koleksiyonları, anı defterleri, sokaklarda aylak aylak dolaşmak, kapı önlerinde, balkonlarda çekirdek çitlerken sohbet etmek, kendimizi tanıma çabalarında bu muhabbetlerin yeri ne kadar önemlidir. Hal böyle olunca, öykümün konusu ne olursa olsun, araya böyle geçmişe dair minik hatırlatmalar koyuyorum. Böylelikle küçük köprüler kurmak da mümkün oluyor şimdiki zaman çocuklarıyla. “Benim babaannemin evinde de sandık var,” diye anlatmaya başladırlar mı, tadından yenmiyor o söyleşi😊 Daha çok kişisel belleğe ihtiyacımız var. Anılara, mektuplara, güncelere, evlerdeki özel eşyalara, fotoğraflara. Bir diğer deyişle, resmi olmayan tarihe…

Yazı ve çizgiyle bir bütün olan çocuk kitaplarında yazar-çizer ilişkisi de oldukça kıymetli. Yazar ile çizerin bir araya getirdiği ahenk, çocuk kitaplarında çizginin yerini sizce nasıl bir yere koymak gerek?

Özellikle küçük yaş grubunda çizim, yazıdan bile önemli olabiliyor. Hatta yazısız olanlar var, sessiz kitaplar. Sadece resimlerine bakarak, kendi öyküsünü, masalını anlatabiliyor çocuk. Ne tür bir teknik kullanılırsa kullanılsın (el çizimi, dijital, kolaj, ya da farklı materyallerden tasarımlar) çocuğun hayal dünyasını, görsel algısını zenginleştiriyor çizimler. Çocukken, o mavi ciltli küçük milliyet yayınlarının kapak resimlerine ve içindeki birkaç sayfa resme defalarca bakarak, karakterleri zihnimde nasıl oturttuğumu hatırlıyorum. Bazen küçük vinyetler bile bir ipucu olabiliyor. Ben de yazdıklarımı beğenip heyecan duyan, şevkle çizen ressamlarla çalışma şansı elde ettim yıllar içinde. Tabii ki, hem yazıp hem de resimleyebilmek isterdim.

Çocuk kitabı okumaktan mutluluk duyan, bu kitapları okurken içi umut dolan yetişkinler görmek gibisi yok bana göre. Adı üstünde çocuk kitapları ve hitap ettiği okur kitlesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Sizin benim gibi işinin bir parçası okumak, yorumlamak, hikayeler üretmek, yazarak var olmaya çalışmak olan insanlar için çocuk kitapları ile yakın olmak kaçınılmaz. Ama iyi bir çocuk kitabını, bu işlerle ilgilenmeyen yetişkinlerin de severek, duygulanarak, coşarak, ağlayarak okuduğunu, paylaşırken keyif aldıklarını görüyorum. Ne de olsa, tek bir dünyayı anlatıyoruz. Ülkeler, olaylar, tüm canlılar, denizler, aile ilişkileri… hepsi çocuk kitabında da var. Üstelik bunların dönüştürülmüş, hayalle bezenmiş, serüvenle renklenmiş halleri. Kahramanlar unuttuğumuz çocuk saflığını, bakışını, ters köşe halleri hatırlatıyor. Böyle olunca da, hepimize cazip geliyor.  

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto AnkaraAposto Ankara

BÜLTEN SAYISI

🪁 Çocuk kitaplarının dünyası, Cadılar Bayramı

The White Buffalo ve The Blaze ile müziğe doyuyor, bilmediğimiz dünyalara çocuk kitaplarıyla adım atıyoruz.

28 Eki 2024

🪁 Çocuk kitaplarının dünyası, Cadılar Bayramı

YAZARLAR

Ayşen Alpasar

https://aposto.com

Aposto Ankara

Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.

İLGİLİ OKUMALAR