Sorgulanmamış bir hayat yaşaya değmez mi?

Sokratik Krizler...
Sorgulanmamış bir hayat yaşaya değmez mi?

Düşünce tarihinin akışını kökten değiştirecek bir ölümdü onunkisi. Yine de isminin bilinirliliğine karşın kendisi hakkında pek az şey bildiğimiz bir düşünürdür Sokrates. Nitekim hiç metin yazmamıştır, ondan geriye hiçbir yazılı kaynak kalmadı. Peki, o halde Sokrates denen bir karakterin gerçekten var olduğunu nereden biliyoruz ve onun öğretilerini çıkarsayabiliyoruz diye soracak olursan, Aristophanes, Ksenefon ve Platon gibi ikincil kaynaklardan.

Bu düşünür ve drama yazarları Sokrates’ten bahsetmişlerdir ama bahsettikleri Sokrates kendi aralarında kıyaslandığında pek de tutarlı değildir aslına bakarsan. Yani bu üç büyük kişinin kaynaklarında birbirinden farklı Sokratesler ile karşılaşılır. Özellikle Aristophanes’in Bulutlar adlı oyununda yer alan Sokrates karakteri pek de hoşa gidecek türden bir karakter değildir; erdemli ve bilgi sahibi olmaktan çok aklı beş karış havada komik bir karakterdir o. 

Daha önemli bir problem ise Platon’un diyaloglarını incelediğimizde karşımıza çıkar. Platon’un tüm diyaloglarındaki baş karakterimiz Sokrates’tir ve Platon, Sokrates’ i konuşturmaktadır ama bu konuşmalardaki düşünceler Sokrates’ e mi aittir yoksa Platon'a mı? Platon kendi fikirlerini anlatmak ve meşruluğunu sağlamak adına mı Sokrates karakterini kurgular? Ya da aksine zaten Sokrates'e ait olan fikirleri bir takım genişletmelerle yazıya mı geçirmiştir? 

Bu soruların hepsi kesin bir cevaba sahip olmamakla birlikte oldukça önemli sorulardır. Yerli ve yabancı birçok felsefe tarihçisi halen bu sorulara karşı hararetli araştırma ve tartışma içindedir. Örneğin Platon’un erken dönem diyaloglarında Sokrates’in düşüncelerinin daha yoğun olduğunu, geç dönem diyaloglarında ise Sokrates karakteri üzerinden Platon’un orijinal fikirlerinin yer aldığını bilebiliyoruz. 

Literatürdeki bu krize rağmen, onun hakkında kesin olarak bildiğimiz bazı şeyler var. Çarşı pazar demeden sokak sokak gezip insanlara soru yöneltmesi gibi. Hatta Sokrates, uykuda bir zihinle yaşayan hantal Atinalılara sorular yöneltip onları uykularından uyandırmak adına dürtmesinden dolayı kendisini bir at sineğine benzetir. Onun bu soru sormaya dayalı felsefe yapma biçimi Sokratik Yöntem olarak adlandırılır. Bu noktada tarihsel bir anekdot parantezi açmak gerek. Yöntemin bir diğer adı maiotik. Grekçe, maiotik "doğurtma" anlamına gelir. Eski Yunan’da ve geleneksel kültürlerde yalnızca doğurma yeteneğini kaybetmiş kadınlar ebelik yapardı. Sokrates’in annesi de bir ebeydi. Belki de Sokrates annesinin ebe olmasından etkilenerek annesinin çocuk, kendisinin ise fikir doğurttuğunu düşünerek kendi yöntemini şekillendirmiş olabilir. Onun ölümünden sonra öğrencileri ve Sokratesçi Okullar bu yöntemi sıkça kullanmaya devam ettiler.

Felsefe tarihini ondan itibaren "Sokrates'ten Sonra" olarak adlandırmamızı gerektirecek kadar önemli bir yanı var. Kendisinden önceki ve çağdaşları olan tüm düşünürler dünyayı ve evreni anlamaya çalışırken Sokrates anlamaya çalışarak felsefenin soru konusu edindiği zemini değiştirir.

Gnotin sauton yani “kendini bil” ifadesi Sokrates’in peşinde olduğu başlıca sorundur. Sofistlerde arete kavramı ustalık, marifet, yöneticilik ustalığı gibi anlamlara gelse de bu ifadenin Sokrates’teki karşılığı yaşama ustalığıdır. Kişi önce kendini yontarak yaşam ustası haline gelmelidir ki daha sonra başkalarının yaşam ustalıklarını göstermede vesile olabilsin. Ancak Sokrates bu yontmayı, bir başkasını yontma olarak değil, kendisini yontma olarak görür.

Sokrates sürekli olarak içinden bir ses duyduğunu ve bu sesin nasıl davranması gerektiğini söylediğini söyler. Bu sese daimon adını vermiştir. Daimon Antik Yunanca’da cin, kader anlamına gelir. Kader ise, pay, ölçüdür. Kader, insana kendine düşen payını/ölçüsünü hatırlatır, onu ölçüye vardırır. Bu sesi yani bir başka deyişle insanı ölçüye götüren sesi veren Hybris’dirÖlçüyü bulan insan ise artık Harmonia’dır. Daimon; hepimizin içinde olan bize yol gösteren ve “bunu yap” veya “hayır bunu yapma” diyen bir ses. Sokrates’in bahsettiği daimon aslında günümüzde bir çeşit “vicdan” olarak da adlandırılabilir. 

Bakıldığında Sokrates kendisinde Tanrı’nın sesini duyduğunu, Tanrı’nın sesini taşıdığını söyleyen oldukça dindar bir insan ve ahlak filozofudur. En ilginci de bir ahlak filozofunun ahlaksızlık yüzünden idam edilmesi olsa gerek.

Sokrates insan doğasına karşı iyimserdir, ona göre insan kötü bir varlık olamaz. Yine ona göre insanı kötü kılan şey daimon'unu dinlememesi, doğasını yontmamasıdır. Demek ki, Sokrates’e göre iyinin ve kötünün yargıcı kişinin kendisidir, toplum değil.

Peki Sokrates için ahlaklı bir yaşamın anahtarı nedir? Neye ahlaklı diyor neye ahlaklı değil diyor olabilir? Bu sorular bizi arete kavramını irdelemeye itiyor.

Arete; Greekce erdem anlamına geliyor. Bu erdemi şöyle tanımlayabiliriz, bir şeyin doğasına uygun olarak hareket etmesi. Örneğin bir bıçağın aretesi iyi kesmek, bir atın aretesi hızlı koşmak ise, bir insanın aretesi ise mutlu olmaktır. Fakat bu mutluluk Sokrates’te günümüzdeki gibi hedonistçe bir anlamda mutluluk değildir. Tahmin edeceğiniz gibi Sokrates’in arete'yi kavrama biçimi bugünkünden oldukça farklı. Onun için mutluluk veren tek bir şey vardır o da bilgi. Ancak kendi hakkında, hayat hakkında daha fazla bilen insan mutlu olabilir. Çünkü erdem bilgidir, bilgi ise mutluluktur. Aynı zamanda Sokrates’e göre bilen insan asla bilerek kötülük yapmaz. Kötülük yapmasının temelinde bilgisizlik yatar. Bu açıdan bakıldığında erdem, mutluluk ve doğru yaşam Sokrates’te bir ve aynı şeydir.

Bu biraz naif bir düşünce olarak gelebilir çünkü düşünülünce söylediği şey aslında şu, iyiyi bilen bir insan zorunlu olarak iyi olanı yapar. Bir insanın bilerek veya kasıtlı olarak kötülük yapamayacağını düşünür çünkü hata bilmeden yapılır. Düşünsenize siz hiç bilerek hata yaptınız mı? Bile bile yanlış olanı seçtiniz mi, bile bile size zarar verecek olanı? Bunu romantize etmiyorum yani aşk da bile bile tutsaklıktır demek istemiyorum. Burada kastettiğim iki yol arasından, iki tercih arasından yanlış olanı veya kötü olanı seçmemizin nedeninin o konu hakkında yeterince bilgimizin olmadığına işaret etmesidir.

Sokrates demokrasi tarafından Atinalı gençleri ayartmak, ahlakını bozmak ve Atina tanrılarının yerine yenisini koymakla suçlanmıştır ve bildiğiniz gibi Atina tanrıları bundan önce oldukça antropomorfik bir biçimde yani insan biçimindeydi. Hırsızlık yapıyorlar, ağlıyorlar, yalan söylüyorlar ve kıskanıyorlardı Zeus, Hera gibi. Fakat Sokrates bu tanrıları yerine daimon'unu koydu. 

Herhangi bir şekilde siyasi hayatı gözlemliyorsanız bunu çok net bir biçimde anlayacağını düşünüyorum, Sokrates’in birinin çarkına çomak soktuğunu söylemek oldukça mümkün. Birilerini rahatsız etmiş olmalı, siyasi yaşamdaki birilerini belki de. Zaten kendini bir “at sineği” olarak tanımlayan bir filozofun birilerini rahatsız etmemesi mümkün değil sanırım. 

Bu ölümün altında yatan gerçek sebep onun demokrasi karşıtlığı olabilir. (Platon demokrasi düşmanı mıydı adlı videomda bahsetmiştim) Hem Sokrates hem de Platon, demokrasinin yanlış ellerde bir tiranlığa yani zorbalığa dönüşebileceğini söylemekteydiler. Nitekim tam da öyle olmuştur. O çok eleştirdiği demokrasi tarafından baldıran zehri ile idam ediliyor Sokrates. İşte tam da bu noktada onun ölümü diğer ölümlerden farklılaşıyor çünkü Sokrates istese idam cezasına mahkum olmaktan kaçabilirdi. 

Peki Sokrates neden kaçmadı?

Çünkü onun için her insan, her şeyden önce davranışlarıyla ilgili kendine hesap vermekle yükümlüdür. Sokrates tüm bunları söyledikten sonra cezaevinden kaçsaydı veya yargıçlardan af dileseydi ya da en olmadı yargıçlardan indirim isteseydi en başında kendisine karşı yükümlü olduğu erdemlilik sınavını geçemeyecekti. Eğer düşünceleriniz uğrana ölmeyi göze alamıyorsanız onların doğru olduğundan nasıl emin olabilirsiniz?! O yüzden Sokrates’te ne kaçmayı ne yardım istemeyi ne de af dilemeyi seçti ve şöyle dedi 

“Tüm yaşamımı Atina’da sürdürdüm. İsteseydim bu kenti bırakıp gidebilirdim. Atina’dan ayrılmam için hiçbir engel yoktu fakat bu yapmadım. Yetmiş yıllık yaşamım boyunca Atina yasalarının korunmasına sığındım. Bu yasaların tüm koruyuculuğundan yararlandım. Böyle davranmakla içimden gelen bir yükümlülük altına girdim. Bu yükümlülük tüm yaşamımı bağladığım yasalara uymaktır. Şimdi, bu yasaların tam hakkımda uygulayacakları bir karara uymazsam, içimden verdiğim olduğum bir söze uymamış olurum. Başka bir kente gitsem de bu kentin insanları bana haklı olarak Atina’nın yasalarını bozduğum için, haklı olarak, bu kez kendi yasalarına uymayacağımı söyleyecekler ve bana iyi gözle bakmayacaklardır.”

Burada Sokrates’in her şeyden önce söylemek istediği şey bir insanın kendine karşı dürüst olması gerektiğidir. Hepimizin üstüne düşen yegane yükümlülükte bu değil midir?

Ama burada şunu sormak istiyorum, bu yükümlülük düşünceler uğruna ölmeyi de gerektiriyor mu yeri geldiğinde? Ne dersin?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

DilozofDilozof

BÜLTEN SAYISI

YAZARLAR

Dilozof

Düşünürlerle düşünüyorum...

İLGİLİ OKUMALAR