Sessiz istifa ve mahrum kalınan örgütsel vatandaşlık davranışı

ABD'li araştırmacılar Mark Bolino ve Anthony Klotz sessiz istifayı, kişinin kendisine verilen görevlerin ötesindeki işlerden vazgeçmesi ve/veya psikolojik olarak işe daha az bağlı olması olarak tanımlıyorlar.
Mesai saatlerinde sadece iş tanımlarında belirtmiş görevleri yerine getirip, onun dışında herhangi bir ek sorumluluk almayan, mesaiye kalmayan ve kuruma ekstra fayda sağlayacak herhangi bir işe gönüllü olmayan sessiz istifacıların sayısı her geçen gün artıyor. Başta kurumlar ve yöneticiler bu durumu bir sorun olarak görmeseler de, “işini yapıp çıkan” çalışanlar uzun vadede kurumun rekabetçi avantajını ve pazardaki konumunu kaybetmesine sebep oluyor. Sessiz istifa sadece kuruma değil diğer çalışanlara da zarar veriyor: sessiz istifacılar çalışma arkadaşlarının yükünün artmasına ve çalışma koşullarının çetin hâle gelmesine sebep olabiliyor.
Örgütsel vatandaşlık davranışı olarak adlandırdığımız, çalışanın kurum yararına gönüllü olarak üstlendiği fazladan görev ve sorumluluklar, yaptığı fedakârlıklar ortadan kayboluyor. Örgütsel vatandaşlık davranışı kurumda işlerin yapılışını kolaylaştırıyor, kalitesini arttırıyor ve çeşitli şekillerde kurumu güçlü kılıyor. Bu davranışlar kurum için çok değerli kaynaklar. Birçok işin resmî iş tanımlarında belirtilen sorumluluklardan daha fazlasını gerektirdiğini düşündüğümüzde sessiz istifanın kurumlara tahminlerin ötesinde zarar verdiğini söylemek mümkün. Dijital işveren markası Youthall’un yaptığı araştırma, sessiz istifanın tahmin edilenden daha yaygın olduğunu gösteriyor, bu çalışmaya göre ABD’de çalışanların %50'si sessiz istifa etmiş bile.
Türkiye cephesinde de durum pek parlak değil: beyaz yakalılar ve Z kuşağı ile yapılan bir araştırma çalışan her 4 gençten birinin sessiz istifa etmiş olduğunu ve durumun her geçen gün daha da kötüleştiğini gösteriyor.
Çalışanlar neden sessiz istifa ediyor?
Maaşların yetersizliği, özellikle de alım gücünün zayıfladığı ekonomik küçülme dönemlerinde işten kopuşta oldukça etkili. Ancak altta yatan temel sebeplere baktığımızda iş ve hayat dengesinin bozulmasının çok etkin bir neden olduğunu görüyoruz. Dr. Anna Scheyett çalışmasında iş ve hayat dengesinin yanı sıra iş yerinde mutsuzluğa sebebiyet veren birçok unsurun da sessiz istifaya sebep olduğunu vurgulamış. Bu unsurların başında zayıflamış ya da bozulmuş kurum kültürü geliyor. Çalışanlar zorlu ekonomik şartlara ek olarak bir de iş yerinde huzursuzluk ve haksızlıklarla baş etmek zorunda kaldıklarında hızlı bir kopuş başlıyor. Eskiden görmezden geldikleri olumsuz deneyimler fazlasıyla göze batar hâle geldiği zaman, “Madem öyle… Bundan böyle ne kadar ekmek o kadar köfte…” diyerek eskiden sergiledikleri fedakâr davranışların (örgütsel vatandaşlık davranışı) hiçbirini göstermiyorlar. Toksik iş yeri kültürü ve toksikleşen ilişkiler çalışanları hasta ederken, istifa etmelerini engelleyen ekonomik koşullarla birleşiyor ve işten, iş yerinden duygusal kopuş hızla artıyor. Ayrıca çalışan emek, zaman ve enerjisinin karşılığını alamadığını (yükselme ve ilerleme fırsatlarının yokluğu) gördüğünde de sessiz istifa kaçınılmaz oluyor. Birçok çalışan, iş ve hayat dengesinin bozulduğunu fark ettiklerinde iş yerinde geçirdikleri zamanı sevdikleri şeylerden ve kişilerden çalınan zaman olarak algılamaya başlıyor. Zamanlarını işe vererek yaptıkları fedakârlığın karşılığında herhangi bir ek fayda, ücret, takdir, teşekkür, değer ya da ilerleme imkânı görmediklerinde sonuç belli: sessiz istifa. Kurumların her şeyi finansman temelli görerek verdikleri ek mesai ödemeleri ya da finansal teşvikler (bonus ve prim) bu duygusal kopuşu gidermekte başarılı olamıyor. Yöneticilerin biraz motivasyon teorisi çalışmaları gerek anlayacağınız. Çalışanları emek vermek için güdüleyen şey sadece finansal fayda değil, başarma ve takdir görme gibi duygusal faydalar da çok önemli.
Özellikle Covid-19 pandemisi döneminde yaşanan sıkıntılar ve takip eden ekonomik bunalım çalışana daha fazla ve samimi örgütsel destek verilmesini şart kılıyor. Bizim gördüğümüz kadarıyla, hâlâ 1. Endüstri Devrimi kafasında olan, çalışanı kolayca vazgeçilir gören, insanın kurum için en değerli varlık olduğunu anlayamamış, hiyerarşi, sıkı kontrol ve para ile yüksek performans elde edeceğini sanan kurumlar ve yöneticiler için yolun sonu geldi. Sıklıkla duyduğumuz “yetenek açığı” onlar için kronik hâle gelecek. Yetmedi, var olan çalışanlarının da bir bir sessiz istifa ettiğini görecekler. Çünkü artık çalışan bir insan olarak değer görmek, özel yaşamına zaman ayırmak, dokuz-beş dört duvar ofis kıskacından kurtulmak istiyor.
Yaptığı işin karşılığını alamadığını düşünen ve toksik iş yeri kültürüne maruz kalan çalışanların gittikçe mutsuzlaşması ve bunun karşılığında işvereni cezalandırma isteği de sessiz istifanın bir diğer nedeni olarak görülüyor. İş ve hayat dengesinin bozulmasıyla daha depresif bir hâl alan çalışanlar, iş yerinde daha mutsuz olduklarını belirtiyorlar, buna ek olarak yetersiz karşılık, takdir görmemek ve toksik ilişkiler (genellikle toksik yöneticiler) bu mutsuzluğu arttırıyor. Çalışan mutsuzluğun sebebi olan işvereni cezalandırmak istiyor: sessiz istifa. Durum daha da kötüleşirse kurum sabotaj ya da işi engelleme gibi sonuçlarla da karşılaşabilir.
Öte yandan iş ve performans baskıları da sessiz istifanın nedenleri arasında sayılıyor. Bilhassa işverenin “motive etmek” ve “verimliliği arttırmak” gibi kılıflar altında çalışan üzerinde kurduğu (gerçekçi olmayan) performans baskısı hem beklentiyi karşılayamayan hem de bu uğurda ev-iş dengesini kaybeden çalışanın pasif-agresif bir hâle gelmesine ve sessiz istifa etmesine sebep oluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Jurnal
İki hocanın kaleminden ve sesinden, başka hocaların da katılımıyla sosyal bilimlerde sıcak konular.
İLGİLİ OKUMALAR



