Rakibi Okumak

Porto şehri, son dönemin en iyi Şampiyonlar Ligi finaline sahne oldu. Sezonun en flaş iki takımı, finalde kozlarını paylaştı ve zafer Londra ekibinin, Tuchel’li Chelsea’nin oldu. Sezon ortasında hayal dahi edilemeyen bu başarıya Chelsea, çok net ve başarılı bir futbolla ulaştı. Pep’in Manchester City’sinin “Kupa 1” hayalleri ise başka bir bahara kaldı.
Her iki takım da bu kupayı çok farklı şekillerde arzuluyordu. Manchester City, Guardiola dönemindeki ilk finaline yükseliyor, 2016’dan bu yana ilk kez çeyrek final ötesini görüyordu. Şampiyonlar Ligi karnesi hep eleştiriye tabi tutulan Guardiola ve City, şampiyonluğa ilk defa bu kadar yaklaşmıştı. FA Cup yarı finalinde Chelsea’ye yenilseler de Carabao Kupası’nı ve Premier Lig’i müzesine götüren Manchester ekibi, büyük bir dirilişle sezonun seyrini tersine çevirmeye başarmıştı. Dortmund, PSG gibi sıkı ekiplere oyun ve skor bakımından üstün gelerek finale adını yazdırdılar. Geçtiğimiz sezonlardaki şampiyonluk ihtimali biraz yadsınan City, finale gelirkenki formuyla futbolseverlere “Ya olursa?” dedirttiriyordu. Pep’in hayalleri, City’nin on yılı aşan yatırımlarının meyvesi sadece bir maç uzaklıktaydı.
Terazinin Londra tarafındaysa bu sezonun sadece İngiltere özelinde değil, aynı zamanda Avrupa’daki en parlak öykülerinden birine şahir olduk. Transfer yasağı biten Chelsea, geçtiğimiz yaz 250 Milyon Euro’dan fazla bonservis harcaması yapmış, hücumu başta olmak üzere çok zengin bir kadro kurmuştu. Fakat sezona Lampard yönetiminde beklentilerin epey altında giren Maviler, Ocak’ta İngiliz menajerle yollarını ayırarak PSG’den yeni ayrılmış Thomas Tuchel’i göreve getirdi. Sezonun geri kalanı tam tersi bir istikamet aldı: Ligde harika bir formla ilk 4’e girerek ŞL’ye katılmaya hak kazanmış, FA Cup’ta ve ŞL’de finale yükselmişti. Bunlardan da önemlisi, Chelsea’nin sahada sergilediği oyun fazlasıyla dominanttı ve gelecek adına fazlasıyla ümit veriyordu. Atletico ve Real Madrid’i eleyerek finale gelen Londra ekibi, Tuchel’in sihirli dokunuşunu şampiyonlukla taçlandırmayı istiyordu.
İstanbul’dan alınıp Porto’ya verilen finale uzanan yolculuktaki son süreç iki takım adına fazlasıyla zıttı. Manchester City ligde bitime 3 hafta kala şampiyonluğunu ilan etmiş; kalan maçları zorlamadan, kimi zaman rotasyonlu kimi zaman da finale kadar maç kondisyonunu korumak amaçlı as kadroyla oynamıştı ve kazanma baskısı yaşamadan rahat geçirmişti. Finale taktiksel ve psikolojik olarak hazır hale gelmek için epey zaman ve fikstürel lüksü bulunuyordu Cityzens’ın.
Chelsea ise futbolseverler için son haftaların izlenmesi en merak edilen ekibi olmuştu. Sadece keyif veren oyunuyla değil, üç kulvarda da iddiasını sürdürmesiyle sezonu uzun sürdü Maviler’in. FA Cup finalinde kötü bir oyun oynamasalar da skor bulmakta güçlük çekip Leicester City’ye boyun eğdiler. Lakin misillemeyi ligi onların önünde bitirip Şampiyonlar Ligi biletini kopararak yaptılar. Son lig maçlarının oynandığı 23 Mayıs’a kadar Chelsea hep tam mesaideydi ve sezonu bütün kulvarlarda başarılı bitirmek adına çok çaba sarf ederek geçirdiler. 29 Mayıs’taki zaferi anlamlı kılan unsurlardan biri de bu yüklenme ve mücadele haliydi.
Maç başladığında fazlasıyla tempolu bir müsabaka izliyorduk – bu karşılaşmanın vaat ettiği de bizzat buydu. Özellikle oyuncuların karşılıklı eşleşmeleri ayrı bir heyecanlıydı: Raheem Sterling’i karşılayan Reece James, Werner ve Havertz karşısındaki Dias-Stones ve tabii ki N’Golo Kante karşısındaki bütün Manchester City orta sahası. Bu eşleşmelerin sonucuysa Chelsea’li oyuncuların lehine oldu.
İlk devre iki taraf adına da dengeli bir maç olurken, maçın golü devre biterken geldi. Werner kaçırdığı gollere rağmen devrenin sonunda harika topsuz oyunundan bir örnek sergiledi ve Mount orta sahada topla buluşup yüzünü kaleye döndüğü zaman sola doğru çapraz bir sahte koşu atarak hem Stones’u peşinden sürükleyip aldattı, hem de tehlikeli seviyelerde bir hıza sahip Havertz’e alan açarak golü atmasına aracı oldu.
İkinci devre, Chelsea’nin devre kapanırkenki golü bulmasıyla birlikte farklı bir hâl aldı. Oyunun kontrolü Chelsea’ye geçti ve ipleri elden bir kez olsun bırakmadı. Manchester City ve Guardiola’nın geri düştükten sonra gol bulmak içinki bu çaresiz durumunu, Barcelona’nın başındayken 2010’daki Inter ve 2012 Chelsea yarı finallerindeki halinin benzerini –aynı şiddette olmasa bile- yeniden görmüş olduk. O iki yarı finalden farklı olarak sadece kısa paslarla değil, yeri geldi mi uzun paslarla ve “doldur-boşalt”larla Chelsea kalesini zorladı City. Fakat City’nin bu akınları fazlasıyla dağınıktı. Pep kapanan bir savunma karşısında çözüm üretmekte geçmişte olduğu gibi zorlandı. Tuchel’in maçın ilerleyen bölümlerinde geçtiği 5’li savunma örgüsü ve ön alandaki Kante-Jorginho ikili tandemi, City’li oyuncuları tehdit oluşturabilmekten uzak tuttu. Geldiğinden beri Chilwell’le James’i kanat bekleri olarak yüksek verimde kullanan Tuchel, bu maçta bu iki oyuncusunun savunma özelliklerinin fazlasıyla hayrını gördü. Chilwell Mahrez’i pasifleştirirken Reece James ise Sterling’in oldukça kötü bir maç çıkartmasına sebep oldu.
İlk devrede Thiago Silva’nın sakatlığı Chelsea için sirenleri çaldırsa sonradan giren Christensen üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirdi. Rüdiger’in de başarılı bir maç çıkardığını söyleyebiliriz. Foden’ın karşı karşıya pozisyonunda uzun bacaklarını kullanarak şutu savuşturması maçın kırılma anlarındandı.
Lampard döneminden beri gözden düşen ve performansı eleştirilen, hatta ayrılacağı dahi konuşulan N’Golo Kante, yarı finaldeki iki Real Madrid maçıyla ve bu finalle bize yeniden olağanüstü bir oyuncu olduğunu hatırlattı. Çimde basılmadık yer bırakmayıp City’li oyuncuları bozarak, toplarını çalarak kaleye yaklaşmalarını zorlaştıran Fransız, beklenmedik çıkışlarıyla dripling halinde oyun kurarak takımını hızlı hücumlara kaldırdı ve başarılı paslarla takım setine dahil oldu.
Golü rakibinden önce bularak maçın dizginlerini ele alan Chelsea, maçın kalanında sistemli savunması ve bireysel performansların da öne çıkmasıyla kupaya uzandı. Özellikle ikinci devre Maviler için taktiksel bir başarıydı: Tuchel dersine çok iyi çalışmış, bu senaryoya takımını hazırlamış ve rakip oyuncuları iyi analiz etmiş. Zira sezon boyu zirvelerini yaşayan Foden, Mahrez, İlkay ve De Bruyne gibi isimlerin oyunu çözmede fazlasıyla yetersiz kalması Tuchel’in oynattığı oyunla onları kilitlemesiyle mümkün oldu.
Chelsea bu sezonki kabuk değişimini Şampiyonlar Ligi kupasıyla çok güzel bir şekilde tamamladı. Bir süredir Liverpool-Manchester City tekelinde olan Premier Lig’e yeni bir erk olarak katıldığını ve şampiyonluğun en büyük adaylarından olacağının sinyalini bu şampiyonlukla vermiş oldu. Geçtiğimiz sezon PSG’yle bu kupaya uzanamayan Tuchel, sadece ertesi sezon başka bir takımla bunu başararak artık elit seviyenin hocası olduğunu gösterdi.
Guardiola’nın City’si ise sezon genelini çok istikrarlı ve üst düzey başarıyla sürdürmekte mahir olsa da ipin inceldiği yerden koptuğu Şampiyonlar Ligi gibi organizasyonlarda kırılmaya ve dağılmaya fazlasıyla müsait. Cumartesi akşamı da bu çözülmenin benzerine şahit olduk. Şampiyonlar Ligi’ni her şeyden çok isteyen Pep’in bu senaryoların yeniden yaşanmaması için çözmesi gereken başlıca mevzu, belki de bu olacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Final Sonrası, Tuchel'in Sözleşme Hazırlığı, Aguero, United'a Gün Sayan Tom Heaton...
01 Haz 2021

YAZARLAR

This Is England
Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR


