Sedat Peker anti-kahraman mı?

(Çizim: Olçar Yiğen)
Geçtiğimiz haftalarda Youtube üzerinden yayınlamaya başladığı video serisiyle ülke gündemine oturan Sedat Peker, hükümetle ilişkilerine dair açıklamaları ve yer yer muhalif yaklaşımlarıyla çok geniş bir kitlenin ilgisini çekmeyi başardı. Videolarında yer alan açıklamalar gündemi meşgul ededursun; takipçilerinin bir kısmının takdirini ve sempatisini toplayan Peker’in, doksanlı yıllardan beri suç faaliyetlerine adının karıştığı ve dosyasının bir hayli kabarık olduğu aşikâr...
Her ne kadar kişilerin adli kayıtları kişisel veri kapsamında olduğundan ulaşılması mümkün olmasa da, Peker gibi medyatik bir karakterin suç dosyasına dair üstünkörü de olsa fikir sahibi olmak mümkün. Kendi açıklamalarında ilk kez 17 yaşında cezaevine girdiğini belirten Peker, medyada ilk olarak 1997 yılında Abdullah Topçu cinayeti zanlısı olarak yer aldı. Bu yargılamada Peker hakkında beraat kararı verilirken, iki adamı(!) müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Adının yeni yeni kulaklarımıza çalındığı doksanlı yıllardan günümüze dek ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’, ‘kasten öldürme’, ‘kasten yaralama’, ‘tehdit’, ‘şantaj’, ‘yağma’, ‘mala zarar verme’, ‘resmi evrakta sahtecilik’ gibi suçlarla gündeme gelen Sedat Peker, son olarak Kelebek Operasyonu ve Ergenekon Davası kapsamında yargılandı. Peker’in yıllarca süren bu soruşturmalardan nasıl sıyrıldığı ise halen merak konusu. Zira yargılandığı suçların görece en hafiflerinden olan tehdit suçuna bile Türk Ceza Kanunu kapsamında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörülürken, kasten öldürme suçunun üst sınırı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak düzenlenmekte.
Hukuki bir yaklaşım ile bakıldığında ise, yargılama süreçlerinin içeriği bilinmediğinden; yalnızca medyaya yansıyanlara bakılarak Peker hakkında bir hüküm vermek elbette mümkün değildir. Ancak kendisinin kariyerine(!) dikkatle bakıldığında, sözüm ona ‘mafya babalarının’ toplumun dinamiklerine yönelik yıkıcı etkisi somut bir gerçektir. Kaldı ki, organize suç örgütü liderlerinin serbest piyasa ekonomisinin sağladığı imkanlardan yararlanarak, yasal faaliyet gösteren hayırsever iş insanı gibi davranabildikleri, yasadışı faaliyetlerini ise paravan kuruluşlar aracılığıyla sürdürdükleri bilinmektedir. Bu tip faaliyetlerin kisvesi altında işlenen suçlar, bir yandan hukuk devletini tahrip ederken, diğer yandan demokrasinin imkanlarını suistimal ediyor. Yasadışı yollardan elde edilen finansman kaynakları politikaya, basına, kamu idaresine ve hatta toplum düzenine nüfuz ederken; bunların yönlendirilmesinde de bir güç unsuru olarak kullanılıyor. Organize suç örgütlerinin ekonomik güç odağı haline gelmeleri ise, demokratik hukuk devletlerinde güçler dengesini yönlendirebilme imkânını yaratıyor. Türkiye gibi, kuruluşundan bugüne bir demokrasi ve hukuk bağımsızlığı sınavı veren, yer yer bu bağımsızlığın çeşitli unsurlar yüzünden baltalandığı bir ülkede, organize suç örgütlerinin ne denli büyük bir problem teşkil ettiğini görmek ise zor değil.
Tüm bu nedenlerle her ne kadar Sedat Peker gibi figürler gündemdeki açıklamalarıyla sempati toplayabilen, yer yer kendisine hak verilen kişiler olsa bile; bağımsız yargıyı yönlendirmeyi, kanunlardan doğan yaptırımlardan kaçınmayı adet edinmiş karakterlerin veya suç örgütlerinin toplumun yapısına ve demokrasiye verdiği zararları göz ardı etmemek gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


