Pelin Özer ile Röportaj

O bir duygu kadın; Pelin Özer. Onunla ilk kez tanışan birine göre oldukça şanslıydık. Bizi evinde çaya davet ettiğinde bu kadar sıcak ve samimi bir sohbet olacağını ikimiz de beklemiyorduk. Bizi kendi kızını karşılar gibi karşıladı; çay yaptı, sigara böreği kızarttı. Her şey o kadar güzeldi ki sohbet etmekten az daha röportaja başlayamayacaktık. Neyse ki bu güzel röportajı kaydedebildik.
Pelin Özer ile Röportaj

Semra Sağlam: Değişen iklimle birlikte değişen dünya düzeni, pandemi ve pandemi sonrası hayata nereden başlayacağımızla ilgili çok genel bir yerden, bu hali tanımlamak adına en vurucu dizelerinizden biri olan “Dünyanın şiir yazdığını bize yalnız acı söyler” diyerek söze başlamaya ne dersiniz?

Pelin Özer: Geçtiğimiz aylarda şiir okumak üzere bir etkinliğe davet edilmiştim. O gün döviz kurlarının ölçüsüzce yükseldiği, herkesin kendini çaresiz hissederek sesli ya da sessiz ağladığı bir gündü. İnsanların aç kalmak gibi ciddi endişeleri vardı. Hâlâ var. O gün o toplumsal çaresizliği iliklerimde hissettim ve zihnimde şiire adını veren bu dize yankılandı. Akşam bu şiiri okumalısın, dedirtti bana o his. Eğer yeryüzünün de bir kaderi varsa bunu bir oranda insanın çevreye verdiği tahribat da belirledi. İnsan yüzünden ciddi yaralar aldı yeryüzü. İnsan eline yüzüne bulaştırdı her şeyi ve hep birlikte bunun sancılarını yaşıyoruz. Büyük bir acı ve keder. İklim krizini ve yaşadığımız pandemiyi dünyanın bu can çekişen haline bağlıyorum. Tüm bunlar insanlık ailesinin suçu. Öte yandan gençlerin son derece duyarlı olması da yüzümü güldürüyor. Çevre bilinci daha ilkokulda aşılanıyor ve aktif projelerle yerleştirilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla evet, dünyanın şiir yazdığını bize yalnız acı söylüyor ve ben dünyanın can çekiştiğini şiir yoluyla da duyumsuyorum.

Semra Sağlam:  Peki boşluksuz bir yere, İstanbul’a, şehre gelelim. İstanbul yaklaşık yirmi yıldır bir şantiye görüntüsünde. İstanbul’da doldurulan alanlar, her yere dikilen binalar arasında en son ne zaman kayboldunuz? 

Pelin Özer: Aslında hep kayboluyoruz. Ben on yıldır Büyükada’da olduğumdan bunu sık yaşıyorum. Bir arkadaşıma randevu veriyorum ve diyelim hep buluştuğumuz bir semtte bir lokanta adı söylüyorum ona, sonra o noktaya geldiğimde bir bakıyorum, öyle bir yer yok. İşte kaybolduk. Ya da Levent’te metrodan çıktığım zaman yönümü tayin edemiyorum. Geçenlerde tüm gençliğimin geçtiği Beyoğlu’nda kendimi tam anlamıyla yabancı hissettim ve bu acıklı bir hal. Kaybolan sadece mekânlar değil kişisel tarihimiz aynı zamanda.

Semra Sağlam: İstanbul’da, buranın yerlisi ve yaşayanı olarak ya dışarıdan birtakım ellerle ya da kendi içimizde kendi yaptıklarımızla kayboluyoruz. Bu noktada, şehrin şiir hali nasıl olur diye sormak istiyorum?

Pelin Özer: “Şiir antika gibi olacak ve bu sayede çok değer kazanacak” diye bir his saplanmıştı bana yıllar önce. Şiirin o antikalığı bir kalıcılığa ve değere işaret ederken kentin şiir halini de sanıyorum yıkımdan kendini kurtarmayı başarmış bahçeli, küçük evler, parklar, mezarlıklar vb. temsil ediyor. Yeni dikilen blokların  arkasında sürekli para sayan bir kafa var ve bu betonun her gözeneğinde hissediliyor. Bu mekânların şiir yazdırması mümkün değil. Bu binaları da zaten şiir okumayan, şiir yaşamayan, şiir görmeyen, şiir duymayan, şiir konuşmayan insanlar yapıyor. Rap müzikte bu çarpık düzene isyan çok çarpıcı biçimde dile geliyor bence. Rap bu bakımdan şiirin önünde.

Semra Sağlam : Doğaya gelmek istiyorum. Taş toprak doğada var ve orada haiku var. Haikuyu dile getiren şeyler hem sözcük hem de doğanın kendisi değil mi?

Pelin Özer: Haiku pandemide çok daha iyi algılandı. Karantina günlerinde özellikle yaşlılara ve çocuklara üzülüyordum. Haikularımı yayımlarsam onları bir bakıma evden çıkarabileceğimi hissettim. Bir çeşit eylem, müdahale. ‘Her güne bir haiku’ fikri böyle çıktı. 1+1 dergisindeki (birartibir.org) arkadaşlarımla hızla harekete geçtik. En çaresiz zamanlarımızda bir direniş biçimi olarak haikuyu öneriyorum herkese. Haiku yazıyorsanız ya da okuyorsanız, doğada derinden gelen “Aslında sanıldığı kadar da kötü değil durum” diyen o  sesi duyarsınız. Bu algıya sahip olanlar çok şanslı. Doğadan gelen ve haikuyla canlanan o bilgiyi bizler her an beş duyumuzla algılayabiliriz. Dolayısıyla haiku yaşamın soluğuna uyanık olmak, onunla uyumlanmak demek. 

Semra Sağlam : Orada  doğanın kendini yazdırması var.

Pelin Özer: Çok güzel bir tanım. Kesinlikle öyle.

Bengisu Birhekimoğlu: Sizce kadın erkek arasında doğayla kurulan bağlantıda farklılık oluyor mu?

Pelin Özer: Sadece kadın ve erkek diye konuşmamız mümkün değil artık. LGBTİ+ ve akışkan kimlikleri kavramadan söz alırsak kendimizi tanıyıp tanımlarken de eksik kalırız. Kendimi referans alarak baktığımda içimdeki çoğulluğa odaklanıyorum ve deneyimleyip içselleştiremeyecek olsam da farklı varoluşların algılarına yaklaşabilmek için çaba harcıyorum. Doğa bize tam da kendiliğindenliği işaret ediyor. Onu özenle gözlemlediğimizde kendi cinsel varoluşumuzun köküne de inebiliriz ve kendiliğimizi en gerçek biçimde yaşamanın yolları da böylece bize açılmış olur. 

Bengisu Birhekimoğlu: Sizi doğayla ilgili yazmaya iten şey neydi?

Pelin Özer: Bursa’da doğdum ve dokuz yaşına kadar kent merkezinde, çıkmaz sokaktaki bir apartman dairesinde yaşadım, sonra da hep İstanbul... Arada parka gittiğimiz olurdu, yazları Kumla’da denize girerdik ama o kadar. Otuz yaşıma geldiğimde yazarak ve seyahat ederek doğanın kalbine gitmeye karar vermişim içgüdüsel biçimde. Gümüşlük Akademisi’yle, ilk kitabım “Latife Tekin Kitabı”yla başladı yolculuk. O tepede doğayı buldum ve artık bir kent insanı olarak tanımlanamaz hale geldim. Doğaya temas etmedikçe kendi doğamıza da dönemeyiz. Gün doğarken kalkıp Zen bahçesinde kök sökerdim. Güneş doğmadan önceki curcunaya kulak verdim orada, günbatımının mucizesine, yıldız yağmurlarına, Japon elmasına... Bunlar bana başka bir boyutta yaşanabileceğini gösterdi. Doğa bize ihtiyacımız olanı veriyor. Ne müthiş bir imkân. 


Yazar: Semra Sağlam, Bengisu Birhekimoğlu

Yardımcı Yazar: Naz Yaman

Editör: Merve Apaydın

Araştırma: Semra Sağlam, Bengisu Birhekimoğlu 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Bu sefer başlık yok 🤭

Çünkü bazı fikirleri 3-4 kelimeyle özetlemek neredeyse imkansız. Her neyse, şehirler serimizi tamamlıyoruz. İlk kez de bir röportajımız var.

09 Haz 2022

Bu sefer başlık yok 🤭

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR