
İnsan nasıl şarkı yazar? Şarkılar insana ne yapar? Bambaşka hayatlar şarkılarda nasıl kesişir?Aynı kelimlerle kaç farklı öykü yazılır? Sözün gücü hangi pencereyi aralar? Yaşamın en mahrem anları birkaç dizeye nasıl sığar? Kelimeler bizi acıdan ve utançtan arındırır mı?
Uzun zamandır zihnim bu gibi sorularla tebelleş oluyor. Şarkı sözü yazma disiplinini, motivasyonunu düşünüyorum. Hiç şarkı sözü yazamamış ancak şarkı sözlerini okumaya hevesli biri olarak kelimleler kafamda takla atıyor. İkilikler, yakınlıklar, referanslar… El yordamıyla, sezgiyle yolumu bulmaya çalışıyorum ezgili kelimeler dünyasında.
İşbu hâlden mütevellit, hayatıma değmiş çokça şarkının yaratıcısı iki songwriter müzisyeni bu yazıda bir araya getirmek istedim. İlk bakışta belki de aralarında alaka kurulamayacak, dünyanın iki farklı ucundan ses veren Nazan Öncel ile Tori Amos’ın kesiştikleri ve ayrıldıkları yerden bir gedik açıp kafamda dönen soruların cevaplarını o gedikten yakalamaya çalışacağım.
1982 yılında Nazan Öncel ilk plağı Yağmur Duası’yla bize sesini duyurmaya çalışır, ancak bu çıkış başarısız bir deneme olarak tarihteki yerini alır. Bilindik Nazan Öncel tarzından fersah fersah uzak olan çalışma, ağırlıklı olarak dönemin modasına uygun alaturka/arabesk arası gidip gelen şarkılardan oluşur. Ne tesadüftür ki benzeri bir başarısız deneme 1988 yılında Tori Amos’ın da başından geçer. Y Kant Tori Read adlı bu albüm aynı zamanda Tori Amos’ın solisti olduğu grubun adıdır. Ticari anlamda da tarihi denilebilecek bir başarısızlığa ulaşan albüm, genel olarak 80li yılların mainstream müziğinden etkiler taşır. Takvimler 1992 yılını gösterdiğinde söz konusu iki müzisyen de ilk denemelerindeki başarısızlıklarını unutturacak güçte albümlerle karşımıza çıkar. Bu nedenle profesyonel müziğe başlama tarihlerini 1992 olarak alabiliriz. Aynı yıl içerisinde hem Öncel hem de Amos geniş kitlelere ulaşır.
Nazan Öncel, ilk albümü Bir Hadise Var’la pop müziğe kollarını sonuna dek açmış Türkiye’de kendine kolaylıkla yer bulur. Tamamı kendi yazdığı sözlerden oluşan albüm başta Aynı Nakarat olmak üzere; Gitme Kal Bu Şehirde, Mühürledim Seni Kalbime, Aşık Değilim Olabilirim gibi hitler çıkarır. Dönem itibariyle düşündüğümüzde ana akım müzikte songwriter bir müzisyenin yer edinmesi bir yenilik olarak görülebilir. Bir önceki on yılda şarkılarıyla büyük yankı uyandırmış Sezen Aksu haricinde bu klasmanda görebileceğimiz pek fazla isme rastlamayız ve şüphesiz Nazan Öncel daha ilk albümüyle alanı genişletmiştir. Başarılı bir ilk albümün ardından gelen Ben Böyle Aşk Görmedim ise yer yer Nazan Öncel’in deneysel sulara doğru yol alacağının sinyalini veren anları barındırır. 90lı yılların ikinci yarısında art arda çıkardığı; Göç, Sokak Kızı, Demir Leblebi albümleri söz yazarlığında kendine has bir zirvede konumlanmasını sağlar.
Tori Amos ise, ilk albümü Little Earthquakes ile ismiyle müsemma küçük bir deprem etkisi yaratır. İlk etapta aldatıcı bir rehavet yayan müziğinin içine cesur, manipülatif ve ironik sözler yerleştirerek kulak vererek dinleyeni afallatır. Tıpkı Öncel gibi aynı yıllar içerisinde yaptığı; Under the Pink, Boys For Pele, From the Choir girl Hotel gibi albümlerle giderek daha kaotik, daha saldırgan bir dili, biçimci bir müzikle bir araya getirir.
Yer Değiştiren Dil
Bir şarkı sözü yazarının elde edebileceği en büyük zaferlerden biri bilindik kelimeleri kendi bağlamında yeni gibi duyulmasını sağlamak olabilir. Nazan Öncel ilk albümünden 90lı yılların sonuna kadar ürettiği işlerde, her defasında bir tuğla daha koyarak, istikrarlı bir biçimde kendi söz duvarını örer. Telefon jetonları, el açması börekler, demlenen çaylar, paltolar, kunduralar, pansiyonlar, tazelenen rujlar, bankalar vb bir sürü kelime onun şarkılarındaki öyküyü taşıyan sacayakları olur. Bu anlamda 20.yüzyıl sanatını da derinden etkileyen gündelik nesnelerle öykü kurgulama pratiğini pop müziğin içine entegre ettiğini söylemek mümkün. Öncel’in söz yazarlığındaki tek alametifarikası bu değildir elbet. Meselesini genellikle doğrudan, güncel hatta yer yer bayağı bulunabilecek bir dille ifade etmekten çekinmez. O güne dek Türkçe pop müzikte kullanılan dil düşünüldüğünde bu tercihlerindeki cesaret oldukça dikkat çekicidir. Sokak Kızı albümünde yarattığı personaya uygun düşecek sokak ağzını şarkıların içine yerleştirirken oldukça dikkatli davrandığı söylenebilir. Çoğunlukla eril zorbalığın gölgesinde yeşeren sokak dili, Öncel’in şarkılarında isyanın ve dik durmanın sembolleri haline gelir. Bazen hayatından çıkarmak istediği toksik ve manipülatör bir erkeğe sokarım politikana diyerek yol verir, bazen onu yaftalamaya çalışan topluma ben bir kadınım hem de kötü kadın diyerek rest çeker, bazen de canının çok yandığı bir ayrılık anında başlarım senin gönül çarkına diyerek masaya yumruğunu vurur. Kelimeleri değiştirmeden bilinen anlamlarını kökünden sarsarak kendi öyküsünde yeniden yazar.
Vaiz bir babanın kızı olarak dünyaya gelen Tori Amos ise Katolik öğretilerin gölgesinde büyür. Hristiyan dünyasına ait eril, kadın cinselliğini şeytanlaştıran ve lanetleyen terminoloji Amos’un oyunbaz dilinde tehlikeli bir silaha dönüşür. Bu nedenle olsa gerek, özellikle kariyerinin ilk yıllarında dikkat çeken şarkılarının çoğunu cinsellik ve inanç arasındaki gerginlik üzerine kurgular. Cinselliğe dair göndermelerle dolu Precious Things şarkısında beni orgazm etmen seni İsa yapmaz dizesi, bu anlamda oldukça kayda değerdir. Toplumsal cinsiyet kurgusundan aldığı güçle, tahakküm kurmaya çalışan erkekliğe sert bir tokat indirir. Bugün artık bir klasik haline gelen çıkış şarkısı Crucify ise, isminden başlayarak, birçok dini göndermeyi içinde barındıran bir şiir olarak okunmaya açıktır. Şarkıdaki kendi dinimi yaratmak için yeterince günah biriktirdim ifadesi üzerine düşünülesi bir alan açar. Amos, bir söyleşisinde hala böyle hissettiğini söyler. Kendisine dayatılan tek eşli ilişki anlayışını ve şehvetli bir seksten yoksun idealize edilmiş aşkı sorguladığını belirtir. Öğretilerle arzuları arasındaki çelişkinin tam ortasında, dini referansları kullanarak, haz odaklı ilişkilerinde yaşadığı içsel gerilimi şarkılarında sıkça dile getirir. Buna örnek olarak yine ilk albümünde yer alan, seks sonrası yaşadığı çelişkileri anlatan Leather gösterilebilir: Neden beni sevmene ihtiyacım var?
Amos, bir yandan kendisine yasaklanan hazları ironik bir dille didiklerken bir yandan da çeşitli mitolojik ögeleri de kullanarak, giderek bol katmanlı bir şarkı dilinin peşine düşer. Bunun yanı sıra birçok şarkısında kadim dostu ve fantastik yazın türünün en büyük yazarlarından olan Neil Gaiman’ın eserlerine sıkça referans verir. Kendi tarifiyle yarattığı bu miks dil, edebi tür olarak, bilinç akışına göz kırpan bir anlatı kurar. Öncel gibi Amos da kendisine yöneltilen zehirli kelimeleri ustaca eğip büker ancak Öncel’in aksine doğrudan değil, daha karmaşık, hatta yer yer sarkastik bir üslupla meselesini ortaya koyar.
Aşk Hakkında
Yerli ya da yabancı fark etmeksizin dünya üzerindeki çoğu şarkı aşktan bahsetmeyi sever. Tori Amos ile Nazan Öncel de aşktan ya da ayrılıktan azade değillerdir. Kalemlerini aşk konusunda da oldukça etkileyici kullanırlar ve gerçeklikten kopmadan dramatik olmayı başarırlar. Türkçedeki gitme eylemi üstüne en etkileyici birkaç şarkıyı Nazan Öncel yazar. Yıllar içerisinde aşk acısı çeken birçok insan için marş haline gelmiş Bu Havada Gidilmez, Gitme Kal Bu Şehirde diskografisindeki en sıkı işler haline gelir. Öncel, onurunu ayaklar altına almadan, acı çekmeyi kutsamadan, giden sevgilinin ardından keskin sitemlerde bulunur. Tori Amos ise Hey Jupiter’de yaralayıcı detaylardan destansı bir ayrılık şarkısı yazar. China ve Putting The Damage On yine son derece dramatik olduğu anlardır.
Ancak her ilişkiden gözyaşıyla ayrılmazlar. İşte o anlarda dalga dalga yükselen öfkenin alabildiğine zehirli kelimelerle terennüm ettiğine tanık oluruz. Şiddetli bir ayrılık sonrası düşülen boşluğu ya da içine düştükleri yanılgıyı inkâr etmeden dile dökmeleri, anlatıyla daha da yakınlık kurmamızı sağlar. Şarkılar, zor zamanlarda el veren birer dosta dönüşür. Nazan Öncel kült şarkısı Bırak Seveyim Rahat Edeyim’de yaşadığı ayrılığı ani bir ölüm ya da bir kalp krizi gibi kolay diye tanımlar. Devamında dünyam yıkılacak sanırdım ama olmadı bitti işte kısmında düştüğü boşluğun şaşkınlığını gizlemez ve ekler sen beni yanlış anladın kimler gelir kimler geçer. Tori Amos ise Caught a Lite Sneeze’de ufak bir hapşırığa yakalandım, ufak bir esinti çarptı sözleriyle betimler ayrılığı ve yarı şaşkın bir ifadeyle ekler: aşkımızın bu kadar küçük olduğunu bilmiyordum.
Safrayı Tükürmek
tw: cinsel istismar
Amos’la Öncel’in hikâyesi dehşet verici bir olayda kesişir. İkisi de cinsel istismar mağdurudur. Öncel, dokuz yaşında bir çocukken üvey babası tarafından taciz edilir. Demir Leblebi albümüne ismini veren Demirden Leblebi şarkısında kâbus dolu o günü tüm detaylarıyla anlatır. Şarkı hem sözleri hem de yürüyüşü bakımından alışıldık kalıpların dışında durur. Öncel, şarkısında: bunu seninle hiç konuşmadık biz/ tek tanığım sen/ tek çarem sendin/ beni anlamak istemez miydin? / bu acıyı ben tam yüz sene taşıdım/ içimdeki bu acıyı hamal gibi taşıdım/ şimdi bana sarıl/ sadece sarıl/ ve lütfen artık beni dinle sözleriyle annesine seslenir gibidir. Ancak bu anneyle baş başa gerçekleşen bir itiraftan ziyade, anonim bir üçüncü gözü tanık kılmak için kurgulanmış gibidir. Öncel, aslında annesine seslenir gibi yaparak topluma sitem eder. İstismar karşısında dilsiz kalan, görmezden gelen herkese içindeki zehri döker. Şarkı rutin bir şekilde yürümez, sıklıkla kesintiye uğrar. Olay günü yaşananları gerginlikle dinlerken bir yandan da Öncel’in anlattıkça içinde köpüren acıyı duyarız. İçeride yaşanan çözülmeler akışı bozacak şekilde kurgulandığından, dinlerken hem etkin hem de edilgen pozisyonda konumlanırız. Şarkı baştan sona yükünü boşaltma halinde ilerler. Şarkı ve içinde yer aldığı albüm (Demir Leblebi) çıktığı dönem infial yaratır. Basın, Nazan Öncel’in üstüne gider. Albüm sansürün kurbanı olur ve radyolarda çalınması yasaklanır. Öncel, birkaç yıl sonra albümle ilgili yaşadıklarını Skala dergisinin Temmuz 2001 sayısında şu sözlerle açıklar: Ben bu şarkıda peşimi bir türlü bırakmayan gerçeklerle yüzleşmek istemiş ve aynı talihsizliğe uğramış insanlara yalnız olmadıklarını anlatmaya çalışmıştım. Bir anlamda bu safrayı tükürerek, yürümeyi yeni öğrenen çocuk gibi hissetmek istemiştim kendimi
Tori Amos ise alışık olunmadık bir mesafeden tanıklığa davet eder bizi. Me and a Gun akapella bir şarkıdır. Yalnızca sesinin kelimeler arasında alçalıp yükselen titreşiminden, yarım yamalak bir ezgi yakalar. Amos, yaşananlardan ziyade yaşadıklarının nasıl hissettirdiğini anlatmaya çalışır hatta daha da ileriye giderek tam o an aklından geçenleri sıralar. Olayın yaşandığı geceye dair detayları bir fragman gibi kesik kesik sahnelerle verir. Carolina’da yapılan bisküvileri, hiç görmediği Barbados’u düşündüğünü söyler. Böyle bir anda gülebilirsin ama bu düşünceler aklından geçer der. Gerçekliğin çok dile getirilmeyen başka bir boyutundan seslenir. Ataerkinin mağdur suçlayıcı bakışına net bir şekilde karşı koymayı da ihmal etmez: Dar kırmızı bir şey giymem, sen ve arkadaşların için bacaklarımı aralamam gerektiği anlamına gelmez.
Amos, şarkıyı her söylediğinde o ana tekrar gittiğini söyler. Ancak sözleri yazarken ve yazdıktan sonra korunduğunu hissettiğini belirtir.
Aramızdaki Mesafe
Kelimelerin inşası yalnız dili değil bedenleri de etkiler. Amos ve Öncel dinleyicisiyle arasına alacağı mesafenin ölçüsünü sözcüklerden hesaplar gibidir. Şarkılarının görsel dünyasını kurarken salt estetik kaygılarla hareket etmezler. Amos, müziğinin bol katmanlı yapısını anıştıracak biçimde kliplerinde birbiriyle çelişen birçok kadına hayat verir. Kimi zaman cinselliğinden arınmış ruhani bir lider gibidir, kimi zaman alabildiğine şehvetli ve yırtıcı bir kadın olur, kimi zaman ise küçük bir kız çocuğu gibi gözükür. Hem sahnede hem de albümlerinde asla vazgeçemediği ve artık onunla bütünleşmiş olan piyanosunu kliplerde her zaman görmeyiz. Amos, şarkı sözlerindeki yoğun trafiğin yarattığı mesafeyi telafi edercesine -sahnede piyanonun başından kalkmadığını düşünürsek konserlerinde de dinleyiciyle aşılmayan mesafesi vardır- sıklıkla yakın plandan gözlerimize bakarak şarkısını söylediği anlar mevcuttur. Öncel ise bu konuda çok daha tutucudur. Amos’ın aksine yakın plan çekimlerden kaçınır. Hemen hemen her klipte kendisidir. Siyah beyaz tonların hâkim olduğu, dişil ya da eril enerjisini ön plana almadığı bir yerden söyler şarkılarını. Çoğunlukla kısa saçları, siyah ceketi ve elinde gitarıyla karşımıza çıkar. Başkası olmaz ve şarkılarındaki doğrudanlığına tezat oluşturacak bir uzaklığa konumlanır.
İtirafçı Olmak
Simon Reynolds ve Joy Press beraber kaleme aldıkları Seks İsyanları kitabında Pop/Rock ikonlarını toplumsal cinsiyet kuramı üzerinden ele alır. Kitapta itiraf kültüründen ve itirafçı şarkı sözü yazarlığından bahsederler. İtirafçı üslubun kadın müzisyenler tarafından sahiplenilmesiyle ilgili şu önemli tespitlerde bulunurlar: Belli bir kadın şarkıcı- şarkı yazarı türü için kişisel dürüstlük, açık sözlülük ile politik kaygılar aynı madalyonun iki yüzüdür. Bu tutum ‘’kişisel olan politiktir’’ amentüsüne bağlanmış olduklarını göstermekten ziyade, hakikat söze dökülebildiği- yalanlar örgüsü parçalanıp ‘’sahici’’ bir gerçekliğin peçesi aralandığı takdirde- gerek özel gerekse kamusal alanda haksızlıkların düzeltilebileceğine inandıklarını gösterir. Bu bağlamdan hareketle Tori Amos’ın müziğini de tartışmaya açarlar ve onun müziğini isabetli bir tespitle duygusal striptiz olarak tanımlarlar. Amos, kırılganlığını diri tutarak güç kazandığını söyler. Müziğindeki yüzleşmeci tavrı sahiplenir. Nazan Öncel ise kol kırılır yen içinde kalır anlayışının şiar edinildiği bir coğrafyada; oğlunun cinsel deneyiminden, yaşadığı istismara, aile içinde gördüğü şiddetten, ayrımcılığa kadar birçok konuda eteğindeki taşları döker. İtirafçı şarkı sözü yazarlığının dünyadaki muadillerinden aşağı kalmayan bir performan sergiler. Üstelik çok daha sert bir iklimde, yalnızlığı baştan kabullenip ilerler.
En önemli işlerini 90lı yıllarda yapan bu iki müzisyen 2000li yıllarda zaman zaman irtifa kaybeder. Başka yollara saparlar ve dönem dönem kemik dinleyicilerinde bile yabancılık hissi uyandırırlar. Öncel, ilginç bir şekilde 2000lerle beraber giderek şöhretini büyütür ve başkalarına yazdığı hit şarkılarla (bkz. Tarkan için yaptığı Hüp ve Dudu gibi) alternatif çizgisinden hızla kopup ana akımın merkezine yerleşir. Bundan hoşlanmış olacak ki, kendisi için de giderek daha pop şarkıların peşine düşer. Bu dönemde yaptığı Yan Yana Fotoğraf Çektirelim ve 7’n Bitirdin albümleri radyo ve televizyonlarda çokça kendine yer bulur. Yine de Öncel onunla derin bağ kuran dinleyicisini tamamıyla terk etmez. Hatırına Sustum, Durum Şarkıları gibi albümler sadık dinleyicisiyle tekrar köprü kurmasını sağlayacak kadar kişisel şarkılardan oluşur.
Benzer süreçlerden geçen Amos, aynı yıllarda kendini iyiden iyiye konsept albüm yapma hevesine bırakır. Amerika’yla ilgili bolca konuştuğu daha politik bir çizgiye geçer. Tıpkı Öncel gibi müziğindeki otobiyografik ögeleri geride bırakır. Ancak Öncel’in giderek artan şöhretinin aksine Amos giderek popülaritesini yitirir, şarkılarına olan ilgi gözle görülür şekilde azalır. Hem Amos hem de Öncel şarkı yazma motivasyonlarını başka perspektiflerden yakalamaya çalışsalar da hiçbir zaman özenle ördükleri şarkı dillerini yitirmezler ve artık iyice oturmuş üsluplarıyla yazmaya devam ederler. Amos, yine Öncel gibi kendine dönük şarkılar yazdığı zamanlarda tekrar sahiplenilir. Geçtiğimiz ay çıkan albümü Ocean to Ocean’ın sadık dinleyicisinde yarattığı heyecan bunun kanıtı gibidir. Amos, albümde; karantinanın getirdiklerinden, yaşadığı kayıplara, içine düştüğü çelişkilerden, geçmişine kadar birçok meseleyi tartışmaya açarak uzun zamandır kuramadığı köprüyü tekrar kurmuşa benziyor.
Amos ilk albümü Little Earthquakes’in kapağında bir kutunun içine sıkışmış olarak karşımıza çıkar. Bu görüntü bana oldukça manidar geliyor. Amos, başını uzattığı kutudan sesini duyurmaya kararlı gözlerle bize bakar. Öncel’in de şarkılarında hissedilen klostrofobik ev içleri, sokak araları sesinin kopup geldiği yeri işaret eder gibidir. Kırılganlıklarını, travmalarını ve maruz kaldıkları şiddeti cesaret verici şeffaflıkta anlatmaları dinleyiciyle kurdukları ilişkiyi sıradan bir müzisyen- dinleyici ilişkisinin ötesine geçmelerini sağlar. Kurban psikolojisinin ve kaderci bir boyun eğişin tuzaklarına düşmeden anlattıkları öyküler uzun yıllar ikisinin de vazgeçilmez dert ortaklarım olmalarını sağladı. Tam da bu sebeple; yüreklerini, yaralarını özenle seçtikleri kelimelerle açtıkları için ikisine de müteşekkirim. Verdikleri tüm yüzleşme cesareti için de.
*Ozan Özkan'ın üretimlerini takip etmek için buraya tıklayınız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



