Sahil kasabaları.

Sahil kasabasında geçen umut dolu filmler.
Sahil kasabaları.

Paket servis. bölümünde her hafta, sizden gelen bir temada üç film önerisinde bulunuyorum. Önerdiğiniz temanın ne olduğunda hiçbir sınır yok: Somut ya da soyut herhangi bir sözcük, bir kavram ya da bir his, bir ülke ya da bir mekan, bir yönetmen ya da oyuncu... Bu e-postaya cevap vererek, siz de tema önerinizi paylaşabilirsiniz. 

Ediz Tokabaş'ın siparişi oldukça netti: Sahil kasabasında geçen umut oldu filmler. Aslında neredeyse bir ay önce gelen bu sipariş, Türkiye'deki okurların eve kapandığı bugünlerde çok daha işe yaramış olacaktır diye düşünüyorum. Sahil kasabasında geçen umut dolu filmler, aklıma öncelikle Akdeniz sahillerini getiriyor nedense. Ama aklıma gelen, çok klişe birkaç seçimi, örneğin Mamma Mia!'yı, Serseri Mayınlar'ı ya da Before Midnight'ı eliyorum. Fakat sonra fark ediyorum ki, geriye kalan filmlerin çok büyük bir kısmı sahil kasabasında geçse de hepsinde ölümler, acılar, cinayetler ve felaketler var. Çözümün üçte ikisini ABD sahillerinde buluyorum. Tatlı büyüme hikayeleri, aşk filmleri ve mutlu sonlar, eminim aranan umudu aşılayacaktır.

Ergenliğin tatlı sancıları ve aşkın tutkulu kıvılcımları. The Descendants'ın Oscar ödüllü senaristleri Nat Faxon ve Jim Rash ikilisinin yönettiği The Way Way Back, Massachusetts sahillerinde geçen bir yaz tatili filmi ve büyüme hikâyesi. 14 yaşındaki Duncan filmde, annesinin erkek arkadaşının yazlığının bulunduğu kasabaya zorla götürülüyor ve adapte olamayacağını düşünürken aradığı dostluğu çalıştığı su parkında buluyor. Malta'da geçen Love to Paradise, puanına (ve benim verdiğim puana) bakmamanız gereken bir film. Tamamında gözlerinizden kalpler fışkırtarak sırıtacağınız, cheesy diyaloglarla bezeli, basit bir aşk filmi izleyip kafa dağıtmak için birebir. Son olarak Shelter, benzerine çok rastlanmayan şekilde mutlu sonlu ve umutlu bir LGBTİ+ aşk hikâyesi anlatıyor, üstelik Malibu sahillerinde, sörf tahtaları üzerinde.


İadeler. Önerebileceklerinizin hiçbir sınırı olmadığını söylemiş, kendimi zorlamak istemiş olabilirim ama yeterli (ya da istekli) olmadığım durumlar da olacaktır tabii ki. Bunlardan biri de 'hiçbir sınır yok' deyişimin mi test edildiğini, yoksa apaçık trollendiğimi mi düşüneceğimi şaşırdığım "Zincir Baklası" oldu. Ne düşüneceğimi geçtim, Mehmet Emin Toker'in siparişinin ne anlama geldiğini anlamak için googlelamam gerekti - hâlâ da tam anladığımı söyleyemeyeceğim. Sanırım bisiklet zincirinin bir parçası söz konusu. Dolayısıyla yapabileceğim tek şey bisikletlerin başrolde olduğu, özellikle de bisikletlerin sınırlarının zorlandığı birkaç öneride bulunmak: (1) New York sokaklarında geçen nefes kesici bir bağımsız, Premium Rush (2) Bisiklette dopingin araştırıldığı bir spor belgeseli olarak başlayıp politik bir gerilime dönüşen Oscar ödüllü belgesel Icarus ve (3) Dardenne Kardeşler'in sevdiğim filmlerinden The Kid with a Bike / Le gamin au vélo.  Benden bu kadar.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

🧭 Keşifler ve umutlar.

Post-Oscar hüznüne inanır mısınız? Geçmişe dönük keşifler ve "bir cevheri keşfetme heyecanı" bu sayıda...

02 May 2021

🧭 Keşifler ve umutlar.

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

İLGİLİ OKUMALAR