Çoklu krizler çağında sosyal hizmetler: Yardım mı toplumsal çözüm mü?

Sosyal hizmetler açısından bakıldığında sadece üretim için değil, artan yaşlı ve çocuk bakım ihtiyaçları için de dayanışma ekonomileri oluşturulabileceği aşikar.
Çoklu krizler çağında sosyal hizmetler: Yardım mı toplumsal çözüm mü?

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Uğur Tekin, Deniz Yükseker

Sosyal hizmet, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki geçmişi 150 yıla yaklaşan, Türkiye’de ise ancak 1950’lerden sonra kurumlaşan bir alan. Geleneksel toplumlardaki dayanışma ilişkilerinin kapitalist piyasa ekonomisinin oluşumu ve kentleşme sürecinde çözülmesi karşısında, toplumun dışına düşen gruplara yardım etmek için ilk önceleri hayırseverlerin ön ayak olduğu, daha sonra ise devletin kurumsallaştırdığı bir uygulama ve toplumsal müdahale alanı sosyal hizmet. 

Çoklu kriz kavramına, Zappa Zamanlar’da geçen ay sivil toplumun çağımızda nasıl bir rolü olabileceği bağlamında değinmiştik. Doğal afetler, iklim değişikliği, ekolojik tahrip, savaşlar, ekonomik kriz, yoksulluk ve salgın hastalıklar gibi olguların teker teker değil de birarada ve birbirlerini de tetikleyerek üstümüze geldikleri bir dünyada yaşıyoruz. 

  • Bu koşullar altında toplumu nasıl koruruz? Toplumsal esenliği nasıl yeniden inşa ederiz? Birbirimizle ve başkalarıyla nasıl dayanışırız? 

Bu tür sorular aslında düşünürlerin, sosyal bilimcilerin ve aktivistlerin epeydir kafa yordukları konular. Sosyal hizmet alanında yapılan tartışmalar da benzer sorular etrafında dönüyor. Bu tartışmalarda devlet-toplum ilişkisi özellikle öne çıkan temalar arasında. 

Sosyal hizmetin oluştuğu ilk dönemlerden itibaren önemli bir gerilim bu alana damgasını vuruyor. Bir yanda, devletlerin kurumsal yapılar içinde sundukları, yoksullar, korumaya muhtaç çocuklar gibi toplumun dışına itilenlere yardım etmeye yönelik bireysel sosyal hizmet çalışmaları ve müdahaleleri yer alıyor. Bu şekliyle sosyal hizmet, devletin “tehlikeli sınıfları” denetlemesini de sağlayan yapılar oluşturmasını sağlıyor. 

Diğer yanda, toplumsal hareketlerin dayattığı toplumsal talepler de sosyal politikanın ve dolayısıyla sosyal hizmetin şekillenmesinde rol oynadı. 19. yüzyılın sonundan itibaren işçi sınıfı hareketi, kadın hareketi, siyahların medeni haklar hareketi, engelli hakları hareketi vb. devletlerden hak ve hizmet taleplerinde bulundu. Bu taleplerden etkilenen sosyal hizmet ise insan hakları, sosyal adalet gibi ilkeleri benimseyen, bakışını sadece bireye değil topluma yönlendiren bir biçim aldı.

  • Nitekim sosyal hizmetin Uluslararası Sosyal Hizmet Uzmanları Federasyonu (IFSW) tarafından yapılan küresel tanımı, sosyal hizmetin misyonunun sosyal adaleti teşvik etmek, ayrımcılığa ve adil olmayan politikalar ve uygulamalara karşı koymak, kaynakların adil dağıtımına erişmek olduğunu vurguluyor. 

ABD’de ilerici reformcu aktivist Jane Addams ve Almanya’da sosyal reformcu Alice Salomon gibi sosyal hizmetin kurucularının ortak noktası, yalnızca tekil vakalar üzerinde çalışmakla kalmayıp, aynı zamanda bu sorunlara ilişkin farkındalık yaratarak, kamuoyunu harekete geçirerek, sosyal araştırmalar yoluyla kanıt üreterek ve yasama girişimlerini başlatıp destekleyerek toplumsal değişim için çalışmış olmalarıydı. Bu bakış açısından sosyal hizmet, yararlanıcıların sorunlarına eğilirken sadece bireysel koşulları değil, yapısal/toplumsal bileşenleri de ele alır ve sadece davranışı değiştirmeyi değil, koşulları değiştirmeyi de hedefler.

Türkiye'de sosyal hizmetlerin inişli-çıkışlı yolu

Türkiye’ye baktığımızda ise, Reyhan Atasü Topçuoğlu’nun anlattığı gibi, sosyal hizmetin birkaç farklı güzergahtan ve iniş-çıkışlarla yol aldığını görüyoruz. Bir güzergah, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşarak küçüldüğü son 20 yılında kimsesiz çocuklara yönelik hayırseverlik faaliyetlerinden geçiyordu. 

1908’de Kırklareli’nde, 1917 yılında da İstanbul’da kurulan Himaye-i Etfal Cemiyetleri birleşerek kamu yararına çalışan cemiyet (dernek) olarak kabul edildi; İstanbul ve taşrada bir dizi şube açtı. Cumhuriyet döneminde savaş nedeniyle aralarındaki bağlar kopan şubeler yeniden örgütlenerek 1935 yılında Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu adını aldı ve çocuklara yönelik sosyal hizmeti örgütledi. Aslında bir sivil toplum kuruluşu olan ve halkın destekleriyle büyüyen bu kurum, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra bir yasa maddesiyle devletleştirildi ve Sosyal Hizmet ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) adını aldı. 

  • 1990’larda Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi, Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu gibi başbakanlığa bağlı olarak kurulan kurumlar, 2011 yılında şu andaki adı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olan tek bir bakanlığa bağlandı. 

Sosyal hizmetin Türkiye’de gelişmesinin diğer güzergahı ise, 1950’lerde başlayan kalkınmacı dönemde yurt dışından gelen uzmanların katkılarından geçer. BM’den gelen danışmanlarla başlatılan ve Fulbright Komisyonunca desteklenen çalışmalar sonucu 1961 yılında Sosyal Hizmetler Akademisi kuruldu. Adı siyasi dalgalanmalarla koşut olarak birkaç kez değişse de Hacettepe Üniversitesi bünyesindeki sosyal hizmet bölümü, 2002 yılına kadar bu alandaki tek eğitim kurumuydu. Sosyal hizmet uzmanlarının sayısının bu nedenle hep sınırlı olması, devlet bürokrasisi içinde kolayca iş bulmalarını sağlarken “devlet memuru” olarak çalışmaları sosyal hizmetin toplumsal dönüşümü hedefleyen eleştirel damarının Türkiye’de gelişmemesinin nedenlerinden biriydi. 

Son 20 yılda ise durumun hem eğitim hem de sosyal hizmet sunumu açısından değişmekte olduğunu görüyoruz. 2002 yılında Hacettepe dışındaki ilk sosyal hizmet bölümü Başkent Üniversitesi’nde açılırken, 2006 yılından itibaren çok sayıda yeni bölümle kısa süre içinde sayı 75’e ulaştı. 

Bu arada sosyal hizmet sunumu da artan toplumsal ihtiyaçlar karşısında büyüyor. Suriyeli mültecilerin gelişi, derinleşen yoksulluk, kadınlara yönelik şiddet, nüfusun yaşlanması, kadınların işgücüne katılmasıyla erken çocukluk eğitimi talebinin artması bu süreci tetikleyen faktörler. Sosyal hizmet sunumunda devlet hâlâ başat aktör iken özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler de alana girdiler. Tam da ihtiyacın arttığı dönemde neoliberal politikaların etkisi altında sosyal hizmetin bazı alanları özel sektöre devredilmeye (örneğin huzurevleri), bakım hizmetleri ise aileye ve özellikle kadınlara havale edilmeye başlandı.

Sosyal Hizmetleri Yeniden Düşünmek (SHYD) konferansları

İşte tam da bu ortamda, meslek elemanları, aktivistler ve sosyal hizmet araştırmacıları, sosyal hizmetin eleştirel ve toplumu dönüştürmeyi hedefleyen damarını vurgulamaya başladılar. 2011’den bu yana Friedrich Ebert Vakfı’nın desteğiyle düzenlenen Sosyal Hizmetleri Yeniden Düşünmek (SHYD) konferansları da bu çağrının dile getirildiği önemli mecralardan biri. 

  • SHYD konferansları, sosyal hizmetin inşası sürecindeki temel gerilim olan “sosyal hizmetin amacının bireyleri ve grupları denetlemek mi yoksa toplumu daha fazla sosyal adalet doğrultusunda değiştirmek mi olmalı?” tartışmasını derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu konferanslardan üretilen kitaplara konferansın websitesinden ulaşmak mümkün.

Geçen Kasım ayında İstanbul’da “Krizler Çağında Sosyal Hizmetleri Açmak: Mücadeleler ve Dayanışma” başlığıyla yapılan 12. SHYD Konferansı'ında ele alınan konulardan birisi, kentsel müştereklerin savunulmasıydı. Müşterekler denilince genelde meralar, yaylalar ve su kaynakları gibi kırsal ortak alanlar akla geliyor. Kentli nüfusun çoğunlukta olduğu günümüzde ise kentsel müşterekler önem kazanmış durumda. Burada söz edilen, sadece parklar ve yeşil alanlar değil, yerelde insanların sosyal ilişkileriyle inşa ettikleri ve piyasa ekonomisine karşı toplulukları bir nebze koruyabilen müşterekler. 

Bu tanımıyla kentsel müştereklerin savunulması ve geliştirilmesinde sosyal hizmetin bir rolü de olabilir. Neoliberalizm ve popülizmin sosyal politikaya nüfuz etmesi sonucunda günümüzde bireylere ve ailelere sosyal yardım ulaştırmaya indirgenmekte olan sosyal hizmetin kentsel mekansal boyutu aslında çok önemli. “Mahalle çalışması,” toplum merkezleri gibi sosyal hizmet uygulamaları tam da mekansal olarak kentsel müşterekleri inşa etmek ve korumak için kullanılabilir. 

Konferansta ele alınan bir başka konu, ekolojik adalet ve ekolojik hareketlerdi. Yine kentsel ölçek düşünülürse sıcak hava dalgaları veya su ve toprak kirlenmesi gibi ekolojik tahribattan ve iklim değişikliğinden kaynaklanan olgular, yoksul kentlileri ve bazı toplumsal grupları diğer gruplara göre daha fazla etkiliyor. Bu noktada, Avrupa’da çevreci hareketin talepleri karşısında şekillenen ekolojik sosyal hizmet kavramı hatırlanabilir. 

Ekolojik tahribatın herkesi eşit etkilemediği gerçeği, tam da ekolojik sosyal hizmetin kendine dert edinmesi gereken bir mesele. Ekolojik adaletsizliklerle baş etmenin yanı sıra sosyal hizmetin ekolojik hareketlerden esinlenmesi de mümkün. Örneğin termik santrallere karşı yerel mücadelelerden, sosyal hizmet uzmanlarının yerelde dayanışmanın nasıl örgütleneceği konusunda öğrenebilecekleri var. 

Dayanışma ekonomilerinin ekonomik kriz ve yoksulluk karşısında yaratabileceği imkanlar, 12. SHYD konferansında tartışılan bir başka konuydu. Yaşlanan nüfusla, afetlerle, iklim değişikliğiyle ve ekonomik krizlerle başa çıkmaya çalıştığımız günümüz toplumlarında kooperatifler gibi dayanışma ekonomileri kilit bir rol üstlenebilir. Sosyal hizmet açısından bakıldığında ise, sadece üretim için değil, artan yaşlı ve çocuk bakım ihtiyaçları için de dayanışma ekonomileri oluşturulabileceği aşikar. 

Bütün bu konular konuşulurken, tabiri caizse “odadaki fil”, Gazze’de ve Ukrayna’da devam eden savaşlardı. Konferansta savaş ve çatışma ortamlarında sosyal hizmet uzmanlarının yaşadığı ihtiyaç sahiplerine insani yardım götürmekle yetinmek ile toplumsal eşitsizlikler ve zulüm karşısında ses çıkarmak arasındaki ikilem dile getirildi. Ancak bu ikilemin ikinci yarısını seçmek, sosyal hizmet uzmanları için işten atılmak veya kovuşturmaya uğramak gibi ciddi bireysel riskler taşıyor. Bu riskler ise ancak mesleki dayanışmayla ve örgütlenmeyle aşılabilir.

Aslında bu ikilem, sosyal hizmetin temeldeki gerilimine de işaret ediyor. Sosyal hizmet uzmanlarının görevi yoksul ve muhtaç bireylere ve gruplara yardım etmekle sınırlı mıdır yoksa toplumsal adalet talebinin ve toplumu yeniden inşa etmenin birer aktörü mü olmalılar? Bu bağlamda, AK Parti hükümetinin kamu kurumlarında görevli sosyal hizmet uzmanlarını kapı kapı sosyal yardım dağıtmaya yönlendiren uygulamalarına karşı meslek elemanlarının kendilerini ve mesleklerini nasıl koruyacakları da sorgulandı konferansta. 

Sosyal hizmet uzmanlarının birbirlerini ve mesleklerini savunmak üzere dayanıştıkları SHYD konferansları gibi platformları artırmak, çeşitlendirmek önemli. Çünkü, sosyal hizmet çoklu krizler çağında toplumsal değişime yön verecek önemli meslekler arasında. Sosyal hizmetin kamusal olarak düzenlenmesi, yani özel sektöre devredilmemesi elzem. Sosyal hizmet uzmanlarının devletlerden bağımsız olarak sosyal adaleti sağlama ve adaletsizliklere karşı durma konusunda birbirleriyle dayanışarak geliştirebilecekleri yaklaşımlar önümüzdeki dönemde daha da büyük önem kazanacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

🫴 Yardım ile çözüm arasında: Sosyal hizmetler

Türkiye’de sosyal hizmet alanında yaşanan güncel tartışmalar ve çoklu krizler çağında sosyal hizmetleri yeniden düşünmek.

15 Ara 2024

🫴 Yardım ile çözüm arasında: Sosyal hizmetler

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk