Spektrum’dan özel röportajlar


Küresel Pazarlama Konferansı yeniden İstanbul’da Dünyanın en etkili pazarlama liderleri İstanbul'da buluşuyor Nedir? 70 yıldır reklamverenlerin ortak haklarını gözeten tek küresel organizasyon olan Dünya Reklamverenler Federasyonu (WFA) tarafından 2009'dan beri her yıl nisan ayında düzenlenen ve küresel ölçekte en prestijli pazarlama etkinliklerinden biri olarak kabul gören Küresel Pazarlama Konferansı İstanbul , Reklamverenler Derneği iş birliğiyle ikinci defa İstanbul'da. Nerede ve ne zaman? 27 Nisan ’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı ’nda. Kimler var? Dünyanın önemli markalarını yöneten üst düzey konuşmacıların Türkiye’deki reklam ve pazarlama uzmanlarıyla bir araya geleceği organizasyonda Mastercard Pazarlama ve İletişim Direktörü WFA Başkanı Raja Rajamannar ; VICE Medya Grubu Kıdemli Başkan Yardımcısı ve İnovasyon Başkanı Mark Adams ; Bumble’ın Avrupa ve Orta Doğu Pazarlama Lideri Naomi Walkland ; Unilever Dijital ve Pazarlama Global Direktörü Conny Braams ; Reckitt Pazarlama, Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İletişim Direktörü Fabrice Beaulieu ; The Brandtech Grubu Kurucusu ve CEO’su David Jones , Scope3'ün Kurucusu ve CEO’su Brian O'Kelley ve “Marketer of the Year” seçilen ABinBEV Global Pazarlama Direktörü Marcel Marcondes de sahnede olacak. Hangi konular ele alınacak? WFA CEO’su Stephan Loerke ’nin açılış konuşmasıyla başlayacak ve tüm gün sürecek oturumlarda “ Sürdürülebilir Büyüme” ana teması etrafında etkin iş ortaklıkları, pazarlama endüstrisinin yarattığı etki ve değerin ölçümü, yapay zekânın, yeni teknolojilerin endüstride etkin kullanımı ve pazarlamanın süper gücü olarak nitelendirilen yaratıcılık konuları ele alınacak. Not almalı: Sunum dili İngilizce olacak konferansta oturumlar Türkçe simultane çeviriyle takip edebilecek. Cumhuriyetin 100’üncü yılında rekor düzeyde katılım beklenen ve aynı zamanda çevreye olan etkisinin kontrolüyle de önemli bir farkındalık yaratarak “yeşil konferans” olma hedefine sahip etkinliğin biletlerine bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Politika yayınımız Spektrum, İzmir’de düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’ni yerinde takip etti, saygın isimlerle özel röportajlar gerçekleştirdi. Röportajlardan öne çıkanları Serbest Kürsü köşemiz için derledik.
- Bartu Özden, "Tarihin Sonu ve Son İnsan" teziyle bir döneme damga vuran dünyaca ünlü siyaset bilimci Prof. Dr. Francis Fukuyama ile liberal demokrasinin krizi ve 2023 seçimleri üzerine konuştu.

Liberal demokrasi, küresel çapta bir kriz döneminden geçiyor. Otoriter rejimler güçlenirken ve sayıları artarken, liberal demokrasiyle yönetilen ülke sayısı azalıyor. Liberal demokrasinin mevcut durumunu nasıl yorumluyorsunuz? Demokrasinin içinde bulunduğu krizin temel dinamikleri neler? Demokratlar, liberal demokrasiyi küresel çapta restore etmek için ne yapmalı?
Liberal demokrasiye yönelik birden fazla tehdit var. Mevcut konjonktürde, Rusya ve Çin’in başını çektiği bir jeopolitik tehdidin olduğunu söyleyebiliriz. Bu tehdit, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle askerî bir tehdide dönüştü. Bu ülkelere, askerî güç kullanarak demokrasilerden kurtulamayacaklarını göstermenin gelecek dönemde yaşanabilecek olası bir askerî saldırıyı da engelleyebileceğini düşünüyorum. Çünkü Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin, Çin’in de Tayvan’ı işgalini tetikleyebileceği yönünde bir korku oluştu.
Diğer ülkelerde, özellikle Türkiye'de, mücadele iç politika düzeyinde yürütülüyor. Burada temel mesele seçimleri kazanmak. Bence, muhalefetin seçimleri kazanabilecek kadar iyi organize olması durumunda Türkiye’de demokrasinin bir geri dönüş yapma şansı var.
Bu, ABD’de bizim için de geçerli. ABD’de de kendimize özgü popülizmi yenebilmenin tek yolu seçimleri kazanmak. Kasım ayında yapılan ara seçimlerde, birçok Trump destekçisi olan adayın kaybetmesi Amerikan demokrasisi için büyük bir kazanımdı. Bu seçimlerde elde edilen kazanımların, seçimlerin hâlâ mümkün olduğu her ülkede elde edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Maalesef, birçok ülkede otoriter rejimler, seçimleri bir siyasi değişim aracı olmaktan çıkaracak kadar güçlendi. Bu ülkelerde, otoriter rejimlerle çok daha uzun vadeli bir mücadele yürütülüyor. Türkiye’nin henüz bu noktada olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle son 10 yılda Türkiye’de görülen otoriterleşme trendini tersine çevirebilmek için seçimler büyük bir fırsat sunuyor.
Türkiye'de parlamenter demokrasiyi savunan Millet İttifakı seçimleri kazanırsa, ne gibi zorluklarla karşılaşabilir? Demokrasiye verilen hasarı onarmak kolay olacak mı?
Bu çok zor olacak. İlk büyük mücadele ekonomi olacaktır. Erdoğan’ın kasti ve çılgın para politikası nedeniyle Türkiye’deki enflasyon çok yüksek seviyelere ulaştı. Büyük bir bütçe açığı var ve para arzının dizginlenmesi gerekiyor.
Ekonominin rayına oturtulması acı verici önlemler gerektiriyor çünkü faiz oranlarının yükselmesi gerekiyor. Bu önlemler aynı zamanda bir resesyonu da tetikleyecektir. Bu mirası devralacak olan hükümeti büyük zorluklar bekliyor. Öte yandan, yanlış bir yönde ilerleyen Türkiye ekonomisinde büyük bir politika değişikliği yapılmazsa, durum daha da kötüye gidebilir.
Demokratik yönetimle ilgili önemli olan başka meseleler de var. İktisat Kongresi’nde yaptığım konuşmada söylediğim gibi, insanların demokrasiden talepleri büyük oranda yerel ve hükümetin vereceği hizmete odaklı. Bu nedenle, depreme hızlı ve etkin bir cevap verilememesi mevcut hükümete büyük zarar veriyor. Yeni hükümetin de yol yapacak kapasiteye, elektrik dağıtacak altyapıya ve insanların şeffaf, demokratik bir yönetimden talep ettikleri günlük ihtiyaçlarının karşılanması konusunda yeterli güce sahip olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Demek istediğim, yeni hükümetin bu konulara odaklanması gerektiği.
- Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz.
- Röportajı İngilizce olarak buradan dinleyebilirsiniz.
Abdullah Esin, ekonomi yönetimine talip olduğunu açıklayan İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bilge Yılmaz ile Millet İttifakı’nın Türkiye idealini, muhalefetin seçimi kazanması hâlinde bakanlıkların nasıl dağılacağını ve Türkiye’nin krizden çıkış reçetesini konuştu.

Son dönemlerde, kulislerde yeni hükümette ekonomiden sorumlu bakan olacağınız iddia ediliyor. Bu iddialara nasıl cevap veriyorsunuz?
Ben yaklaşık bir buçuk yıl önce Türkiye’deki gidişattan memnun olmadığım ve ülkeme katkı yapacağıma inandığım için bir grup kurarak bu olaya müdahil oldum. Yaklaşık 14 ay önce de İYİ Parti’nin Ekonomi Politikaları Başkanı oldum. Sonuçta ben Türkiye’de ekonomi yönetiminde başarılı olacağımıza inanıyorum. Bu anlamda, göreve talibim. Ancak görevin kime verileceği benim şahsi kararım değil. Ben ancak bir görevi kabul ya da reddedebilirim. Şu aşamada verilmiş kesin bir karar yok.
Biz görevi alacak gibi hazırlanıyoruz. Merkez Bankası'nda hangi arkadaşlarımızı getireceğiz, Hazine'de, BDDK’da bu konulara hazırlanıyoruz. Görev verilirse görevi en iyi şekilde icra etmeye hazır olarak bekliyoruz. Benim görev almamdan daha önemli olan şey doğru, uyumlu ve liyakatli kadroların göreve gelmesi.
Türkiye’nin yaşadığı çok acı tecrübeler var. 2000’li yıllarda bir cemaat Hazine, Merkez Bankası ve diğer bütün kurumlarda kadrolaştı. Kendilerinden olmayan liyakatli kadroları da görevden uzaklaştırdılar veya sürdüler.
Bundan sonra yapılması gereken bu hakkı yenmiş, vatansever, liyakatli kadroları yeniden toplamak ve yeni nesilden de takviyelerle Türkiye’nin en iyi kadrolarını bir araya getirip çalışmak. Bunun içinde benim olup olmamam ayrı bir konu. Tabii ki bu kadroyu benim liderliğimde toparladığımız için benim onun içinde olmam çok doğal olur ancak şart değil. Önemli olan bu kadroların uyumlu bir şekilde çalışmasıdır.
Bu kadroların hepsinin İYİ Parti’den olması gibi bir talebimiz de yok. Türkiye’nin beşerî sermayesi farklı partilere dağılmış durumda. Diğer partilerden arkadaşlarımız da bu takımın içinde. Hep beraber en iyisini yapmaya çalışacağız. Doğru soru kimin bakan olacağı değil hangi kadroların göreve geleceğidir.
"Türkiye’yi krizden çıkaracak yol haritasını biz yazacağız, Türkiye bu beşerî sermayeye sahip." dediniz. Bu reçeteyi kısaca bize özetler misiniz?
Türkiye’de bir makroekonomik istikrarsızlık var. Bunun dışında da problemleri öteleyen, seçime kadar günü kurtarmaya çalışan iktidar inanılmaz bir tahribat yaratıyor. Bizim önce istikrarı sağlayıp, bu tahribatı durdurmamız ve tersine çevirmemiz lazım. Allah göstermesin seçimi Tayyip Bey kazanırsa Türkiye 1970’lerde olduğu gibi 70 cent'e muhtaç duruma düşecek.
Türkiye şu an yılda 100 milyar dolardan fazla ticaret açığı veriyor, sadece ocak ayında 14 milyar dolar dış ticaret açığı verdik. Bu turizmle kapatılabilecek bir açık değil. Dışarıdan yatırım gelmiyor, borç da alamıyorsunuz. Şu an yapılan ise dış politikada taviz verilerek başka ülkelerden borç alınıyor. Suudi Arabistan’dan gelen 5 milyar dolar bunun bir örneği. Bu, Türkiye için çok onur kırıcı.
Öncelikle, bu sürdürülemez sistemden çıkıp Türkiye’yi kendi ayaklarının üzerinde durabilir hâle getirmemiz lazım. Bunun için çok başarılı ve dünya çapında saygın ekonomistlerin hazırladığı bir istikrar paketi ve bunun arkasında duran siyasi bir iradeyle birlikte uluslararası alanda saygınlığı olan liderle biz kısa dönemli ödemeler dengesi krizini engelleyeceğiz. Makroekonomik istikrar sağlanacak, enflasyon düşürülecek ve bütçe disiplini sağlanacak. Ondan sonra israf edilen paraların peşine düşeceğiz. Bunların bir kısmı yolsuzlukla, hırsızlıkla Türkiye’den çalınan paralar. Bunların da peşine düşeceğiz ancak burada önemli olan bağımsız bir yargıyla ve denetimle bu sürecin yürütülmesi.
Türkiye’nin bilime tekrar geri dönmesi hatta Cumhuriyet tarihinde yapmadığı şeyleri yapmaya başlaması lazım. Mesela, Türkiye teşvik verme konusunda dünyanın en bonkör ülkelerinden birisi ancak bunlar bilinçsizce ve hiçbir etki analizi yapılmadan veriliyor. Verilen teşviklerin sonrasında da ne kazanıldığı ve kaybedildiğine dair bir veri analizi yapılmıyor. Biz bunu yaparak Türkiye’nin kaynaklarını verimli kullandığı bir kalkınma hamlesi başlatacağız. Bu politika değişikliği özellikle tarımda kısa vadede çok olumlu sonuçlar yaratarak gıda enflasyonunu düşürecek ve çiftçilik yeniden cazip bir meslek hâline gelecek.
Sanayide de doğru hamleleri yapacağız ancak sanayide kendi hamlelerimiz sonuç vermeden kısa vadede uluslararası ilişkilerimizi düzeltip Türkiye’yi şu an hızla değişmekte olan tedarik ve üretim zincirlerine eklemleyeceğiz. Bizim Doğu Avrupa ülkelerine nazaran çok fazla avantajımız var. Şu an hukukun üstünlüğü olmadığı ve makroekonomik istikrar sağlanamadığı için Türkiye’ye gelmeyen çok fazla yabancı yatırım var. İhracata yönelik Türkiye’nin de hem refahını artıracak hem cari açığını kapatacak bu tür yatırımları çok kısa sürede ülkemize çekerek kalkınmayı hızlandırabiliriz.
- Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz.
- Röportajı sesli olarak buradan dinleyebilirsiniz.
Sinem Uğurdağ, dünyaca ünlü bilim insanı ve çevre aktivisti Prof. Dr. Vandana Shiva ile ekofeminizm, deprem sonrası yeniden inşa ve Türkiye’nin gıda politikaları üzerine konuştu.

“Ekofeminizm” kitabınızı altı yıl önce okudum ve aslında Maria Mies ile birlikte yazdığınız kitabın üzerinden 30 yıl geçti. Gözlemlerinize göre, ekofeminizm hareketi acil çözüm gerektiren ekolojik sorunlara karşı nasıl gelişti? Daha sürdürülebilir bir geleceğin şekillendirilmesinde ekofeminizmin nasıl bir rolü olduğunu düşünüyorsunuz?
Ekofeminizmin, karşılaştığımız çoklu krizlerin kökenlerine karşılık olarak geliştiğini söyleyebilirim. Ve tabii ki krizler artık daha da derin bir hâle geldi. Ekofeminizmi her zaman kapitalist ataerkiye, açgözlülük ekonomisinin ataerkil güçle birleşmesine bir alternatif olarak gördük çünkü açgözlülük ekonomisinin her yapısı ataerkildir ve iş birliğinden ziyade rekabet fikriyle şekillenmiştir. Dolayısıyla ekofeminizmin önemi krizle birlikte artıyor ve aynı zamanda bu dünyada zarara yol açmayan, başka bir düşünme ve yaşama biçimi olarak da varlığını sürdürüyor.
Depremler, çevre krizleri gibi bazı ekolojik krizlerin ve afetlerin büyüklüğü arttı. Türkiye'de geçen ay korkunç bir felaket yaşadık. Sizce bu topraklarda sürdürülebilir tarımsal kalkınma nasıl teşvik edilebilir?
Öncelikle, felakette hayatını kaybedenler ve felaketten etkilenenler için çok üzgün olduğumu ve onların acılarını paylaştığımı belirtmek isterim. Okuduklarıma göre, çökenler yeni yapılarınız, hayatta kalanlar ise köyler olmuş. Bu da iki anlama geliyor; öncelikle kontrolsüz çimentolamayı dizginlememiz gerekiyor. Çünkü kendi bölgemde de gördüğüm üzere, insanları öldüren deprem değil, beton. Bu nedenle yerel yapılaşma sistemlerine çok daha fazla önem vermemiz ve planlamaya daha fazla dahil olmamız gerekiyor.
Tarımı nasıl yeniden inşa edersiniz dediğinizde ise, dünya hâlâ orada, dünya hâlâ onunla ilgilenmemizi bekliyor. Dolayısıyla ekolojik tarımın geçerliliği devamlı artacaktır, çünkü kitabı yazdığımızdan bu yana geçen otuz yılda yaşananların bir kısmı küreselleşmenin tarımı neredeyse olanaksız hâle getirerek insanları köylerden çıkarıp şehirlere itmesi ve ardından bu patlamanın yaşanmasıdır. Ama bu süreç bu şekilde devam edemez çünkü şehirler köylerden çok daha büyük bir karbon ayak izine sahip. Ancak kırsalı yeniden canlandırmak için kırsaldaki insanlara ihtiyacımız var. İnsanların elleri, akılları, kalpleri var ve yenilenme için tüm bunların işe koşulması gerekir.
- Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz.
- Röportajı İngilizce olarak buradan dinleyebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
NEREDE YAYIMLANDI?
Günaydın. Yeniden Refah Partisi Cumhur İttifakına katıldı. İkinci Yüzyılın İzmir İktisat Kongresi gerçekleştirildi. 42. İstanbul Film Festivali’nin program detayları açıklandı. Bugünün bülteni Reklamverenler Derneği ile birlikte ulaşıyor.
25 Mar 2023

YAZARLAR

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.



