Raşel Meseri: Kızıma yazdığım sayfalardan bir fantazya doğdu

Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları, Kırık Şehir, Küt Oynayan Kadınlar ve Meskûn Zaman'dan sonra beşinci romanı Elsa Niego'nun Cenaze Alayı'nı okurlarıyla buluşturan Raşel Meseri, bence iyi hikayelerin gerçeğin derin izlerinden oluştuğunun en başarılı, en özgün örneklerinden. Meseri romanlarında yürek yakıp yürek soğutan gerçekler de vardır, fantazyanın teskin edici, sağaltıcı ve hülyalı iklimi de. Gabriel Garcia Marquez'den Edip Cansever'e, Carpentier'den Ursula K. Le guin'e ve Latife Tekin'e birçok büyük yazar ve şairin hatırlatıcı işaretleri eşliğinde ve benzer tatları alarak okuyabilirsiniz onun romanlarını.
Öte yandan belgesel ve kısa filmler çeken, tiyatro oyunları ve çocuk kitapları da yazan çok yönlü sanatçı kişiliğiyle tanıdığım Raşel Meseri'nin kızı Aylin Kuryel ile birlikte derlediği, Türkiye’de Yahudi Olmak: Bir Deneyim Sözlüğü, çok başarılı bir çalışmadır. Ülkemizde azınlık doğmanın, kendi kimliğiyle var olma çabalarının ne anlama geldiğini anlatan bu derleme, Meseri'nin belgeselci bakışına dair çok şey anlatır. Daha da önemlisi bu kitap, onun romanlarının hangi iklimlerden, hangi gerçek kişilerden beslendiğinin ipuçlarını da barındırdığı için ilgiye değerdir.
Meseri'nin Alfa Kitap etiketiyle yayımlanan yeni romanı Elsa Niego'nun Cenaze Alayı, yaşanmış bir tarihî olaydan hareketle kurgulansa da yazarın bir önceki romanı Meskûn Zaman'dan konuk ettiği Zimbul tiplemesinin hülyalı varlığı, romana hem derinlik katar hem de tuhaf bir neşe kaynağıdır sadık okurları için.
- Zimbul, acılarla yoğrulmuş fantastik bir karakterdir. Üstelik bir sonraki romanda da arz-ı endam edecek kadar da sahici bir kişilik kazanmıştır.

Soner Can ve Raşel Meseri
Çok daha büyük romanların habercisi olduğunu umduğum Meskûn Zaman ve Elsa Niego'nun Cenaze Alayı'ını okuyunca bir okur olarak daha büyük beklenti içine giriyorum. İleride yazacağını umduğum büyük epik hikayelere dair bir beklenti bu.
Meseri ile yaptığım söyleşiyi, sorularla oyalamadan doğrudan cevaplarıyla sunuyorum.
Moral olsun diye yazmıştım
İlk romanım Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları’nın çok hoş ve bir o kadar da komik bir yazılma hikayesi vardır. Kızım bitirme teziyle boğuşuyor ve yorucu günler geçiriyordu. O sürede ona moral olması amacıyla eğlendirici bir şeyler yazmayı istedim, tıpkı çocukluğunda yaptığım gibi. Her gün kızıma sayfalarca metinler yolluyordum, çok özel bir varlığa özel bir tefrika gibi. Bir süre sonra kabarık bir dosya hâline geldi yazdıklarım. O noktada düşünmeye başladım, acaba bir hayli fantastik, absürt, eğlendirici ama aynı zamanda toplumsal meseleleri de konu edinen bu metni başkası okumak ister miydi? Üstünde çalışmaya başladım ve ortaya Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları kitabı çıktı. Delidolu Yayınları'nın bastığı ilk romanımın harika kapağı benim için ayrı bir motivasyon vesilesi olmuştu..
Gerçeğin öte kıyılarında dolaşan...
Sorunuzda bu romanım için "Gerçeğin öte kıyılarında dolaşan..." diye bir ifade kullanmanız çok hoş. Bir konunun ilk etapta algılandığı şekilde yazılması, gerçekliğe sadık kalması bana çok çekici gelmiyor açıkçası. Yazılanları, konu edindiği malzeme kadar belki de daha fazla anlatılma şeklinden, biçiminden ötürü okuruz bana kalırsa. Tercihim, düşünmeye alan bırakan, yeni yönelmelere izin veren, bazen metinle bizi karşı karşıya getirip tartışma yaratan ve içinde ironi olan romanlardan yana. Zihnim biraz da öyle çalışıyor sanırım. İroni ve absürtlük metne bir nebze yabancılaştırma öğesi katıyor, gündelik olanın içindeki tuhaflıkları yakalamayı mümkün kılıyor.
Distopik bir intikam hikayesi
Öteki romanlarımda da bu biçimleri kullanmıştım aslında. Sadece dozu biraz daha düşüktü belki. Ana karakterleri biraz daha günümüze yerleştirip ele avuca gelen ve her birimizin çevresinde olabilecek kişiler olarak kurgulayarak ve ana izleklerde güncel toplumsal sorunları daha açık seçik takip ederek... Örneğin Kırık Şehir, gökten ölü martıların düştüğü görülmemiş bir fırtına yaşanırken gideceği adliye binasına bir türlü ulaşamayan bir kadın avukatın merkeze alındığı bir distopik hikaye. Akmayan ve kimsenin arabasını terk edemediği bir trafik içinde kadınların kendilerine uygulanan şiddet karşısında erkeklerden intikam almak üzere örgütlenmesini konu alıyor. Bir yandan adliye binasını sel basmış, fareler içindekilere saldırarak cirit atmakta. Gündelik olanın içinde fantastik olan mevcut zaten, kaçış yok!
İki yaşsız ruhun kenetlenişi
Küt Oynayan Kadınlar, Kırık Şehir gibi bir günde geçiyor. Masumane şekilde oyun oynayıp dedikodu yapmak isteyen, farklı kesim ve kültürlerden gelen kadınları günün sonunda kötü bir sürpriz bekliyor ve yaşadıkları toprakların (veya dünyanın) otuz yıl sonrasına tanıklık ediyoruz. Meskûn Zaman ise yine günümüzde bir günün içine giren, belki bir asır içinde gelişen, epik denebilecek bir anlatım. Fantastik unsurlar barındıran, daha çok büyülü gerçekçilik normları içinde gördüğüm bir roman. Aslen 60’lı yılların İzmir Karataş bölgesinin çokkültürlü yapısı içinde yaşayan, bölgenin sakinleri olan Yahudilerin göçlerle şekillenen hikayesi. Bu ıssızlaşma ve yalnızlaşma içinde birbirine sıkı sıkı sarılan biri Müslüman biri Yahudi iki yaşsız ruhun birbirine kenetlenmesi…
Kişisel deneyimlerin metinleri
Kurgu dışı çalışmam Türkiye’de Yahudi Olmak: Bir Deneyim Sözlüğü'nü kızım Aylin Kuryel ile birlikte derledik. Bu coğrafyada azınlık olmanın türlü çeşit hâli var, geniş bir deneyim skalası var ve bunların sistematik bir şekilde tutulmuş bir kaydı yok. Biz de buradan yola çıktık ve 70 kadar kişiye ulaşarak deneyimlerini paylaşmak isteyenlerin yazdıkları kısa metinleri topladık. Bunlar bir yandan kişisel bir yandan da toplumsal dönemeçlere ışık tutan kısa metinler/hikayeler. Resmî tarih yazımında genellikle konu edilmeyen deneyimlerden oluşan bir “sözlüğün”, kişisel olanla politik olanın kesişimine, kültürel miraslara, ayrımcılık biçimlerine vs. ışık tutmaya katkıda bulunabileceğini düşündük. Kitabın birçok baskı yapması bu fikrin işlediğini gösteriyor diyebiliriz, bu bizi çok mutlu etti.

Elsa Niego’nun Cenaze Alayı
Bize biçileni giymek zorunda değiliz
Tarih muktedirlerin hikayeleri üzerinden yazılıyor. Başka okumalar yapmak için bolca kuşku, biraz da öfke gerekiyor ve bize giydirilmek istenen giysilerin ölçüsüyle davranmamak. Aslında tekrarlanamaz dediğimiz ya da bunu dilediğimiz her şey sürekli tekrarlanıyor; din, ırk, cinsiyet, tür üzerinden uygulanan şiddet örneğin. Yüzyıllar boyunca oradan oraya kovulmuş ve baskı görmüş Yahudilerin devletindeki sağcı ve dinci iktidarın şu anda Filistin’de uyguladığı korkunç şiddeti ve sömürgeci politikaları görüyor, acıyla izliyoruz.
Sağcı, ırkçı ve homofobik!
Günümüzün siyasi ikliminde yükselen sağ, ırkçı ve homofobik zihniyet, çatışmaları körüklüyor, teşvik ediyor, üretiyor. Baskıcı ve sömürgeci erk, içeride ve dışarıda daima bir düşmana ihtiyaç duyuyor. Olan halklara oluyor. Zulmü ve eşitsizliği kendi gördüğümüz, bizzat deneyimlediğimiz yerden, yaşadığın mahalleden anlatmaktan ve aynı zamanda onun şiddetin tek sureti olmadığını hatırlatmaktan vazgeçmemeli. Yazmak her ne kadar adaletsizliklerin tekrarlanmaması umudunu barındırsa da kitaplar tek başına dünyayı değiştiremez sonuçta. Değişime eşlik edebilirler ancak. Değişim isteğini körüklerler sordurdukları sorularla.
Devlet ve erkek şiddetinin sürekliliği
Elsa’nın hikayesini ilk duyduğum an romanını yazmayı kafama koymuştum. Bu romanımda iki anlatıcı var. Her ikisi de bir asır önce, aşkına karşılık alamadığını düşünen bir subay tarafından katledilen Elsa Niego’nun hikayesini, zamanı bir öne bir geriye kaydırarak anlatıyor. Bir önceki romanım Meskûn Zaman’dan tanıdığımız Zimbul, bir yandan kendisi için dünyanın en önemli varlığı olan Makbule’den ayrılma travmasının nedenlerini açıklarken diğer yandan da hayata (hayata?) tutunmanın yolu olarak daha geniş bir tarih sahnesine dahil oluyor. Üst anlatıcı ise devlet ve erkek şiddetinin sürekliliğini anlatmak için var. Roman geçmiş ve bugün arasında gidip gelirken, metnin konusu dışında kalan türlü çeşit adaletsizlik yaşanmaya devam ediyor. Gri sayfalar bunlara göz atmaya yarıyor.
Hayat düz bir çizgide ilerlemez
Elsa Niego'da bir alıntı kullanmıştım: "Zaman yaşadığımız ömürden ibaret değil." Gerçekten insan ömrü çok sınırlı ve bunu bilmesine rağmen o sayılı günleri sonsuzmuş gibi görme teamülünde. Böyle olması bir noktaya kadar kaçınılmaz çünkü yaşam kadar ölümün de farkında. Bu nedenle varoluşsal kriz bitmez. Her şeyin kendi ömrü içinde gerçekleşmesini veya hayatının içine sığmasını istemekten vazgeçemez. Oysa zaman sonsuz ve aynı zamanda halkalarının örüntüsü karışık. Düz bir çizgide ilerlemiyor insan hayatı.
Bir seçki
- Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları - Raşel Meseri - Deli Dolu
- Küt Oynayan Kadınlar, Kırık Şehir, Meskûn Zaman - Raşel Meseri - Everest Yayınları
- Elsa Niego'nun Cenaze Alayı - Raşel Meseri - Alfa Kitap
- Türkiye’de Yahudi Olmak: Bir Deneyim Sözlüğü - Raşel Meseri, Aylin Kuryel - İletişim Yayınları
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta bir söyleşi, şair Yavuz Türk ile son kitabı "Avı Durdurmak" üzerine, bir diğeri büyüklere yazdığı fantazyalarla tanıdığımız Raşel Meseri ile "Elsa Niego'nun Cenaze Alayı" üzerine.
06 Eyl 2024

YAZARLAR

Soner Can
Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.

Aposto Kitap
Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.
İLGİLİ OKUMALAR



