Serbest Kürsü: Türkiye neden mercimek yerine altını seçti?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
22 yıllık iktidarı süresince AK Parti'nin planlı, programlı, taraflarla istişare edilmiş, sürdürülebilir bir çevre koruma planı olmadı. Eylem planları genellikle kağıt üzerinde kaldı. Doğal alanlarda, korunan alanlarda, SİT bölgelerinde koruma/kullanma dengesinin ibresi hep kullanımdan yana çevrildi. Benimsenen kalkınmacı ve büyümeci ekonomi politikalarının sonucunda inşaat, altyapı ve enerjiden oluşan üçlü sacayağı üzerinde yükselen uygulamalar, beraberinde yoğun, sistematik bir ekokırım silsilesini getirdi.
Anayasa’nın 56. maddesi, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir" diyor. Yani bu madde, çevreyi koruma ödevi yüklediği gibi, bunu bir insan hakkı olarak da ele alıyor. Ancak, son yıllarda bu hakkın hem emekçiler hem de yaşam alanlarının korunması yönünden tekrar tekrar ihlal edildiğini görmeye devam ediyoruz.
Türkiye, son günlerde Erzincan İliç’teki altın madeninde yaşanan facia ile sınanıyor. Bu facia üzerine altın madenciliği her boyutuyla ele alındı, ancak belki de tartışmanın esas soruları şöyle olmalıydı:
- AK Parti döneminde altın madencilerine Türkiye’nin kapıları neden açıldı? Bu şirketler neden korunuyor?
- İktidarın küresel altın şirketlerinin Türkiye’de bulunmasından kazancı nedir?
- Altıncıların Anadolu'daki varlığından kim fayda sağlıyor?
Türkiye’de resmî olarak ilk altın üretimi, 2001'de İzmir Bergama’daki Ovacık Altın Madeni’nde 1 ton 400 kilogram seviyesiyle başladı. 2019 yılına gelindiğinde şirketler tarafından 38 ton altın üretildiği açıklandı. Altın Madencileri Derneği’nin verilerine göre 2000-2022 yılları arasında Türkiye’de 453 ton altın üretimi yapılırken, 2022’de 31 ton altın üretildi.
İzmir Bergama ile Artvin Cerattepe, siyanürlü ve sülfürik asitli altın madenciliğine karşı ilk toplumsal tepkilerin verildiği yerler olarak tarihe geçti. Türkiye’nin en dikkat çekici çevre ve yaşam alanı mücadelelerinden birinin verildiği Bergama’da altın madenciliğine karşı direnenler, “Bergama teslim edilirse, Türkiye’de her yer altıncılara teslim olur” dediler.
2008-2023 yılları arasını kapsayan 15 yıllık dönemde, 386 bin maden ruhsatı verildi. Bu şirketlere ayrıcalıklar, teşvikler sunuldu. Her 1 ton altının çıkarılması için 5 milyon metreküp toprak zehirlendi. Özellikle İliç’te daha önce 9 bin ton civarında olan sülfürik asit miktarının bugün 100 bin tona geldiği, yine binlerce tonluk siyanürün havaya, suya, toprağa karıştığı belirtiliyor.
Sonunda Bergamalıların dediği çıktı: Dağ-taş geçildi, binlerce ton siyanürle kuşatıldı, büyük Anadolu yağmasının önü açıldı.
Peki siyanürlü altın üreticiliğinin 23. yılına girdiğimiz günlerde Türkiye bu işten ne kazandı, ne kaybetti?
Devlet, Türkiye’nin dağlarını, ormanlarını, tarım alanlarını, meralarını, sulak alanlarını talan etmekte olan siyanürlü altın madenlerinden “devlet hakkı” adı altında bir ödeme alıyor. Kanuna göre, şirketler yapılan üretim miktarları üzerinden devlet hakkı ödemekle yükümlü. Altın madenlerine bu oran çok uzun yıllar yüzde 1-4 arasında bir oranla uygulandı. Daha sonra Maden Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında yer alan birinci, ikinci ve üçüncü grup madenler için devlet hakkı oranının yüzde 25 artırımlı uygulanması kararı alındı.
Bu yasaya göre, şirketler üretilen madenin yüzde 5’i oranında devlet hakkı ödemek zorunda. Ancak ocak başı fiyat düzenlemesiyle, teşviklerle ve şirketlere sunulan ayrıcalıklarla, hatta vergi borcu silmelerle bu tam olarak böyle uygulanmıyor.
Erzincan İliç’teki altın madenine ilişkin davaları takip eden ve kamuoyunun dikkatini yıllardır buraya çekmeye çalışan Avukat İsmail Hakkı Atal’a “AK Parti bu işten ne kazanıyor?” diye sordum. Atal şöyle yanıtladı:
“Şirket bugüne kadar bu madende 2 milyar doların üzerinde altın üretimi yaptı. Bunun yüzde 5’ini yani 110 milyon doları devlete bıraktı. Ancak, bu gerçek bir rakam değil. Maden şirketi İliç’te 200 milyar dolarlık altın da çıkarmış olabilir. Çünkü, denetime değil, beyana tabi.
İngiliz, Kanada ve ABD merkezli altın madeni şirketleri küresel sermayenin uzantıları. Son yıllarda yüzde 100 Türkiye sermayeli kurulan şirketlerin arkasında da bu altın tekelinin olduğunu düşünüyorum. Bu şirketler Afrika’dan sonra Türkiye’ye saldırarak altın rezervlerine el koyuyor.
AK Parti iktidara geldiğinde bu sermayenin desteğini aldı, şimdi iktidarda kalabilmek için bu desteği verenlere göz yummak zorunda. Altın şirketleri gerçekte ürettikleri altının tamamını Türkiye’ye bıraksa, yine de yaratılan kaybı karşılamaz. Toplumsal maliyet çok çok büyük.”
ÇED raporuna göre, maden sahasında cevher üretimi 2027’ye kadar sürecek; Anagold Madencilik, bu faaliyet sonucu 4,8 milyar dolar işletme geliri elde ederken devlete yüzde 12 pay ödeyecek. Maden ömrü boyunca ödenecek devlet hakkı, yaklaşık 198 milyon dolar olacak. Raporda devlet hakkında yüzde 40 teşvik indirimi uygulandığı da belirtiliyor.
Aynı soruyu Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Kahraman’a da sordum. Onun cevabı da Atal ile benzer oldu:
“AK Parti’nin 22 yıldır iktidarda kalabilmesinin bedeli, sermayenin önünü açarak ödeniyor. Burada hızlı ve fazla üretim yapabilmek için 30-40 metre olması gereken liç yığını 120 metreye çıkarıldı; daha önceki siyanür sızıntısının üzeri örtüldü; fazla solüsyon kullanıldı; fazla siyanür atıldı. Kapasite artırımlarının sonucu budur; yabancı da yapsa, yerli de yapsa sermayeye geçit verilmesinin sonucu budur.”
Türkiye’nin geniş topraklarının yerli ve yabancı sermayeli maden şirketleri arasında paylaştırılması, emperyalist sermaye güçlerinin taleplerine göre işbölümü yapılması ciddi bir kaynak transferi ve mülksüzleştirme stratejisinin temelinde yer alıyor. Bu sistemde, yeraltı kaynakları çıkarılır; uluslararası pazarlarda satışa hazır hâle getirilir. Tüm matematik ve fizik kuralları hiçe sayılarak kapasiteler artırılır; iş hızlandırılır.
Mercimek mi, altın mı?
Kanada, mercimek üretiminde ve ihracatında dünya lideri. Tohumunu yıllar önce Türkiye’den aldığı mercimekte küresel çapta söz sahibi. Türkiye ise, 1990’lardan sonra giderek düşen üretimiyle, zaman içinde kendi toprağında, tohumunu verdiği Kanada’nın ithalatçısı oldu. Türkiye kırmızı mercimek ithalatının yaklaşık yüzde 75’ini Kanada’dan yapıyor.
Yukarıda bahsettiğimiz üzere sadece İliç’te tüm madencilik süresi boyunca Anagold Madencilik’in devlete ödeyeceği devlet hakkı sadece yaklaşık 200 milyon dolar.
Türkiye’nin mercimek ihracatı ise 400-500 milyon dolar seviyesinde.
Mercimek mi altın mı ikileminde Türkiye mercimeği tercih etseydi ne Anadolu coğrafyasının zehirlenmesine göz yumacaktı ne de mercimek üretimindeki avantajını kaybedip Kanada’dan mercimek ithal eder hâle gelecekti.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




