Sorbonne öğrencileri Türkiye için eylemdeydi: 'Gurbet zor, biber gazı burnumuzda tütüyor'

9 Nisan günü, Paris'teki Sorbonne Üniversitesi'nin öğrencileri, tarihî Sorbonne meydanında Türkiye'de devam eden öğrenci eylemlerine destek için biraraya geldiler. İstanbul'daki protestoları, küresel çapta gençlerin ortak mücadelesinin bir simgesi olarak gören bu gruba Fransa'dan Türkiye'ye uzanan köprünün hangi iplerle örüldüğünü sorduk.
Sorbonne öğrencileri Türkiye için eylemdeydi: 'Gurbet zor, biber gazı burnumuzda tütüyor'

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Yazı: Ceren Aral Desnos

9 Nisan günü, Paris'teki Sorbonne Üniversitesi'nin öğrencileri, tarihî Sorbonne meydanında biraraya geldiler. Buluşma nedenlerini kendi ifadeleriyle şöyle anlatıyorlardı: “Türkiye'deki öğrencilerin göğüslediği hak, hukuk, adalet mücadelesine destek vermek ve küresel bir dayanışma yaratmak.”

Üstelik meydanı dolduran öğrenciler, protestoyu yalnızca Türkiye'deki öğrenci hareketinin bir yansıması olarak görmediklerinin de altını çiziyordu. Onlara göre, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla tetiklenen ancak toplumun çok farklı kesimlerinin taleplerini duyurmasına alan açan İstanbul protestoları, artık küresel çapta gençlerin ortak mücadelesinin bir simgesi olmuştu.

Türkiye'den eğitim için Fransa'ya gelenlere "uzakta olmanın" onlara nasıl hissettirdiğini sorduğumuzda hemen hepsi "ancak ellerinden geleni yaparak kendilerini iyi hissedebildiklerini" söylüyor. O gün sokağa çıkarken amaçladıkları da bu: Türkiye'deki arkadaşlarına moral vermek, yalnız olmadıklarını hissettirmek ve Fransa'da Türkiye'deki duruma dair bir farkındalık yaratmak.

Eylemin organizatörlerinden 20 yaşındaki tarih öğrencisi Sinem bunu şöyle ifade ediyor:

“Türkiye’deki öğrencilerin yanındayız ve bunu göstermek istiyoruz. Burada oluşumuzu hem bireysel hem de kolektif olarak bir avantaja çevirme şansımız olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de neler olduğunu burada gösterme imkanımız var.” 

Z kuşağı genellikle hızlı sonuç alma beklentisiyle anılır ama bu eyleme katılan öğrencilerde böyle bir acelecilikten eser yok. Gerek Türkiye'de gerek Türkiye dışında verdikleri hak, hukuk, eşitlik, özgürlük mücadelesinin, meyvelerini bugünden yarına vermeyeceğinin farkındalar. Kamu Yönetimi bölümünde okuyan 23 yaşındaki Aylin, “Bu çok uzun bir süreç. Bir kereyle, iki kereyle ya da bir anda olacak bir şey değil. Belki bugün değişmeyecek her şey ama bir gün değişecek” diyerek sürecin uzun soluklu bir mücadele gerektirdiğinin altını çiziyor.


Eyleme "İlk defa çalınmadan seçim yaptık diye sevindik, bu sefer de adayı çaldılar" yazılı bir pankartla gelen Aylin'in en büyük derdi ise hukukun üstünlüğü:

“Ben hukuk dersi alıyorum. Neden Fransa'da okuyorsun dedikleri zaman, Türkiye'de hukuk yok ki, diyorum. Zaten bütün problem de bu. İmamoğlu'nun da üniversitelilerin de tutuklu olmasının sebebi bu. Türkiye'de demokrasinin işlememesinin de sebebi bu. Hukukun uygulanması… Tek istediğim bu.”

Kaya'nın üzerinde Türkçe ve Fransızca bir Nâzım Hikmet alıntısı yazılı pankartı.

Öğrenciler, önceki nesillerden beklentilerini de paylaşıyorlar. Onlardan sessiz kalmamalarını, ellerinden gelen destek neyse sunmalarını bekliyorlar. 22 yaşındaki Felsefe ve Plastik Sanatlar öğrencisi Kaya, şunları söylüyor:

“Öğrencilerin, Z kuşağının ön planda olmasını anlıyor ve olumlu görüyorum. Sizler de sesimizi yükseltebilirsiniz ancak her şeyden önce kendi söyleminizi üretmelisiniz.”

Üzerinde bir Nâzım Hikmet alıntısı yazılı pankartıyla katıldığı eylemde olmanın ona hissettirdikleriyle ilgiliyse şöyle konuşuyor:

“Kimi plastik mermi yer, kimi biber gazı yer. Biber gazının içeriğini değiştirdiler diye dedikodular dolaşıyor. Arkadaşlarımın ciltlerinde yaralar var. Fakat bu bana bir yandan da umut veriyor. Çünkü insanlar bunu göze alarak gidiyorlar bir şekilde. Burada bir hareket var, bir dinamizm var ve elde edilen özgürlüğün tamamen bu dinamizme bağlı olduğunu düşünüyorum. Beni umutsuzluğa sürükleyen ise geleceği göremiyor olmak.”

'İnsanların sokağa çıkışı bana umut oldu, dönmeyi düşünmeye başladım'

Gençlerin umudu, her zorluğun önünde geliyor. Koşullar ne olursa olsun umutsuzluğu reddeden bu gençler, Türkiye’de yaşananların onları yıldırmak yerine daha da yüreklendirdiğini ifade ediyorlar. 21 yaşındaki Siyasal Bilgiler bölümü öğrencisi Doğa "Umutsuzluk yasak bize. Ben aslında ülkeye dönmeyi düşünmüyordum ama insanların sokağa çıkışı bana umut oldu, tam tersini düşünmeye başladım" derken, protestoların onlara nasıl güç verdiğini anlatıyor.

Doğa, Türkiye’de öğrencilerin pankartları nedeniyle şafak operasyonu ile gözaltına alındığının haberini aldığı gibi, aynı pankarttan hazırlayarak Sorbonne’a gelmiş:

“Bu işler hızlı olmuyor zaten. Ama elinizden geleni yapıyorsunuz. Tabii ki ben de ülkemin biber gazını yemek isterdim. Gurbet zor, biber gazı burnumuzda tütüyor! (gülüyor) Ama gerçekten buradaki birçok kişinin düşüncesi bu. 

Ben Mahir Polat diye bir insanın varlığından bihaberdim. O bana umut oldu. Sadece varlığı yani. Umutsuzluk hissettiğim de sık sık oluyor ama bunu çok yaymamaya, kendime izin vermemeye çalışıyorum.” 

Fransa'dan Türkiye'ye köprüler

Mikrofonu Fransız kökenli öğrencilere uzattığımızda ise küresel dayanışma teması öne çıkıyor. Türkiye'deki olayları yakından takip ediyor; öğrenci hareketini küresel bir mücadele alanı olarak görüyor ve bu nedenle Türkiye’deki öğrencilere destek vermenin çok önemli olduğuna inanıyorlar. Toplantının organizatörlerinden 22 yaşındaki edebiyat bölümü öğrencisi Lili, konuşmasını şöyle açıyor: 

“Biz, Fransa’dan da olsa, mücadele edenlerle dayanışma içinde olduğumuzu göstermek istiyoruz. Türkiye'deki direnişi destekliyoruz."

Ardından şöyle devam ediyor:

"Şu anda Türkiye’de çoğunlukla öğrencilerin katıldığı bir mücadele var ama aslında, yarın Türk işçi sınıfı da bu savaşa katılsa bence çok şey değişirdi. Eğer bu mücadeleler sadece üniversitelerde değil, işyerlerinde de grevler yoluyla yükselse işler çok farklı olabilirdi."

Hortence ve Léonard

Fransız öğrencileri en çok şaşırtan ise öğrencilerin tutuklanması ve Türkiye'den gelen arkadaşlarının tüm hayatlarını tek bir iktidarın yönetiminde geçirmiş olmaları. Ortaçağ Tarihi bölümünde okuyan 23 yaşındaki Hortence endişesini şöyle dile getiriyor:  

“Öğrenciler hapiste... Bu şoke edici. Tanıdığım insanlar, arkadaşlarının gözaltına alındığını ve ne olacağını bilmediklerini söylüyorlar." 

Ekonomi ve Sosyal Bilimler bölümünde yüksek lisans öğrencisi olan 23 yaşındaki Léonard, "Bazı gençler sadece Erdoğan'ı tanıdı. Onlar Erdoğan ile doğdular, onunla büyüdüler ancak artık bu hükümetin ötesinde bir hayat istiyorlar" diyor. Fransa için de benzer bir durum yaşanır mı sorusuna ise gülerek "Keşke" diye cevap veriyor:

"Türkiye'de 2 milyon insanın sokaklara dökülmesini görmek gerçekten ilham verici. Bu, tabii ki İmamoğlu'na yönelik baskılara karşı bir protesto ama aynı zamanda yaşam koşullarına karşı da bir tepki. Duyduğum çok şey var... Özellikle öğrenciler, 'Gençliğimizi çaldılar' diyorlar. Aslında bu toplumsal bir isyan."

Fransız öğrenciler, Fransa'nın ve AB’nin Türkiye’de yaşananlara karşı tutumundan da şikayetçi. Léonard, Avrupa hükümetlerini ve AB’yi, Erdoğan rejimini desteklemeye devam ettikleri için eleştiriyor. Batılı liderlerin demokrasi ve insan hakları savunuculuğu yapmalarına rağmen takındıkları bu tavrın "ikiyüzlülük" olduğunu vurguluyor.

Cumhurbaşkanı adayı olmasına rağmen yolsuzluk suçlamasıyla yargılanarak suçlu bulunan ve siyasi yasak getirilen Marine Le Pen ile İmamoğlu arasında bir benzerlik görüp görmediklerini de soruyoruz. Léonard’a göre “Le Pen’e yapılan kesinlikle bir yargı darbesi değil.” Hatta tam aksine Le Pen yargılanıp suçlu bulunmasına rağmen, ayrıcalıklı bir muamele görüyor: 

“İki yıl önce, Paris banliyölerindeki ayaklanmalarda bazı gençler, sadece bir çift ayakkabı çaldıkları için 18 yaşında hapse atıldılar ve şu anda hâlâ hapisler. Ancak onların Le Pen gibi televizyon programlarına çıkıp bunun ne kadar adaletsiz olduğunu anlatarak popülerlik kazanma lüksleri olmadı.” 

Sorbonne Üniversitesi’ndeki eylem, yalnızca Türkiye’deki öğrenci hareketini desteklemekle kalmıyor, dünya genelinde gençlerin hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda nasıl biraraya geldiklerinin de bir örneğini sunuyor. 

Öğrenciler bize dayanışmanın ve kolektif eylemin, farklı coğrafyalarda yaşayan insanları birbirine bağladığını gösteriyorlar.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu
Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta