"Sakıncasız"

Uğur Mumcu cinayetinin üzerinden 28 yıl geçti, Uğur Mumcu unutulmadı.
"Sakıncasız"

24 Ocak Pazar günü Uğur Mumcu’nun ölümünün 28'inci yıl dönümüydü. Türkiye’de araştırmacı gazeteci dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Mumcu’nun failleri hâlâ meçhul. Üstelik Mumcu 90'larda cinayete kurban giden ve yargı süreci hâlâ sonuçlanmamış gazetecilerden sadece biri. 

Ece Tugay - Uğur Mumcu Kolaj
Ece Tugay
  • 90'ların başlarına gidiyoruz. Mumcu öldürülmeden önce sürekli olarak tehdit telefonları aldığını belirtiyordu. Ancak bu tehditlerin nereden geldiğine dair birçok soru işareti vardı. Mumcu; Türkiye’de kaçakçılık, terör bağlantıları ve kontrgerilla öğretilerini yazmış, ABD'nin MİT aylıklarını verecek şekilde Türkiye’nin içine girdiğini ortaya koymuştu. Ölümüne yakın zamanlarda şeriatçı örgütlerin Türkiye’deki din insanlarıyla ilişiğine dair araştırmalarıyla dikkat çekmişti. İmam hatip lisesi mezunlarının devlet dairelerine yerleşeceğine dair açıklamalar yapmış ve şeriatçı örgütlerin din insanlarının aylıklarını ödediğini yazmış; PKK-MİT arasındaki bağlantılara odaklanmıştı. Mumcu’nun gerçekleri aydınlatma yönündeki verdiği çaba, bunları gizlemek isteyen grupları rahatsız etmişti.
     
  • 1993 yılı 24 Ocak, 28 yılı aydınlatılamayan cinayetin kara günü. Ardından günlerce gazetelerde “Susmayacağız, susturamazsınız” başlıkları… Cumhuriyet gazetesinin “Gözlem” köşesinde boşluk. Atatürk sevgisi ve anayasal ilkelere bağlılığıyla bilinen, demokratik olmayan bir toplumda kimsenin rahat yaşayamayacağına inanan bir hukukçu/gazeteci. Yıllar öncesinden yaptığı tespitlerle bugün haklılığını kanıtlamış bir araştırmacı. Sağanak yağışa rağmen 500 bin kişinin katıldığı bir cenazeyle “demokrasi ve laiklik” temelli sloganlar eşliğinde uğurlandı Mumcu. Farklı ideolojilerden insanları bir araya getiren cenazede anayasal ilkeler savunularak Mumcu’nun uğruna savaştığı değerleri Ankara meydanlarında tekrar hatırlattı.
     
  • Mumcu, son yıllarda ifade ve basın özgürlüğüne dikkat çekerek basının daha önce tanık olmadığı bir dönemi yaşadığını ifade etmişti. Holdinglerin basını etkileyip yönlendirdiği bir dönemde Mumcu bu ikilikleri ve basına ne olduğunuSakıncasız oyunuyla ele alarak 1. Dünya Savaşı sonrası Almanya’da temeli atılan siyasal tiyatroyu* yeni bilgilendirme aracı olarak görmüştü. Basının şeklinin değişmesi Mumcu’nun anlatma çabasını kırmamış, aksine başka sahnelere taşımıştı. En son 2011'de oynanan Sakıncasız, Sakıncalı Piyade oyununun “zıttını” temsil ediyordu.
     

"Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma karşı işlenmiş bir suçtur. Susanlar da bu insanlık suçlarına katılmış olur."

  • O yıl 13 gazeteci öldürülmüştü. Gazeteci ve akademisyenler için doğruları yazmak, araştırma yapmak ölüme bir adım daha yaklaşmak anlamına geliyordu. Muammer Aksoy, Çetin Emeç Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı, daha sayamadıklarımız ve yıllar sonra Hrant Dink. Türkiye aydınlarını bir bir kaybediyordu. Ancak çeyrek asır geçmesine rağmen birçoğunun faili meçhul kalıyordu. 
     
  • Uğur Mumcu cinayetine ilişkin yalnızca tetikçilere ulaşılmıştı. 2000 yılında Beykoz’da bir villada Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü operasyonda ele geçirilen deliler; Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin arkasında yasa dışı Tevhid-Selam Kudüs Ordusu olduğunu gösteriyordu. O dönemde Uğur Mumcu’nun şeriatçı örgütlere ve tarikatlara ilişkin ciddi açıklamalarda bulunuyordu ve bu sebeple delillerden önce de suikastın şeriatçı örgütler tarafından gerçekleştirmiş olunacağı büyük bir ihtimal olarak görülüyordu. Yıllar sonra Umut dosyasındaki gelişmeler, Tevhid-Selam Kudüs Ordusu üyesi olmak suçundan yargılanan ve kırmızı bültenle aranan 3 sanığın, mahkemenin “tutuklanmama güvencesi” vermesiyle Türkiye’ye geldikleri ve serbest bırakıldıkları ve firari sanık Oğuz Demir’in dosyasının ana dosyadan ayrılarak 5 Mayıs 2021’e duruşma belirlendiğiydi.


"Biz siyaset bakımından karşıtlarımıza özgürlük tanımazsak birer gizli faşistiz demektir."

  • Bugün ifade ve basın özgürlüğü konusunda hangi noktadayız? Ocak ayının başından bu yana siyasetçi ve gazetecilere saldırı ve tehdit haberleri alıyoruz. Bu hafta cumaya kadar 10 gazetecinin duruşması var. 7 Ocak verilerine göre şu anda 67 gazeteci cezaevinde. Avrupa Konseyi 2019 araştırmalarında üyeleri arasında 130 gazeteci mahkûmdan 110’un Türkiye’de bulunduğunu belirterek Türkiye’yi dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke olarak nitelendirdi. Geçen ay, yalnızca 26 gün yayın yapmış Olay TV baskılara dayanamayıp yayın hayatına son verdi. Türkiye yıllardır “basın mensupları için zor ülkeler” arasında, basın özgürlüğü sırasında ise 180 ülkeden 154'üncü sırada yer alıyor.


“Basın özgürlüğünü kısıtlayan sınırların hukuk devletindeki yeri ile polis devletindeki yerleri ayrıdır. Hukuk devleti sınırları içinde polis devleti yöntemlerine başvurulursa, bütün demokratik kuruluşların ve yayın organlarının bu tür uygulamalara karşı çıkmaları gerekir.”


*Bugün ise siyasal tiyatro örneklerini Baba Sahne’de görebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

Uğur Mumcu, Boğaziçi protestoları, Enis Berberoğlu davası

Bu hafta hikâyelerimizde 28 yıl önce karanlık bir cinayete kurban gitse de hiçbir zaman unutmadığımız Uğur Mumcu'ya, Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör atamasına dair yurtdışına taşan protestolara ve Anayasa Mahkemesi'nin ikinci kez hak ihlali kararı verdiği Enis Berberoğlu hakkındaki davaya odaklanıyoruz.

28 Oca 2021

Ece Tugay - Uğur Mumcu Kolaj

YAZARLAR

Nesibe Kırış

@kocuniversity law&sociology '19 | human rights lawyer | fellow @ussalconsultancy | political consultant | author @aposto @metapolitik_| editor @B_Noktasi

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR