Şuayb ve Sümeyra Ordu anlattı: 'İnsanların ortak vicdanı birlikte hareket etmezse bu suç durdurulmayacak'

Madleen gemisinde Gazze'ye insani yardım götürmeye çalışırken İsrail ordusu tarafından gözaltına alınan Şuayb Ordu ve organizasyon komitesinde yer alan eşi Sümeyra Ordu, gemide ve gözaltı sürecinde yaşananları Aposto’ya anlattı.
Şuayb ve Sümeyra Ordu anlattı: 'İnsanların ortak vicdanı birlikte hareket etmezse bu suç durdurulmayacak'

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Gazze'deki insani durum, benzeri görülmemiş bir seviyede. Gıda yardım noktalarına düzenlenen İsrail saldırıları nedeniyle yiyecek-içecek bulmak Gazzeliler için hayatlarını tehlikeye atmak zorunda kaldıkları bir mücadele alanı. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, İsrail'in insani yardım ambargosunu gevşetmek zorunda kaldığı 19 Mayıs'tan bu yana Gazze'ye yalnızca 4 bin 600 ton un sağlayabildiklerini, bu yardımların çoğunun da varış yerlerine ulaşamadan açlık çeken Gazzeliler tarafından tüketildiğini anlatıyor.

  • Tam da böylesi bir dönemde bir grup aktivist, bir dayanışma çağrısıyla İsrail’in yaklaşık 17 yıldır Gazze’ye uyguladığı ablukayı sembolik olarak kırma, bölgeye insani yardım ulaştırma ve Gazze’de süregelen insani krize yönelik uluslararası farkındalığı artırma hedefiyle yola çıkmaya karar verdi. Aralarında İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg'in de olduğu 11 kişilik grubun taşıdığı malzemeler süt tozu, tıbbi malzeme gibi hayati ihtiyaçlardan oluşuyordu.

Freedom Flotilla Coalition (Özgürlük Filosu Koalisyonu) çatısı altında hazırlanan Madleen yelkenlisi, 1 Haziran 2025'te İtalya'nın Sicilya adasındaki Katanya limanından hareket etti. Ancak İsrail ordusu gemiyi açık denizde durdurdu, aktivistleri alıkoydu ve gemideki yardım malzemeleri ablukanın izin verdiği sınırların ötesine geçemedi.

Madleen gemisinde gözaltına alınıp İsrail'den sınır dışı edilen aktivistler arasında bir Türk vatandaşı da vardı: Şuayb Ordu. Ona ve organizasyon komitesinde aktif görev üstlenen, bu yolculuğun kapılarını onlara açan ilk adımı atan eşi Sümeyra Ordu'ya sürece nasıl dahil olduklarını, gemide ve gözaltı sürecinde yaşananları, Türkiye'nin ve dünyanın İsrail'e yönelik tutumunu nasıl değerlendirdiklerini ve bundan sonra yola nasıl devam edeceklerini sorduk.

Böyle riskli bir yolculuğa çıkmak kolay bir karar olmasa gerek. Sizi bu kararı almaya iten ne oldu? 

Şuayb Ordu: Bu yolculuğa katılma kararının arkasında birçok etken var. Yaşadığım süreç içerisinde aktif rol aldığım durumlar, eğitim hayatım, çalışmalarım, okumalarım hepsi beni bu yolculuğa hazırladı. Benim hep şöyle bir felsefem vardı: "Sen elinden geldiğince farklı farklı alanlarda kendini geliştirmeye çalış." Bu noktada kendimi zaten birçok alanda geliştirmeye açıktım. 

Babam çok kitap okuyan birisidir. Beni de çocukluğumda zorla da olsa okumaya hep teşvik etti. Kitaplar okuttu. İlahiyat fakültesinde hem din eğitimi aldım, din eğitiminin yanında felsefe ile tanıştım. Bu noktada daha aktif olarak hayata nasıl atılırım diye düşündüm. Sosyal anlamda birbirinden farklı kurumlarla, kuruluşlarla, derneklerle okumalar, münazaralar, tanışmalar yaptım. Birbiriyle küs olan, ideolojik olarak çok zıt olan insanlarla bile sürekli diyalog hâlinde oldum. Yani tüm bunlar zaten beni bu süreci hazırladı.

Ancak daha spesifik olarak temel motivasyonum ise 6 Şubat depremiydi. Türkiye'de deprem yaşandığında biz Almanya'daydık, süreci takip ediyorduk ve ne yapabiliriz diye düşünüyorduk. Tanıdığımız bir yardım kuruluşu yoktu ama bir şeyler yapmak istiyorduk. Eşimle beraber bilet alıp işlerimizi bırakıp Türkiye'ye gittik. Türkiye'de ne yapabiliriz diye oradaki kuruluşlarla iletişim kurduk. Benim ailem de deprem bölgesindeydi, hatta akrabalarımın bir kısmını depremde kaybettim. Evimiz de zarar görmüştü, ailem de uzun süredir zaten dışarıdaydı. Beşinci günde eve vardım. Hemen elimizdeki imkanlarla bir çadır kurdum. Bizimkilerin çadırını kurduktan sonra orada civardaki yardım kuruluşlarıyla bağlantı kurmayı denedik ve birileri İslahiye'de ihtiyaç olduğunu, cenaze yıkama işlerine ihtiyaç olabileceğini söylediler.

Depremin 6. günü İslahiye’deydik, durum çok kötüydü, kaotikti. 7. gün cenaze yıkama işlemlerine başladık. Çok kötü sahnelere maruz kaldık çünkü bedenler ciddi bozulmalara maruz kalmıştı. Sonraki günlerde de aktif olarak sahada görev aldım. Yaklaşık 1 ay deprem bölgesinde kaldım. O süreçten sonra gördüğüm sahnelerden dolayı bir süre sonra çocuk sevememeye başladım. Gördüğüm çocuk yüzlerinde deprem boyunca gördüğüm manzaralar aklıma geliyordu. Travmatize olmuş durumdaydım.

Daha sonra Gazze’de soykırım başladı. İsrail sürekli saldırıyordu, kısa süreli bir şey olacağını umduk ama gittikçe şiddetlendi. Sonrasında dayanamamaya başladım, bir yandan bakmamaya çalışıyorum ama vicdanım rahat bırakmıyor. Orada insanlar bunları yaşıyorsa benim de bunu en azından gözümle görüp şahit olmam lazım diye düşündüm. Acıyı sahiplenebilmek için kendimi izlemeye maruz bıraktım. Bu da beni harekete geçirdi. 

Bir noktadan sonra dayanamamaya başladım ve bir şeyler yapmaya çalıştım. Mısır’a, Refah Sınır Kapısı’na gitmeye, farklı organizasyonlara dahil olmaya çalıştım. Mısır’a gitmenin yollarını araştırdım, Mısırlı arkadaşlar edindim, herhangi bir organizasyon bulamadım. Süreci zorlarsam da Mısır hapishanelerine düşeceğimi anladım, herhangi bir şekilde etki uyandırma şansım yoktu ama duramıyordum. Daha sonra eşim bu organizasyona hem kendi adına hem de benim adıma kayıt yaptı, organizasyonun dünyadaki temsilcilerine mail göndermiş Sümeyra.

Sümeyra Ordu: Gazze’de soykırım başladığında araştırmaya başladım. Suriye sınırında çalışan yardım gönüllüsü bir arkadaşımı aradım. Birçok uluslararası organizasyona yazdım. Eşim Şuayb, bu uluslararası organizasyonlara, filoya, geminin tüm Brezilya, İrlanda, Amerika ekiplerine yazdığımı duyunca güldü; "Zaten geri yazmazlar, kimse alınmaz oraya" dedi. Türkçe, İngilizce, İspanyolcaya, her dile çevirerek yazdığımı hatırlıyorum. Sonra Amerika şubesinden "Alındınız, şu tarihlerde İstanbul’a gelin" diye bir e-posta geldi. Önce dalga geçiyorlar sandık. Sonra aradım ve gerçekten alındığımızı öğrendim. 18 Nisan 2024'te İstanbul’da olmamız gerekirken 17 Nisan akşamı bizi aradılar. İstanbul’a gittik.

‘Madleen gemisini hazırlamak için 1.000'den fazla insan canla başla çalıştı’

Peki Madleen'deki ortam, ekip, dayanışma ortamı nasıldı? Yolculuk boyunca sizi özellikle etkileyen bir an oldu mu?

Şuayb Ordu: İstanbul'da bu organizasyonun parçası olduktan sonra orada birçok insanla tanıştık. Hepsi çok sıcakkanlı insanlar. Orada bir haftada hepsiyle aile enerjisi yakaladık. Artık tam anlamıyla dahil olmuştuk. Sonrasında Hanzala gemisi geldi. Dünya turu yapıyordu. Almanya'ya geldiğinde Hamburg'da oraya gittik. Resim çizdim gemiye. Orada biraz daha kaynaştık. 

Sicilya'da tamir işleri vardı Hanzala'nın. Tamir işlerine elim yatkın olduğu için beni çağırdılar. Bir ay boyunca orada gemiyi sudan çıkarttık, tamir ettik. Hanzala'da da gemiye hâkim oldum, deneyim kazandım. Gemi tamircileriyle beraber bir ay çalışınca çok şey öğrendim orada. Gemiyi fiziksel anlamda hazırladık ama evrak işlerinde sorunlar çıktı. Gemi yola çıkmaya hazır değildi. Conscience gemisi Türkiye'de bu süreçte hukuksuz bir şekilde tutulmaktaydı. Bu noktada Türkiye'deki arkadaşlar Özgürlük Nöbeti Platformu kurmuşlar ve aylardır limanda yatıp kalkıyorlardı gemiyi alabilmek için. Sonrasında Conscience gemisinin Türkiye'den çıkarılma izni verildi ama gemiye oradaki Türk aktivistler bindirilmedi. Türk aktivistler de vize kolaylığından dolayı Tunus'a gidip gemiye Tunus'tan bindiler.

Biz de Malta'da toplandık. Malta'da gemiye binmek için bekliyorduk. Gemi Malta'ya gelip bizi alacaktı. Greta Hanım'la da orada tanıştık. Malta sürecinde dahil oldu. Başta tanışmak amacıyla geldi ama organizasyonun içerisinde vakit geçirdikçe katılmak istedi, gemiye binmek istedi. Ziyaretçi olarak gelmiş olmasına rağmen o da katılımcımız oldu. 

Sonrasında Conscience gemisi Malta karasularına girmesine bir kilometreden bile bir az mesafede bombalandı. Malta’dan döndük ve polisler tarafından karşılandık. Biz bombalanmıştık ama bize birilerini bombalamışız muamelesi yapıldı. Döndükten 1 hafta sonra protestolara katılmaya başladık. Ekibimizden İsrail vatandaşı bir arkadaşım bana "Madleen gemisine gideceğim, sen de gel" dedi. O da bu soykırıma karşı yıllardır mücadele veriyor, İsrail’i terk etmek zorunda kaldı. Şu an o da Almanya’da yaşıyor. Gemide yapılacak bir sürü iş olduğu için bana ihtiyaç duyulacağını söyledi, ben de gittim. 3 haftaya yakın gemide çalıştım. 

Katıldığımız protestolarda tanıştığımız İtalyanlar organizasyonumuza katılıp bizi desteklediler. Madleen gemisini hazırlamak için 1.000'den fazla insan canla başla çalıştı, bize yardım etti. Dünyanın dört bir yanından insanlar geldi, aynı zamanda İtalyan halkı da oradaydı. Daha sonra gemiye ana katılımcı olarak dahil olduğumun haberini aldım. Çok duygusal bir andı. O haberi aldığım zaman benim için kutsal bir andı. Bir şeyi samimi bir şekilde istediğinde ve elinden gelen çabayı sonuna kadar gösterdiğinde geriye yapabilecek bir şeyin kalmıyor ve o noktada sadece tevekkül ediyorsun. Bu emeklerin karşılığı bir şekilde sana geri dönüyor, bunu bizzat gördüm.

Sümeyra Ordu: Malta’daki Vicdan gemimiz bombalandığında zaten artık biz hep engelleneceğiz düşüncesi oluşmaya başladı. Ama bu düşüncenin içine girip vazgeçmek de kendime ihanetmiş gibi geldiği için devam ettim. Acaba yaptıklarım bir işe yarıyor mu diye kaç kere ağladım, o kadar ümitsizliğe düştüğüm durumlar oldu ki... Malta’da bombalandıktan sonra direkt Madleen’e hazırlandık. Ben katılımcı komitesindeydim, "Karada görev al" dediler bana. Greta’nın gemiye binmeden önce imzasını almak zorundaydım, son ana kadar imza atmakta o kadar zorlandı ki. Ağlayarak birbirimize sarıldığımız anları hatırlıyorum. Çünkü korku çok doğal bir şey. Önemli olan bu korkuyla nasıl başa çıkabileceğimizin cevabıdır. Bununla ilgili de her gemi öncesi hep beraber eğitim alıyoruz. Özel danışmanlık aldığımız profesyonel ekiplerimiz var. Sadece doktor, avukat ve medya ekibi değil; travma terapistlerimiz var.

Eşim Şuayb, tüm teknik işlerden anlıyor olmasının yanı sıra drone kullanması vesilesiyle de Madleen gemisine girmiş oldu. Şuayb’ı ve diğerlerini 5-6 küçük botla, etraflarında bir saat dönerek gemiye yolladık güvenli bir şekilde çıkabilsinler diye. Hatta ayrılık anının yaklaştığını hissettikçe tansiyonum düşmeye, başım dönmeye başladı. Çok sıcaktı.

Yolculukta ilk gün 7-8 saat uyudum çünkü hepimiz çok yorgunduk. Onun haricinde hep yoğunduk ve gemide benim çok fazla görevim vardı. Ben yolculukta çoğu zaman dinleniriz diye düşünürken tam tersi oldu. Çok yoğun bir şekilde geçti yolculuk, ta ki son güne kadar. Yoğunluktan dolayı pek duygusal bir şey de yaşayamadık ama batan mülteci botunu bulduğumuzda, onları kurtardığımızda ağlamıştım. Normalde kolayca ağlayan biri değilim. O gece 100’den fazla insan hayatını kaybetti. Sabah o mültecilerden 33 tanesini Mısır Sahil Ordusu olduğunu iddia edenler aldı; 4 kişi de ona binmektense ölmeyi tercih edip denize atladı ve yüzdü. Onları da biz kurtardık. 

Düşünün denizin ortasında günlerdir motorsuz, havası inmiş bir botun içinde 37 kişi, aç ve susuz. Bunlar sürekli yaşanıyor ve belki Yunanistan, Malta gibi ülkeler Avrupa’ya yaklaştıklarında onların gemisini bilerek batırıyor. O gece o denizde çok fazla insan vefat etti. Bu insanların hepsi insanca yaşama umudu için hayatların ortaya koyuyor ve bu yollarda hayatlarını kaybediyor.

‘Ben, Greta, Yasemin, Tiago şiir yazdık; hatıra için birbirimize imza attık’

İsrail müdahalesi sırasında ve sonrasında gemide neler yaşandı? Eşiniz canlı yayında su ve ekmeğin silah tehdidiyle verildiğini söylemişti. Bu süreçte gemide insani ya da hukuki ihlallerle karşılaştınız mı?

Filistin’e varmak üzereydik, artık çok yorulmuştum. Tek istediğim son vaktimi sevdiğim insanlarla, arkadaşlarımla geçirmekti. Birkaç şarkı dinlemek istiyordum. İsmet Özel’in şiirleri ve Ahmet Kaya dinlemek istedim fakat fırsat olmadı. Sevdiklerimle konuştum, telefonumu kapattıktan sonra ilk taciz botu geldi, ben gece nöbetçisiydim. İlk alarmı ben geçtim zaten. Ondan kısa süre sonra da drone’lar geldi. Daha sonra gemiye çıktılar ve bizi alıkoydular. Bize zarar vermeyeceklerini söylediler. Üstümüz arandı, sağlık kontrollerimizi yaptılar. 

O an dünyayla iletişimimiz kesildi ve propaganda yapmaya başladılar; kameralarla bizi çekmeye başladılar. Profesyonel kameralarla gelmişler gazeteciler gibi. Elimize su ve yemeği zorla vermeye çalıştılar. Silahları da hep bize dönüktü ve ısrarla elimize su ve yemek vermeye çalışıyorlardı. Reddettiğimizde de sandviçlerle dürtüyorlardı bizi. Bazı arkadaşlar mecburen aldı ve o sırada da kameralar çekiyordu. O videoların tam hâllerini paylaşsalar görülür zaten ne yaşandığı. Kendi aramızda bir şey konuşabilir miyiz diye sorduğumuzda konuşun dediler. Kendi aramızda konuşurken, gülerken, birbirimizi sakinleştirmeye çalışırken de fotoğraflarımızı çekiyorlardı bize iyi davranıyormuş izlenimi vermek için. Tamamen propaganda yaptılar.

Bizi 11.00’e kadar güvertede tuttular, sonra geminin içine aldılar. Saatte bir hava alma izni verdiler dışarı çıkmamız için. Hava çok sıcaktı ama bizi dışarı da çıkarmadılar. Camları açın dediler ama camları bile açmamıza izin vermediler. İçeride birbirimizle daha çok sosyalleştik, telefonlarımız da yoktu. Artık kaçırıldığımızın tamamen farkına varmıştık. Ben, Greta, Yasemin, Tiago şiir yazdık. Hatıra için birbirimize imza attık, notlar yazdık.

‘Bizim yaşadığımız bu hukuksuzlar Filistinlilerin yaşadıklarının yanında hiçbir şey’

Gözaltı süreci boyunca size nasıl bir muamele edildi? Uluslararası hukuka aykırı herhangi bir uygulama ile karşılaştınız mı?

Tabii ki karşılaştık. Gözaltı sürecinde bizi Aştot Limanı'na getirdiklerinde tekrar üst araması yaptılar. Üstümüzdeki sembolik tişörtleri değiştirdiler zorla. Kağıt imzalatmaya çalıştılar. Benim kimliğime el koydular. Avrupa oturum kartım olduğunu söylememe rağmen bu öğrenci kartı deyip benimkini başka bir torbaya koydular ve kağıt imzalatmak istediler. İmzalamayı reddettiğimde "Bak bunu imzalamazsan bu eşyaların senin olduğunu ispatlayamazsın, alamazsın geri" dediler. Tek tek bizi ayırıyorlardı ve orada yine kağıt imzalatmaya çalışıyorlardı. Bu kağıdı imzalarsan hemen ilk uçakla direkt seni göndereceğiz, direkt buradan havaalanına gideceksin diyorlardı. "Bütün arkadaşların imzaladı, sen kaldın bir tek geriye" diye yalan söylüyorlardı. Reddettiğimizde de ufak tefek itmeler, tartaklamalar yapıyorlardı. Uyutmuyorlardı, izin vermediler uyumamıza. Tuvalete gitmemize de izin vermediler.

Gözaltı sürecinde de kağıt imzalatmayı başaramadıklarında bizi bir minibüs içine götürdüler. Minibüsü hücrelere bölmüşler. Dört ayrı hücre yapmışlar. Bu hücreler aşırı derecede dar, bacağını bile hareket ettirme şansın yok. Klimayı sonuna kadar açtılar. Üstümüzde sadece tişörtler var. Bizi o hücrenin içine kilitlediler. Beni getirdiklerinde Greta, Tiago ve Yasemin zaten hücredeydi. Yarım saat boyunca bağırdık tuvalete çıkmak için. Çıkartmadılar, duymazdan geldiler. 

Polise "Tuvalete gitmem lazım ya da bir şişe ver" dedim. Sadece kafa salladı. Telefonundan Candy Crush oynuyordu. "Verecek misin?" dedim kafa salladı, vermeyecek misin dedim yine kafa salladı. Ben de altıma yapmaktansa arabanın içine yaptım. Arabayı da çok kötü kullanıyorlardı. İşkence uyguladılar bize, hapishane süreci de aynıydı.

Avukatlarımıza yaptıkları ırkçı müdahaleler ve bize yaptıkları tehditler oldu. Bizi attıkları hapishane Filistinlileri tuttukları hapishanelerden değildi. Yahudilerin kaldığı bir hapishaneydi. Yani en normal hapishanelerde bile birçok hukuksuzluğu gözlemledik. Kaldığımız koğuşlarda böcekler vardı, hepimizin vücutlarını parçaladı o böcekler. Sabah bez vermişlerdi, o bez kan doluydu. Altımda böcekler ezilmişti, çeşit çeşit böcek vardı. Böceklerden kurtulmak için yardım istedik, "Işığı açık bırakırsanız gelmezler" dediler. Tıbbi tedavi talep ettik, sadece basit bir krem verdiler. O krem için bile bir gün boyunca ısrar ettik. Doktor talep ettiğimizde de kağıt getirip imzalatmak istiyorlardı. 

Bizim yaşadığımız bu hukuksuzlar, Filistinlilerin yaşadıklarının yanında hiçbir şey. Bize de dünya kamuoyu baskısından dolayı fiziksel işkence değil de dolaylı yollardan bunları yaptılar.

‘İnsanların ortak vicdanı birlikte hareket etmezse bu suç durdurulmayacak’

Gazze'de aylar süren bombardımanlar, abluka ve temel ihtiyaçlara erişimin engellenmesiyle derin bir insani kriz yaşanıyor. Mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir aktivist olarak oradaki duruma dair en çok ne sizi etkiliyor?

Filistin’de ciddi bir insani dram söz konusu. Dünyanın en belgelenmiş soykırımı yaşanıyor şu an gözler önünde. Gazze’de internet erişimi de kesildi. Artık orada yaşananları da göremeyeceğiz. Şimdi de İran’ı bombalamaya başladılar. 

Gazze’de tüm bunlar yaşanırken insanlar görmemeyi, tercih ediyorlar, duyarsızlar. Çevremdeki birçok insan da bu soykırıma şahit olmaktansa dayanamadıklarını söyleyerek bakmayı reddediyorlar. Bu da hayatına normal bir şekilde devam edebilmesini sağlıyor. Ama bu da aksiyon alınmasını engelleyen bir şey. İnsanların ortak vicdanı birlikte hareket edemediği zaman bu suç durdurulmayacak. İsrail’in seri katile dönüşmesinde insanların sessiz olması da etkili oluyor. 

Bir aktivist olarak beni orada en çok çocuklar etkiliyor ama zulmün azını çoğunu kıyaslamak istemiyorum, kıyaslanacak bir durum da yok. İnsani duyarlılığın yanında bir de çocukların bu şekilde yaşıyor olması kabul edilemez. Kadın hakları suçları, sivil insanlar, hayvan hakları suçları… Hepsi ayrı ayrı bir dram.

‘Amacımız İsrail ablukası kırılsın ve dünya ses çıkarsın’

Gazze’ye ulaşamayan yardım, başka hangi yollardan ulaşabilir? Sizce bu dayanışma nasıl büyütülür? 

Karada hâlâ binlerce yardım tırı bekletiliyor. Sorun ablukadan dolayı İsrail’in yardımı Gazze’ye sokmaması. Bizim sloganımız da “Ablukayı Kır!” Bizim götürdüğümüz yardım da en fazla bir tırı doldurabilecek bir yardımdı çünkü Madleen gemisi bu kadar taşıyabildi. 

Bir buçuk milyonluk halka ne kadar etkisi olur bunun? Hiç. Ama amacımız abluka kırılsın ve dünya ses çıkarsın. Esas gerçek yardımlar ulaştırılsın, bombalar dursun, ateşkes sağlansın. Bunu sağlamayı amaçlıyoruz. 

Bu noktada ben kendimi sorumlu hissediyorum, elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Döner dönmez “March to Gaza”ya katılmak için Mısır’a gitmek istiyordum. Hâlâ haber bekliyorum ama Mısır hükümeti, şu an herkesi sınır dışı ediyor. Arkadaşlarım beklemem gerektiğini söylediler. Uçağa binip gitsem şu an anında sınır dışı edileceğim çünkü. İçeriye girenleri bile çıkarmak için ciddi anlamda şiddet uyguluyorlar oradakilere. Ben de yeni gemileri hazırlamaya devam edeceğim, çalışmaya devam edeceğim. Elimden geleni yapacağım.

‘Türkiye'nin de diğer devletlerin de yaptıkları da çok yetersiz’

Türkiye'nin ve dünya kamuoyunun İsrail konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hâlâ yetersiz, Türkiye'nin de diğer devletlerin de yaptıkları çok yetersiz... Gerçek anlamda bir yaptırım uygulanmadığı sürece bu suç işlenmeye devam edecek. Neredeyse iki sene oldu. Devletlerin daha duyarlı olması gerekiyor ama öncelikle kamuoyunun, sivil vicdanın, dünya kamuoyunun duyarlı olması lazım. 

Bir yönetim, sivil çoğunluğun kararını yadırgayamaz; dinlemek zorundadır çünkü bilir ki sivil çoğunluğun talebini yerine getirmezse bir sonraki seçimde varlığını sürdüremez o yönetim. Bu noktada da mecburen sivil çoğunluğun kararı doğrultusunda hedef alır, hareket eder. Sivil çoğunluk ses çıkarmaz, duyarsız kalırsa o zaman bir azınlık konuşuyor olur. Yönetimi harekete geçiremezsin, hükümeti aksiyon almaya teşvik edemezsin demektir. 

Bunun için insanların kalabalık olarak ses çıkarması gerekiyor. Yüz kişinin gece gündüz çabalaması bir şeyi değiştirmez ama yüz bin kişinin 2 saatini vermesi çok şeyi değiştirir. Ama ne yazık ki yüz bin kişi hareket edemiyor. Tarih boyunca kötülükler ırk, dil, din ayırt etmeksizin gezdi. Bugün olaylara sessiz kaldığımızda yarın zulüm bizim topraklarımıza ulaştığında başkaları ses çıkarmaz. Halbuki herkes kendini sorumlu hissedip ses çıkarabilse, ortak inisiyatif almayı başarabilse çok kısa sürede bunu sonlandırabiliriz. 

Ama insanlar güçlerinin farkında değiller. Birlik olma gücünün farkında değiller.

‘Greta sayesinde dünyaya sesimizi duyuramasaydık bizi öldürebilirlerdi’

Greta Thunberg’e yönelik yoğun saldırılar oldu. Onun ve diğer tanınan isimlerin gemiye katılması sizce nasıl bir etki yarattı?

Biz bu yola çıkarken at gözlüğü taktık. Farklılıklarımızı, ideolojilerimizi bir kenara bırakıp ortak vicdan ve acı uğruna hareket etme doğrultusunda takılan bir at gözlüğüydü. Bu at gözlüğü farklılıklarımızı dışarıda bırakmamızı sağladı organizasyon olarak. Bu olmasa kendi aramızda da kaos yaşardık. Bu gemide Greta da dahil herkes benim gözümde çok değerli ve benim kardeşlerim. Çünkü hayatlarını riske attılar. 

Greta bunu yapmak zorunda değildi, bu kararı almakta çok zorlandı. Bizzat ben şahit oldum ama vicdani duyarlılığı sayesinde tüm riskleri bir kenara bırakarak gemide yanımızda yer aldı. Greta ve diğer ünlü simaların bizimle hareket etmesi can simidi oldu. Biz Greta ve diğerleri sayesinde dünyada bu kadar sesimizi duyuramasaydık bize saldırıp öldürebilirlerdi. Yaptığımız eylemin sesinin yükseltilmesinde, Gazze halkına küresel desteğin büyümesinde ciddi anlamda faydası oldu. 

Greta ve diğer arkadaşların da hangi ideolojiye sahip olurlarsa olsunlar şu anki yaptıklarının değeri benim için paha biçilemez. Onlar artık benim ailemin bir parçası.

Sümeyra Ordu: Karşıma çıkan çoğu insan bize iltifat ediyor, siz çok cesaretlisiniz diye. Ama ben buna sevinemiyorum çünkü ikinci cümleleri biz evde dua etmekten başka bir şey yapamıyoruz oluyor. Buna çok sinirleniyorum. İnsanların sorumluluğu üzerlerinden atmak için "Biz hiçbir şey yapamıyoruz" demelerini bir bahane olarak görüyorum. Gemiyi sadece sosyal medyadan takip eden biri bile çok şey yapabilir. Kimse kendisini küçümsemesin. 

Burada mevzu kimin kahramanlık yaptığı değil. Sistematik olarak bilgili, bilinçli bir şekilde bu soykırımın önünü kesebilirim diye düşünmek gerekiyor. Hiçbir çaba küçümsenmemeli. Küçücük bir destek bile çok işe yarar. Sakın ben hiçbir şey yapamıyorum diyenlerden olmayın. Sorumluluğu üzerinizden atanlardan olmayın.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta