Sakarya Muhaberesi: Yenilgiden Zafere
Yazı: Mesut Uyar
Kurtuluş Savaşı’nın 100. yıl dönümü bize bu savaşın önemli hadise ve muharebelerini anmanın yanı sıra mevcut literatürü de gözden geçirmek, hatalarını gidermek ve anlaşılır bir şekilde farklı okur gruplarına sunmak için fırsat yaratmaktadır. Tarihimizde az sayıda muharebeye verilmiş “melhame-i kübra” (büyük ve kanlı muharebe) unvanını taşıyan Sakarya Muhare besi bu açıdan iyi bir örnektir. Kurtuluş Savaşı’nın coğrafi alan, süre, şiddet ve zayiat (ölü ve yaralı) açılarından en büyük muharebesi olduğu gibi Ankara Hükümeti’nin karşılaştığı en büyük tehlikeydi.
Önem ve çarpıcı özelliklerine rağmen Sakarya Muharebesi ne siyasi ne de askeri yönden anlaşılabilmiş değildir. Çünkü eksik ve karmaşık anlatılmaktadır. Genelkurmay ATASE Başkanlığı’nın hazırladığı resmi askeri tarih serisi (beyaz dizi)(1) oldukça hacimli ve ayrıntılı görünmesine rağmen temel bilgileri açık ve anlaşılır vermeyip detaylar içinde kaybettiğinden ancak uzmanların istifade edebileceği bir eserdir. Akademik ve popüler çalışmalarda ise muharebe tarihi bütününden kopuk ve eleştirilmeden bir kahramanlık destanı formatında incelenmektedir.
Öncelikli olarak Sakarya Muharebesi askeri açıdan bağımsız bir muharebe değildir. Ağır bir yenilgiyle sonuçlanan Kütahya-Eskişehir Muharebesi’nin ikinci aşamasıdır. Ayrıca muharebe Sakarya Nehri boyunca savaşılmadan önce mecliste ve dışında siyasi olarak 10 gün savaşılmıştır. Ciddi bir askeri ve siyasi kriz yaşanmış ve bu yüzden hükümet merkezinin Kayseri’ye taşınma kararı alınmıştır. Literatürdeki yaygın kanaatin aksine zafer garanti değildi. Mustafa Kemal Paşa’nın kendine güvenine rağmen yenilgi olasılık olarak daha yüksekti. Muharebenin başında karşılaşılan zorluklar ve yaşanan bir dizi yenilgi krizi derinleştirmiştir. İşte bu ve benzeri bilgiler mevcut literatürde ya eksiktir ya da satırların arasına gizlenmiştir.

Ankara’da halk Namazgah Tepe’de zafer için dua ediyor

Türk askerleri mevzide
Kütahya düşüp Eskişehir tahliye edildikten sonra uğranılan yenilgi artık aşikârdı. Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa ordunun kalanının önce kurtarılması ardından da yeniden teşkilatlanması, bütünlemesi ve dinlendirilmesi için en az iki haftaya ihtiyaç duyulduğunu biliyordu. Bunun için düşmanla araya emniyetli bir mesafe konulması ve doğal olarak savunmaya müsait güçlü bir hatta yerleşilmesi gerekmekteydi. Bütün bu koşulları yerine getiren tek hat Sakarya Nehri’ydi. Ancak İsmet Paşa bu kararı tek başına vermeyi göze alamadı. Çünkü savaşmadan geniş bir bölge düşmana terk edilecek ve burada yaşayanlar da onun insafına bırakılacaktı. Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa 18 Temmuz’da cepheye gelip durumu inceledikten sonra; “öyle ise işimiz orduyu kurtarmak” diyerek siyasi ve askeri sorumluluğu üstüne alıp Sakarya gerisine çekilme emrini verdi. İsmet Paşa, düşman ilerleyişini durdurmak için eldeki birliklerle 21 Temmuz’da Eskişehir istikametinde karşı taarruz kalkıştı. Beklentilerin aksine karşı taarruz başarısızlıkla sonuçlansa da zaten tereddüt içindeki Yunan komuta kademesi ileri harekâtı durdurdu. Böylelikle 25 Temmuz’da örtme birlikleri dışında ordunun tamamı düşman takibine maruz kalmadan nehir gerisine çekildi. Ancak gene de Balkan hezimetine benzer tarzda düzensiz ve dağınık bir geri çekiliş yaşandı.(2)
Mustafa Kemal Paşa, cepheden dönerken Ankara’da çoktan kıyamet kopmuştu. İnönü zaferleriyle abartılı bir şekilde artan kendine güven balonu fena şekilde patlamıştı. 11 Temmuz’da Genelkurmay Başkan Vekili Fevzi (Çakmak) Paşa meclis kürsüsünde kendisinden emin bir şekilde Yunan taarruzunun çok hayırlı bir gelişme olduğunu düşmanın ağır bir yenilgiye uğratılacağını söylemişti.(3) Mustafa Kemal Paşa ve Ankara Hükümeti karşıtlarına büyük bir fırsat çıkmıştı.
Muhalifleri üç ana gruba ayırabiliriz. Birinci grup, eski Dışişleri Bakanı Bekir Sami (Kunduh) etrafında toplanmış ve İstanbul’un desteklediği ılımlılardı. Bunlar Londra Konferansı’ndan bu yana beklemeden İtilaf devletleri ile anlaşma yapılmasını talep etmekteydi. Orduya karşı büyük bir güvensizlik duymaktaydılar. Kütahya-Eskişehir yenilgisi beklenti ve tahminlerini doğruladığı için yeni bir muharebeye girmeden hemen masaya oturulması için propaganda yapıyorlardı.(4) İkinci grup, Enver Paşa’nın sürgünden dönüp Kurtuluş Savaşı’nın başına geçmesini isteyen İttihatçılardı. Mecliste ağırlıkları azdı ama başta Trabzon olmak üzere belli vilayetlerde oldukça güçlüydüler. Sovyet desteği ile sadece Anadolu’da değil bütün Müslüman dünyasında Batı’ya karşı büyük bir savaş vermek istiyorlardı. Enver Paşa, büyük umutlarla 31 Temmuz’da Moskova’dan ayrılıp Batum’a gitti. Burada Sakarya Muharebesi’nin sonucunu bekleyecek ve yenilgi halinde Anadolu’ya geçmek için hazırlık yapacaktı.(5)
Mustafa Kemal için asıl tehdidi ise üçüncü grup yani meclisteki muhalefet teşkil etmekteydi. Çoğunluğu muhafazakâr olan bu milletvekilleri meclisin her tür siyasi, askeri, ekonomik ve sosyo-kültürel konularda asıl söz sahibi ve uygulayıcı olmasını istemekteydi. Mustafa Kemal Paşa’nın gitgide güçlenmesinden, yapılan ve yapılması beklenen reformlardan endişe duyuyorlardı. Onlara göre şimdiye kadar yapılan Bolşevik ve cumhuriyetçi reformlar halkı Ankara’dan uzaklaştırmış ve hatta isyana sürüklemişti. Aslında savaştan ziyade savaş bittikten sonra olacaklardan endişe etmekteydiler.(6)
Meclisteki muhaliflerin en büyük sorunu homojen bir grup olmamaları, lider ve grup disiplinlerinin bulunmamasıydı. Askeri bir yenilgi sonucu harekete geçtikleri için meclis muharebesindeki liderliği başta Çolak Salahattin (Köseoğlu) ve Kara Vasıf olmak üzere asker kökenli milletvekilleri geçici olarak üstlendi. Başlangıçtaki talepleri oldukça makul ve çoğunluğun desteklediği yenilginin sorumlularının cezalandırılmasıydı. Cephe komutanı İsmet Paşa ve Ayıcı Arif çoktan suçlu ilan edilmişti. Gerçekten de İsmet Paşa ve Arif’in yaptıkları ve yapmadıklarıyla yenilgide büyük rolleri olduğu üst rütbeli subaylar ve ordu genelinde konuşulan ve kabul gören bir husustu. Ancak burada sorun, muhalefetin bunların cezalandırılmasını birinci aşama görmesi ve hemen ardından Mustafa Kemal Paşa’yı hedefe koymak istemesiydi.(7)

Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa

Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa
Yenilgideki sorumluluğu ve bütün eksikliklerine rağmen İsmet Paşa’nın yerini doldurabilecek bir komutan ve kurmay subay bulunmamaktaydı. Ayrıca ikinci hedefin kendisi olduğunu bilen Mustafa Kemal Paşa iki manevra ile mecliste kenetlenmiş muhalefeti dağıttı. Önce muhafazakârlığı ile tanınan ve muhalefetin bile sevdiği Fevzi Paşa’yı kürsüye çıkardı. Fevzi Paşa, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkan Vekili olarak yenilginin bütün sorumluluğunu üstlendi. Meclis Fevzi Paşa’yı cezalandırmayı göze alamadığı için İsmet Paşa’nın Genelkurmay Başkanlığı’nı bırakması ve Ayıcı Arif’in görevden alınması ile yetinildi.(8)
İkinci manevra ise olası ikinci yenilgiye tedbir maksadıyla hükümet merkezinin Ankara’dan Kayseri’ye taşınması için gerekli hazırlıkların ve kademeli tahliyenin başlatılmasıydı. Bu teklif birdenbire meclisin gündemini değiştirdi. Sorumluların cezalandırılması unutuldu ve herkes kürsüye çıkıp tahliye konusunda fikrini dile getirme derdine düştü. Sonunda meclisin faaliyetine devam etmesi ama sivil bürokrasi ve okullar ile ailelerin tahliyesi kararı kabul edildi. İçinde Ahmet Rifat (Çalıka) gibi önemli muhaliflerin bulunduğu bir grup milletvekili keşif için görevlendirilirken paniğe kapılan milletvekilleri beklemeden kendini Ankara dışına attı. Yunan korkusuyla kaçan halkın teşkil ettiği uzun konvoylara katıldılar.(9)
İlk meclis çatışmasında başarısız olan ve sarsılan muhalefet yeni bir manevrayla “başkomutan vekilliği” tesis edilmesi teklifinde bulundu. Görünen amaç savaşın emir-komutasının tek bir merkezde toplan masıydı. Ama asıl amaç bu göreve kısıtlı yetki ile getirilecek Mustafa Kemal Paşa’nın yeni bir yenilgiyle tasfiyesiydi. Teklif o kadar cazipti ki tarafsızlar ve hükümeti destekleyen milletvekilleri bile bunu desteklemekteydi.(10)
Mustafa Kemal Paşa, müttefiklerini de harekete geçirerek bu tehlikeli manevrayı meclisin bütün yetkilerini geçici olarak üstlenen olağanüstü güçlere sahip bir “başkomutanlığa” çevirmeyi başardı. Bu karşı manevrayı geç fark eden muhalefetin yeni aday olarak Fevzi Paşa’yı göstermesi işe yaramadı. Meclis muharebesinden zaferle çıkan Mustafa Kemal Paşa beklentilerin aksine zayıflayacağına hiç olmadığı kadar güç kazandı. 5 Ağustos’ta Başkomutanlık Kanunu çıktıktan sonra milletvekillerinin bir kısmı cepheye ve görev yerlerine giderken geri kalanların çoğu ailelerinin peşinden Kayseri yoluna düştü. Böylelikle fiilen meclis kapanmış oldu.(11)
Mecliste zafer kazanılmıştı ama çok değerli on gün de kaybedilmişti. Birlikler Sakarya doğusunda savunma hattını hazırlamaya başlamıştı. Fakat personel ve lojistik açıdan büyük eksiklikler bulunmaktaydı. Önce firar ve bozgunculukla mücadele için İstiklal Mahkemeleri tekrar tesis edildi.(12) Ardından bütün kaynakların savaş gayreti için seferber eden “Tekalif-i Milliye” emirleri yayınlandı. Ulaşım ağının çeşitli yerlerinde takılı kalmış silah, teçhizat ve mühimmatın getirilmesi ve mevzilerin kazılması için köylüler seferber edildi.(13)
Ancak bunlar tek başına yeterli değildi. Zaten ülkenin nüfus ve ekonomi açılarından önemli vilayetleri işgal altındaydı. Güneydoğu yanmış ve yıkılmıştı. Kazım Karabekir Paşa Doğu Anadolu kaynaklarını paylaşmaya isteksizdi. Geriye İç Anadolu ve Batı Karadeniz kalmıştı. Öyleyse acilen diğer cephelerden birlik kaydırmak gerekmekteydi. Fransızlarla görüşmeler başladığı ve çatışmalar azaldığından Albay Selahattin Adil’in 2. Kolordusunun (5. ve 9. tümenler) Güney Cephesi’nden alınmasında sorun yaşanmadı. Benzeri şekilde Sakarya-Bolu bölgesindeki Albay Kazım (Özalp)’ın Mürettep Kolordusu ve Merkez Ordu’dan 16. Tümen kolaylıkla alınabildi. Tabii kâğıt üstünde kolayca gerçekleştirilen işlemlerin uygulanmasında büyük sorunlar yaşandı. Birlikler bütün teçhizat ve ağırlıklarını taşıyarak günlerce intikal etmek zorunda kaldı. Cepheye geç ve yorgun bir şekilde ulaştığında bu kez mevzileri kazmakla uğraştılar. Bu zorlu intikaller esnasında yüzlerce asker firar etti veya hastanelik oldu.(14)
Doğu Cephesi’nde mevcutları dolgun dört piyade ve bir süvari tümeni ile Ermenilerden ele geçirilmiş çok sayıda ağır top bulunmaktaydı. Fakat Kazım Karabekir Paşa olası bir felâket halinde Doğu Anadolu’yu elde tutmak için birliklerini göndermek istemiyordu. Israrlı talepler sonrasında 12. Tümeni göndermeye razı oldu. Ama onu da geç yola çıkardığı için tümen muharebe bittikten sonra cepheye ulaşabildi.(15)
Sakarya hattının savunma için hazırlıklarına 22 Temmuz’da başlandı. Eldeki haritalar yetersiz olduğundan askeri harita mühendisleri arazi ölçümlerine başladı ve hazırladıkları harita Eylül ayı başında birliklere dağıtıldı. Peki Sakarya savunma planını kim hazırladı? Resmi askeri tarihte plan Genelkurmay’da anonim bir şekilde hazırlanmış gibi ifade edilirken(16) akademik ve popüler tarih kitaplarında bu konuya hiç değinilmez.(17) Oysa operatif yani ana planı Fevzi Paşa hazırlamıştır.(18) Statik mevzi savunması yerine savunmaya tahsis edilen bölge içinde birbiri gerisinde hatlarda oynak savunma yapılacaktı. Yani düşmana azami zayiat verdirilip zaman kazanıldıktan sonra fazla zayiat vermemek ve kuvvet kaptırmamak için bir geri hatta diğer birliklerle koordineli bir şekilde çekinilecekti. Burada esas, kritik arazi arızalarının çabucak düşmana terk edilmemesi ve savunma bütünlüğünün korunmasıydı. Oynak savunmada düşman girmelerine karşı taarruzlar önem kazandığından her seviyede kuvvetli ihtiyat tutulması gerekmekteydi.(19)
Yunanlıların olası dört hareket tarzından (cephe taarruzu-yarma, kuzeyden kuşatıcı manevra, güneyden kuşatıcı manevra ve çift taraflı manevra) güneyden kuşatıcı manevrayı seçeceğini ve bunu da en az yedi tümenle yapmaya çalışacağı değerlendirilmiştir. Fevzi Paşa, Tarlabayırı-Toydemir-Mangal Dağı hattının kuvvetli tutulmasını ve kuşatıcı manevraya karşı kanat kırıp savunma hattını doğuya doğru uzatmaya hazır olma emrini de vermişti. Bütün bunları yapabilmek için güneye yakın kuvvetli ihtiyat ayrılmasını ve cephenin diğer kesimlerinden kuvvet kaydırmaya hazır olunmasını istemiştir.(20)
Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ise bu operatif planın arazide uygulanmasını sağlayacak ayrıntılı taktik planı hazırladı. Yalnız İsmet Paşa, Yunanlıların güneyden kuşatıcı manevra yapacağına Fevzi Paşa kadar emin değildi. Tabiatı gereği ihtiyatlı ve sağlamcıydı. Risk almayı sevmez ve herkesin fikrini alıp iyice düşünmeden karar vermezdi. Bu yüzden Yunan niyet ve maksadı kesin bir şekilde ortaya çıkıncaya kadar kuzey ve orta kesimleri kuvvetli tutmak niyetindeydi.(21)
İsmet Paşa’nın olası bütün tehditleri karşılamak için hazırladığı ilk yerleşme planına göre kuzeyde Albay Kazım’ın Mürettep Kolordusu, ortada Yusuf İzzet (Met) Paşa’nın 3. Grubu, Albay Delit Halit’in 12. Grubu, güneyde ise Albay Selahattin Adil’in 2. Grubu yer almaktaydı. Albay Fahrettin (Altay)’in 5. Süvari Grubu güneyde Sakarya batısında örtme görevindeyken Albay İzzettin (Çalışlar)’in 1. Grubu ve Albay Kemalettin Sami (Gökçen)’nin 4. Grubu ihtiyattaydı. Görüldüğü gibi operatif plana göre en kuvvetli tutulması gereken güney kanatta başlangıçta sadece bir grup varken iki grup ile orta kesim en kuvvetli şekilde tutulmaktaydı.(22) İsmet Paşa aşırı ihtiyatlı ve sağlamcı davranarak ilk büyük hatasını yapmış oldu.

Acilen hazırlanıp Sakarya Savaşı sürerken birliklere dağıtılan harita
Bu aşamada en büyük sorun mevziilerin kazdırılması ve tahkimatın inşasıydı. Elde yeteri kadar tel örgü, kum torbası, kazma, kürek ve diğer tahkim teçhizatı bulunmamaktaydı. Üstelik arazi büyük ölçüde kayalıktı. En kötüsü ise birliklerin tamamı henüz cepheye ulaşamadığı için kendi savunma hazırlıklarını düşman gelmeden yapabilmek için zaman bulunmamaktaydı. Tümenlerin çoğu ancak ilk savunma hattını hazırlayabildi. Oynak savunma için gereken geride değiştirme ve yedek mevziler kazılamadı. Bu eksiklik muharebe esnasında her geri çekilmede hissedilecekti. Muharebe esnasında birlikler savaşmaktan ziyade yürümek ve mevzii kazmakla uğraşacaktı. Çünkü ilk tertiplenmede kuzey ve orta kesimlerde bulunan birlikler Yunan taarruzu başlayınca güneye kaydırıldı. Bütün teçhizat ve ağırlıklarını taşıyarak acele intikal ettikleri gibi yeniden mevzii kazmak zorunda kaldılar. Yarma tehlikesi başlayınca bazı birlikler gene kaydırıldı ve aynı sıkıntılar tekrar yaşandı.(23)

Yunan birlikleri bir köprüden geçerken, Ağustos 1921
Peki Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın planın hazırlanmasındaki rolü nedir? Mustafa Kemal Paşa, planlama sürecinde siyasi ve askeri hedefler ile askeri stratejiyi belirtmekle yetinip sürece nezaret etti. Sorunlu yerleri düzeltti. Temel stratejiyi yıpratma savaşı olarak belirlemişti. Yani ikmal hattının en ucunda yer alan ve yapısal sorunları bulunan Yunan ordusuna Sakarya bölgesinde ağır zayiat verdirilip zaman kazanılacak elindeki askeri gücü harcaması temin edilecekti. Mustafa Kemal Paşa’nın kanımızca en çok ihmal edilmiş tarafı iyi bir takım oyuncusu ve ekip lideri olmasıdır. Bir bakıma Leonardo da Vinci’nin tablolarını yaparken atölyesindeki diğer ressam ve yardımcılarından istifadesine benzemektedir. Emsallerinden farklı bir şekilde her şeyi bizzat kendisi yapmaya kalkışmazdı. Güvendiği astlarına inisiyatif verir ve onların yapmasını temin ederdi. İşe göre in san seçmede büyük bir yeteneği vardı. Mükemmeliyetçi değildi. Astları hata yaptığında hemen cezaya başvurmaz, bundan ders çıkarıp doğrusunu yapmaları için fırsat tanırdı. Fevzi Paşa dışındakilerin hepsi genç subaydı. Balkan ve I. Dünya Savaşı tecrübeleri olsa da çoğunluk ilk defa büyük birlik komutanlığı yapmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa Sakarya’yı bir nevi tatbikat alanıymış gibi istifade ederek astlarını sınadı ve eğitti.(24)
Mustafa Kemal Paşa’nın cephedeki ordu dışında başka sorumlulukları da vardı. Bir taraftan ordunun idare ve lojistik desteğiyle uğraşırken diğer taraftan hükümetin siyasi ve diğer işleri ile sık sık patlak veren krizlere vakit ayırmak zorundaydı. İşin kötüsü 12 Ağustos’ta bir at kazası sonucu kaburga kemiğini kırdı. Her ne kadar istirahat etmeden cephedeki görevine devam etse de sağlık durumu muharebe performansını etkilemiştir.(25)
Türk tarafı telaşla savunma hazırlıklarını yapıp çıkan sorun ve krizlerle boğuşurken Yunan tarafında da durum pek parlak değildi. Kütahya-Eskişehir Muharebesi zaferle sonuçlanmış ama asıl amaç olan Türk ordusunu imha gerçekleştirilememişti. Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Anastasios Papulas, kendisine ve ordusuna güvenmediği için takip harekâtına devam etmek yerine ordunun dinlenip toparlanması için 23 gün bekledi. Sonunda 14 Ağustos’ta üç kolordu (toplam 9 piyade tümeni ve bir süvari tugayı) ileri harekâta başladı. Kütahya-Eskişehir’de olduğu gibi güneyden kuşatıcı manevra yapılacaktı. Prens Andreas’ın B Kolordusu bu görevi icra için doğrudan Türk savunma hattının güneyine intikal etti. Türk savunmasının Sakarya’nın hangi yakasında mevzilendiği bilinmediğinden diğer iki kolordu önce Sivrihisar istikametinde ilerleyecek buraya ulaşıp Türk savunma durumu öğrenilince yan yürüyüşle güneye kayacaktı.(26)

Tren yük vagonlarını iten köylü kadınları

Yunan subayları istirahat halinde
İşin ilginç tarafı Kütahya-Eskişehir Muharebesi’nden bu yana İstanbul’daki İngiliz askeri istihbarat şubesi Türk askeri telsiz ve telgraf muhaberesini kestirme ve dinleme yöntemleriyle takip etmekteydi. Türk harekât planları ve birliklerden gelen raporlara büyük ölçüde nüfuz edilmişti. Sakarya Muharebesi esnasında da İngiliz istihbarat faaliyeti devam etti. İşgal Kuvvetleri Komutanı General Charles Harrington 20 Ağustos’tan itibaren ele geçirilen Türk askeri belge ve raporlarını Yunanlılar da dahil olmak üzere gerekli gördüğü yerlerle paylaşmaya başladı. Ancak bu çok değerli bilgi ve belgeler bir türlü Papulas’a zamanında iletilemedi.(27) Türk tarafı İngilizlerin bu istihbarat başarısından sonradan haberdar olacak ve Büyük Taarruz esnasında uygulanan sert ve etkin istihbarata karşı koyma tedbirleri sayesinde Türk telsiz ve telgraf haberleşmesi dinlenemeyecekti.
Türk komuta heyetinin beklentisinin aksine örtme görevi icra eden süvari birlikleri düşman ilerleyişini ne geciktirebildi ne de kayda değer zayiat verdirebildi. Ama 17 Ağustos’ta Yunan tümenlerinin güneye kaymaya başladıklarını tespit edebildiler. İsmet Paşa gelen raporlara rağmen plan gereği güney kanadı takviye emrini tereddüt ve endişesi devam ettiği için veremedi. 20 Ağustos’ta güney kanadı denetleyen Fevzi Paşa’nın talebi üzerine bu kanada ka demeli olarak birlik kaydırmaları başlayacaktı. Böylelikle İsmet Paşa ikinci büyük hatasını yaptı. Üstelik İsmet Paşa, Yunanlıların güneye kayma esnasında Türk savunma hattına yan vererek üç gün boyunca intikal etmesinden de istifade edemedi. Oysa başta 3. Tümen olmak üzere yorgun ve susuz bir şekilde yürüyen Yunan askerleri süvarinin taktik akın, baskın ve pususuna karşı çok iyi bir hedef teşkil etmişti.(28)
Türk tarafının şansına uzun intikal, susuzluk ve ikmal desteğinin zayıflığı yüzünden Yunan birlikleri ancak iki gün sonra ve kademeler halinde taarruza geçebildi. En kritik görevi üstelenen B Kolordusu 25 Ağustos’a kadar ciddi bir faaliyette bulunmadı. Bu avantajlara rağmen 23 Ağustos’ta Yunan taarruzu başladığında Türk savunması bir dizi yenilgiye maruz kaldı. Mevzilerini yeni hazırlamakta olan 5. Tümen fırtına ve yağmurun sağladığı gizlemeden istifade ile fark edilmeden mevzilere yanaşan Yunan 1. Tümen’inin baskın tarzında taarruzu ile kritik önemdeki Mangal Dağı’nı direnmeden tahliye etti. Hadise duyulur duyulmaz Tümen Komutanı Yarbay Kenan (Dalbaşar) görevden alındı. Grup Komutanı Selahattin Adil tecziye edildi ve Fevzi Paşa güney kanadın komutasını üstlenmek üzere bölgeye geldi.(29)
Bölgesindeki Türk birliklerini tespit için tek başına kuzeyde bırakılan Yunan 7. Tümeni ise 23/24 Ağustos gecesi tahrip edilmiş Beylikköprü’nün yanına gizlice yüzer köprü kurdu. Ertesi sabah erkenden ani bir taarruzla nehri geçip 143. Alay’ı geri atarak köprübaşı tesis etti. 1. ve 11. tümenlerin karşı taarruzu Yunan ilerleyişini durdursa da köprübaşı imha edilemedi. Müteakip günlerde Yunan 7. Tümen(30) başarılı taarruzlarına devam edecek ve Polatlı’nın yakınına kadar ilerleyebilecekti.(31)
Yenilgiler zinciri 25 Ağustos günü Yunan A Kolordusunun Türbe Tepe’yi 7. Tümen’den almasıyla devam etti. Savunma hazırlıklarının yetersizliğinin yanı sıra birlik komutanlarının oynak savunmayı yanlış anladığı açıktı. Yeteri kadar direniş göstererek zaman kazanıp ağır zayiat verdirmeden kritik arazi kesimlerinin terk edildiği anlaşıldı. Çözüm grup ve tümenlerin inisiyatifinin kısıtlanması ve sıkı bir emirkomuta altında tutulmalarıydı. Fevzi Paşa güneydeki bütün ihtiyatları koordineli bir taarruza kaldırıp Türbe Tepe’yi geri alarak bunun nasıl uygulanacağını gösterdi.(32)
25 Ağustos günü asıl tehlikeyi Albay İzzettin önledi. İhtiyattaki 1. Grup sonunda güney kanatta Güzelcekale bölgesine sevk edilmişti. İzzettin, zaman kalmadığını bildiğinden birliklerini açarak taarruz düzeninde ilerlemekteydi. Kuşatıcı manevra yapmaya çalışan Yunan B Kolordusuna bu düzende çattı ve tesadüf muharebesi tarzında başlayan çatışmalar gün boyu devam etti. Prens Andreas, son iki gündür tereddüt edip oyalanarak tarihi bir fırsatı elinden kaçırmıştı. Birkaç saat önce boş olan bölgeyi şimdi 1. Grup kahramanca savunmaktaydı.(33)
Sakarya Muharebesi’nin en büyük krizi 26 Ağustos’ta gerçekleşti. Papulas, kuşatıcı manevrayı desteklemek yerine bütün cephe boyunca taarruz emri verdi. Kuzeyde Yunan 7. Tümen dört Türk tümenini tutarken 3. ve 4. gruplar ağır zayiat verme pahasına Yunan taarruzlarını durdurdu. 2. Grup bölgesinde ise Türbe Tepe birkaç kez el değiştirdikten sonra kaybedildi ve Selahattin Adil geri çekildi. 1. Grup ise gün boyunca Yunan manevrasını engelledikten sonra 2. Grup’un geri çekilmesiyle zora düştü. Prens Andreas’ın taarruzu durdurması sayesinde savunma nefes alıp toparlanabildi. Günün kahramanı Fevzi Paşa, güney kanatta bir tümenden diğerine koşarak krizlere birlik komutanlarıyla beraber müdahale edip günü kurtardı.(34) 26 Ağustos buhranı esnasında sedye üzerinden muharebeyi takip eden Mustafa Kemal Paşa, bir taraftan Milli Savunma Bakanı Refet (Bele)’e Ankara’nın tahliyesine hazır olma uyarısı yaparken diğer taraftan birliklere meşhur emrini: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır!” vermekteydi.(35)
Savunma cephe boyunca büyük bir kriz içindeyken komutanlar ihtiyat bulamazken süvari birlikleri büyük ölçüde atıl kalmıştır. Mevcut literatürdeki süvari övgüsü ve hatta yaratılan efsane doğru değildir. Sakarya Muharebesi esnasında Yunanlılara sayıca üstün olduğumuz tek birlik süvarilerdi. Ancak başta 26 Ağustos günü olmak üzere gerektiğinde süvari birlikleri fayda sağlamamıştır. Yunan ileri yürüyüşü esnasında süvari örtme görevinde yetersiz kalmıştır. Başlangıçta kuzeyde Mürettep Kolordu emrindeki 1. Süvari Tümeni görevlendirildiği hiçbir bölgede varlık gösterememiştir. Benzeri şekilde 1. Grup emrinde güneyde görev yapan 2. ve 3. Süvari tümenleri çok etkisiz kalmıştır. Yunan süvari tugayı tek başına bu iki tümeni tutmayı başarmıştı. Albay Fahrettin’in emrindeki bir tümen ve bir tugaydan kurulu 5. Süvari Grubu ise 27 Ağustos’ta cepheye çağrılıncaya kadar düşman tümenlerini yan ve geriden vurmak yerine derinlikte ikmal kol ve tesislerine akın yapmayı tercih etmişti.
25 Ağustos’ta bir deve ve kamyon kolu tahrip edilmiş, 27 Ağustos’ta ise Uzunbey akınında farkında olmadan Yunan ordu karargâhı da basılmış ama General Papulas ve Veliaht Prens Georgios elden kaçırılmıştı.(36)

Mustafa Kemal Paşa Subay Talimgahın tören geçişinde

Yunan makineli tüfek mangası mevzide
Süvari birliklerinin çok şikâyet ettikleri gibi makineli tüfek ve top sayıları az olduğundan ateş gücünün düşük olduğu doğrudur. Ayrıca Kuvayı Milliye’nin tasfiyesinden sonra süvarilere gayrinizami harp görevlerinin verilmesi kafa karışıklığı yaratmış ve asıl konvansiyonel süvari görevlerini ihmal etmelerine neden olmuştur. Ancak asıl sorun subay, astsubay ve erlerin bilgi, eğitim ve tecrübelerinin azlığıdır. Bir piyade subayı iken süvari grup komutanlığına atanan Albay Fahrettin yıllar sonra yazdığı anılarında; “süvari kolordusunun nasıl görev ifa edeceğine dair de yeterli tecrübemiz yoktu” diye bunu itiraf etmektedir. Aslında yapılması gereken sadece en iyi subay, asker ve atlardan süvari birliği kurmak geri kalanı atlı piyade olarak istihdam etmekti. Sakarya Muharebesi esnasında düşman gerisinde güney yan perdeleme görevinde bırakılan Yarbay Zeki (Soydemir) komutasındaki bir süvari ve bir piyade alayından kurulu Mürettep Tümen’in gösterdiği başarı bunu desteklemektedir. Süvariler eksiklerini Sakarya sonrasındaki bir yıl boyunca yoğun uygulamalı eğitim gördükten sonra giderebildi ve Büyük Taarruz’da önemli başarılara imza attı.(37)
Yunanlıların güneyden kuşatma arayışı 30 Ağustos’a kadar devam etti. Ama bir türlü B Kolordusuna gereken birlik takviyesi yapılmadı. A ve C kolorduları kendi cephelerinden taarruza devam etti. Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar savunma bütünlüğünü muhafaza ederek birliklerinin gerektiği kadar geri çekilmelerine müsaade ederek düşmana zayiat verdirip zaman kazandılar. Kuşatıcı manevra yapabilmek için gitgide doğuya kayan B Kolordusunun manevra çabasını Fevzi Paşa kanat kırıp savunma hattına 12. Grup ve 5. Süvari Grubu’nu ekleyerek boşa çıkardı.(38)
30 Ağustos’un önemli bir dönüm noktası olmasının sebebi Yunan C Kolordusunun bugün Çal Dağı’nın bir kısmını ele geçirmesidir. Çal Dağı, Haymana istikametini kapayan ve Türk savunmasının bir direnek noktası olarak kullandığı kritik bir arazi arızasıydı. Aynı gün Yunan 7. Tümeni’nin Karadağ’ı almasıyla Polatlı’ya iyice yanaşması Yunan komuta heyetini yeni bir durum değerlendirmesi yapmasına neden oldu. Artık başarılamayacağı belli olan güneyden kuşatma yerine Çal Dağı-Haymana istikametinde cephe taarruzu ile yarma gerçekleştirme kararı alındı. Şimdi yapılması gereken güneyde bir tümen bırakıp B Kolordusunu yeni sıklet merkezine taşımaktı.(39)

Mustafa Kemal Paşa Batı Cephesi Karargâh Muhafız Bölüğü’nü denetliyor
Yunanlıların hem Haymana hem de Polatlı istikametinde ilerledikleri haberleri Ankara’yı karıştırdı. Şehirde kalanlar eşyalarını toparlayıp Kayseri istikametinde yola koyulurken Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşalar sevinç içindeydi. Kuşatmadan yarmaya dönerek Yunan komuta heyeti Türk ordusunu imha edemeyeceğini kabul etmekte artık sadece Ankara’yı hedef almaktaydı. Ancak sekiz gündür devam eden muharebede ağır zayiat vermiş ve ikmal sistemi çökmek üzere olan Yunan seferi ordusunun yarmayı da gerçekleştiremeyeceği açıktı. Her geçen gün, Yunan subay ve askerlerinin moralini daha da bozmaktaydı. Türk tarafı da ağır zayiat vermişti ama geriden yeni askere alınan bütünleme erleri gelmekteydi. İkmal iaşe gün geçtikçe düzelmekteydi. Top mühimmatı sorununa bile çözüm bulunmaktaydı. Hızlı bir şekilde güney kanattan merkeze birlik ve ağır silah kaydırıldı. Kuzeyden güneye gelen Albay Deli Halit, şimdi Çal Dağı bölge komutanlığı üstlendi.(40)
Türk komuta heyetinin isabetle tahmin ettiği gibi Yunanlılar yarma için kalan enerjilerini harcadılar ama Haymana güneyi sırt hattının ötesine geçemediler. Yunan enerjisinin tükendiği 3 Eylül günü cephe genelinde dinlenme kararı alınmasıyla iyice ortaya çıktı. Fevzi Paşa, Yunanlıların Türk hattına paralel bir savunma hattı inşa edip işin bir mevzi harbine dönüşmesinden endişe etmekteydi. Buna müsaade edilmemeliydi. Şimdiye kadar istifade edilemeyen süvari ve cephedeki piyade tümenlerinin düşman yan ve gerilerine büyük çaplı taktik akın ve bozucu taarruzlar düzenlemesi emredildi. 6/7 Eylül akşamı başlayan akın ve baskınlardan Yunanlıların mevzi harbi düşünmedikleri anlaşıldı. Öyleyse yakın bir tarihte geri çekileceklerdi. 10 Eylül’de Mangal Dağı ve Duatepe’nin ele geçirilmesi Yunan geri çekiliş hazırlıklarını hızlandırdı.(41)
Türk tarafının eline büyük bir fırsat geçmişti. Hızlı ve koordineli hareket edilebilirse Yunan ordusu Sakarya Nehri boyunca sıkıştırılıp imha edilebilirdi. Türk komuta heyetinin bütün emir ve çabalarına rağmen bu mümkün olamadı. 13 Eylül sabahı Yunan birliklerinin tamamı Sakarya’nın batısına geçebildi.
Çünkü piyade birliklerinin hareket kabiliyetleri düşük ve ateş güçleri zayıftı. Süvariler ise taciz dışında etkili değildi. Ancak asıl sorun küçük birlik komutanları ve askerlerin artık muharebenin sona ermesini istemesiydi. Birlikler devamlı savaşmak, yürümek ve mevzi kazmaktan yorulmuştu. Artık subayların zorlamasıyla hareket edebilmekteydiler. Sıklıkla söylendiği gibi Sakarya bir “subay savaşı”ydı. Başından beri subaylar en ön saflarda savaştığı ve askerlerin yapması gereken işleri de üstlendikleri için her dört subaydan biri ya şehit düşmüş ya da yaralanmıştı. Bölük ve tabur seviyesinde subay eksikliği çok hissedilmekteydi. 11 Eylül’de 17. ve 57. tümenlerin kuzeyde kalkıştıkları taarruzların başarısızlığı ve uğradıkları zayiat köşeye sıkışan Yunan askerinin can havliyle sonuna kadar savaşacağını göstermekteydi. Sonuçta Yunanlılar fazla zayiat vermeden Sakarya’yı geçince sadece büyük bir fırsat elden kaçırılmış olmadı. Şimdi artık Sakarya Türk tarafının müteakip harekâtı için büyük bir engele dönüşmüştü.(42)
Yunan birlikleri en güneydeki Fettahoğlu dışında bütün köprüleri imha etmişti. Türk ordusunun yüzücü köprüleri olmadığı gibi savaş istihkâm kabiliyeti sınırlıydı. Üç Yunan tümeni kendi çekilişlerini örtmek için nehir hattını tutmaya devam etmekteydi. Buna rağmen 16 Eylül’de 13. Alay kurduğu iptidai köprüyle nehri aşmayı başardı. Ancak Yunan taarruzlarına maruz kaldığında ateş desteği zayıf olduğu için tutunamadı ve geri çekilmeye kalkıştı. Bu esnada köprü yıkıldığından alay 200 şehit, 150 kayıp ve 400 yaralı vererek fiilen imha oldu. Bu felâket sonrasında Yunan örtme birlikleri 20 Eylül’de nehri terk edinceye kadar piyade birlikleri takip harekâtına katılamadı.(43)
Yunan ordusunun elden kaçırılmasına rağmen Sakarya Muharebesi büyük bir zaferle sonuçlandı. Yunanlılar bir daha toparlanamayacakları ağır bir yenilgi yaşadı. Ordunun neredeyse yarısının firar ettiği büyük bir yenilgi sonrasında her tür maddi ve mane-vi sorunlara rağmen bu zaferin kazanılması ayrıca anlamlıdır. Önce mecliste sonra Sakarya’da verilen bu muharebelerden Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları baştan itibaren zaferle çıkacaklarını bilseler de zaman zaman yenilgi ihtimali belirdiği de inkâr edilmez bir gerçektir. Yani zafer garanti değildi.
Zafer, yukarıda belirttiğimiz gibi bir kişinin değil bir ekibin ürünüdür. En üst seviyede Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet paşalar aralarında iş bölümü yaparak ordunun stratejik, operatif ve taktik komutasını üstlenmişlerdir. Bu iş bölümü Kazım Karabekir Paşa’nın sonradan anılarının satır aralarında iddia edeceği gibi bir eksiklikten değil tam tersine daha iyi sonuç vereceğine inanıldığı için yapılmıştır.(44) Daha alt seviyedeki farklı komuta kademelerinde başarılı ve kahramanca görevini ifa eden subay sayısı oldukça fazladır. Ancak aynı zamanda ciddi hataların da yapıldığı vakidir. Mustafa Kemal Paşa’nın oldukça yapıcı ve astlarını eğitici bir lider olduğunu bu hatalar esnasında ve sonrasında gösterdiği tavırda görmekteyiz. Mangal Dağı’nın 23 Ağustos’ta kaybettiği için görevden alınan Yarbay Kenan kısa bir süre sonra başka bir tümen komutanlığına atanmış ve korgeneral rütbesine kadar terfi edebilmiştir.(45)
Mustafa Kemal Paşa ve komuta heyeti hayalci değildi. Yunanlılar karşısında kazanılan zaferin başarılı bir savunmanın ürünü olduğunu çok iyi bilmektey diler. Bütün siyasi ve kamuoyu baskısına rağmen hemen büyük taarruza kalkışmadılar. Çünkü ordunun büyük taarruz bir yana kolordu seviyesinde bir taarruzu bile beceremeyeceğinin farkındaydılar. Büyük Taarruz bir yıl sonra uzun ve yoğun bir hazırlık sonrasında gerçekleşecekti.(46)

İmalatı Harbiye çalışanları zafer sonrasında Mustafa Kemal Paşa’nın resmiyle poz veriyor
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih'in 333. sayısından Sakarya Savaşı dosyası devam ediyor
03 Mar 2023

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


