Suç ve intihal: Edebiyat tarihinin söz hırsızları

Mine G. Kırıkkanat’ın Elif Şafak’a Bit Palas romanında, kendi romanı Sinek Sarayı’ndan intihal yaptığı iddiasıyla açtığı dava üzerine gündeme gelen intihal konusu, dünyada nasıl ele alınıyor? Tarihten örnekler ve bilirkişilerin yorumları...
Suç ve intihal: Edebiyat tarihinin söz hırsızları

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Édouard Fournier’nin ifadesiyle balını tüm çiçeklerin suyundan elde eden çalışkan arı gibi, araştırma ve inceleme dostu yazarlar da biraz kendilerini, çokça da başkalarını memnun etmeye çalışırlar. Peki araştırmanın dozunu fazla kaçırırlarsa ne olur?

Bir eserin orijinalliği nasıl tespit edilir? Esin, etkilenme, kolaj, pastiş, öykünme, metinlerarasılık (intertextuality) ya da ayak izinin ayak izi üzerine rastlaması mıdır söz konusu olan? Yoksa yazarı doğrudan “düzd-i sühan” yani söz hırsızı olarak mı kabul etmek lazımdır? Hafıza bir ilham perisi, daha doğrusu ilham perilerinin anasıysa, hafızadan alınan şeyler intihal sayılmaz mı?

Bilimsel yöntemlerle bu zor sorulara cevap bulmak aslında mümkün. 19. yüzyılın sonlarında görülmeye başlayıp, yıllar geçtikçe de sayısı artan büyük intihal davaları üzerine çalışan birçok Fransız akademisyen var. Sadece davaların sayısı değil, bu konudaki kitapların, makalelerin, seminerlerin, podcastlerin, süreli yayınların sayısı da katlanarak artıyor. Hâl böyle olunca, konu herhangi bir edebiyat eleştirmenini ya da profesörünü aşıp, doğrudan intihal ve özgünlük alanında uzmanlaşmış isimlerin alanına giriyor.

Bir eserde intihal yapılıp yapılmadığını anlamak için, konu veya fikirden ziyade stile bakılıyor. Yani yazarın bir fikri, bir görüntüyü, bir sahneyi birleştirme şekli ve kompozisyon, en önemli ayrıştırıcı oluyor. Yani 18. yüzyılda Fransız düşünür Buffon’un dediği gibi: “Le style c'est l'homme même” (Stil insanın ta kendisidir) veya Ziya Paşa’nın deyimiyle: “Üslubu beyan ayniyle insan”

Mine G. Kırıkkanat’ın Elif Şafak’a Bit Palas romanında, kendi romanı Sinek Sarayı’ndan intihal yaptığı iddiasıyla açtığı dava üzerine gündeme gelen konuda, Türkiye dışında yapılan çalışmalara bir göz atmakta ve “Bunu kim tespit etmeli” sorusuna eğilmekte fayda görüyorum.

Roland de Chaudney, Dictionnaire des plagiaires ya da İntihalciler Sözlüğü adlı çalışmasında “Kitaplar evimizdeki ateş gibidir: Bu ateşi komşumuzun evinden alırız, evde yakarız, onu başkalarına iletiriz” diyor ama “Sert ahlakçılara göre, Don Juan'ın öyküsünü alıp onu kendi tarzına göre süsleyen yazar, her yerde aşağılanmaya mahkumdur. Kayıtsız, alaycı kişiler için ise yayımlanmış çalışmalar, akıllı insanların yararlanabileceği kolektif bir miras oluşturur. Edebiyat Cumhuriyeti'nin yasa koyucusu, masum borç alan ile suçlu intihalci arasına çizgi çekmemeye dikkat eder. Edebiyat eleştirisi konuya büyük bir tevazuyla yaklaşır ve yazar toplulukları kirli çamaşırları varsa aileleriyle birlikte yıkarlar” diye de ekliyor. 

İntihalciler Sözlüğü’nün yazarına göre, intihal davalarında başvurulacak kişi, edebiyatta özgünlük ve intihal konusunda uzmanlaşmış titiz akademisyenler olmalı. Çünkü intihal konusunda değerlendirme hassasiyetle yapılmalı. İntihalciler Sözlüğü’nde davalarda aklananların tarihsel örneklerine bakıldığında bu durum iyice açığa çıkıyor. Ayrıca çok daha eskiye giden çalışmalarda da aynı durum görülüyor. Örneğin Charles Nodier'nin 1812’de yayımlanan 23 bölümlük Questions de littérature légale (1812) adlı eseri, konuyu adeta didik didik ediyor. Nodier amacının, "edebiyatın avuç içlerinin genellikle incelik ve onurdan yoksun, yetenek kariyerini yalnızca servete giden yollardan biri olarak görenlere verildiğini" göstermek olduğunu söylüyor. Çok sert değil mi? 

Nodier ayrıca başkalarının çalışmasının yeniden kullanılmasının intihal olmayacağı durumları da ayrıntılı bir şekilde açıklıyor: Eskilerin taklidi, iyi bilinen temaların yeniden kullanımı, alıntı, esin, anımsama, kinaye... Haksız yere intihal suçlamalarına maruz kalanlar, kendi eserlerinin kopyalandığını iddia eden ama isimleri çoktan unutulmuş yazarlar da çok.  

Georges Maurevert, Le Livre des plagiats (1922) adlı kitabında Pascal’dan Montaigne’e La Rochefoucauld'dan Corneille’e La Fontaine, Racine, Moliére, Voltaire, Diderot, Chateaubrian’a kadar pek çok yazarda intihal konusu üzerinde duruyor. Fransız yazar, müzikolog ve psikanalist Michel Schneider ise 1985 tarihli Voleurs de mots: essai sur le plagiat, la psychanalyse et la pensée kitabında, intihalcinin psikolojik kaynaklarını araştırıyor. 

Günümüzde bu konunun en önemli uzmanlarından biri, Tours Üniversitesi'nde Fransız edebiyatı profesörü, Kültürel ve Söylemsel Etkileşimler Araştırma Ekibi’nin de bir üyesi olan Hélène Maurel-İndart. Edebiyatta özgünlük ve intihal, metinlerarasılık, 20. yüzyıl Fransız anlatılarında intihal ve özgünlük üzerine çalışıyor. Hélène Maurel-İndart’a göre Montaigne, Seneca'dan tırnak işaretleri olmadan alıntı yaptığında, aynı hümanist kültürde eğitilmiş ve aynı metinsel referanslara sahip, aynı okuyucu topluluğuna hitap ediyordu. Dolayısıyla nereden, neyi aldığı anlaşılıyordu. Günümüzde ise bilgi alanlarının çok sayıda uzmanlık alanına bölünmesi, istikrarlı ve ortak bilginin paylaşılmasını imkansız kılıyor. İntihal artık sadece edebi bir sorun değil, aynı zamanda sosyal bir sorun; itici güçleri de ekonomik ve teknik.

İntihal konusunda yazılmış çizgi romanla bile karşılaşmak mümkün Fransa’da. Benoît Peeters'ın senaryosunu yazdığı François Schuiten'in resimlediği Alain Goffin tarafından güncellenmiş Plagiat adlı çizgi roman çok çarpıcı bir örnek. İlk baskısı 1989 yılında yapılan roman, 2023’te Anspach Yayınevi tarafından tekrar basıldı. Romanın gerçekte var olmayan kahramanı ünlü, sanat dünyasının hayran olduğu eksantrik bir sanatçı olan Chris Van Meer adlı bir ressam... Popülaritesi günden güne artarken birdenbire Tommy Crane adında bir adamın kendisininkiyle neredeyse aynı resimler ürettiğini fark ediyor. Chris’in villası birkaç ay önce soyulmuş. Bu sadece bir tesadüf mü yoksa somut kanıt mı? Romanın ilham kaynağı, eseri daha da ilginç kılıyor. Peeters, senaryosunu geliştirmek için ilhamını, 80'lerde Alain Goffin'in bir arkadaşı olan Brükselli ressam Stefan de Jaeger'in başına gelen talihsizlikten almış ve bazı eserlerinin David Hockney tarafından “intihal”e uğradığı iddia edilmiş.

Dictionnaire des plagiaires’de yabancı dil bilen ve ilham kaynağı olmayan yazarların intihal için sıklıkla çeviri yöntemini kullandığına dikkat çekiliyor. Bunun nedeni, intihalci çevirmenin maskesinin düşürülmesinin zor olması. Burada ancak yağmalanan yazar hayattaysa, çokdilliyse ve suçun nesnesiyle karşılaşacak kadar şanslıysa intihal ortaya çıkar. Birkaç örneğe göz atalım:

  • Giuseppe Carpani (1751- 1825), İtalyan edebiyatçı. Büyük ölçüde klasik müzik tarihindeki rolüyle hatırlanır. Le Haydine biyografisi, Stendhal tarafından isimsiz olarak intihale uğramış. Halka açık bir mektupta Carpani, intihalcisini kınamış ve onu "başkasının yumurtalarını ısıtan edebi bir guguk kuşu" olarak nitelendirmişti.
  • Louis Carrogis de Carmontelle (1717 -1806), Fransız ressam, oymacı, oyun yazarı ve peyzaj mimarı. Paris'teki Park Monceau'nun tasarımcısı. Ayrıca, animasyonun resme girişini sağlamış isim. Atasözleri adı verilen küçük oyunlarıyla tanınan Carmontelle'in çalışmaları çok çeşitli. Her yaştan her sınıftan insan portreleri yapmış. Musset'nin 1849 tarihli On ne sais penser à tout’da, Carmontelle'in Le Distrait adlı atasözleri oyunundan tamamen kopyalanmış sahneler bulunuyor.

Günümüze biraz daha yaklaşırsak… Tanınmış Fransız romancı Régine Detambel’in 20’nin üzerinde kurgu eseri var, bunun yanı sıra çocuklar için kitapları, denemeleri ile toplam kitap sayısı 50’ye yaklaşıyor. Eserlerinin çoğunluğu ünlü yayınevi Gallimard tarafından basılmış. Ve 2015 yılında yayımlanan Les livres prennent soin de nous. Pour une bibliothérapie créative (Actes Sud, 2015) "Kitaplar Bize İyi Bakar" adlı kitabında Michèle Petit'nin 2002 tarihli Éloge de la lecture yani “Okumaya Övgü” kitabından intihal yaptığı ortaya çıktı. CNRS’de araştırmacı antropolog olan Michèle Petit ise okuma konusunda dünyadaki en büyük otoritelerden biri. Yani her iki ismin de göz önünde olması, intihal için caydırıcı olmamış.

Cümle cümle, paragraf paragraf, birebir alınmış, daha doğrusu “çalınmış” kısımlar söz konusu… İntihal konusu kanıtlanınca Acte Sud özür diledi. Bu baskı piyasadan toplatıldı; basın bültenleri yayımlandı ve kitap bu benzerlikler silindikten sonra tekrar basıldı. Yeni baskıda Régine Detambel, Michèle Petit’ten çokça yararlandığını, kendisini onun fikirlerinin aydınlattığını ifade eden bir önsöz ekledi. “Editoryal çalışmayı daha titiz yürütmeliydik” sözleriyle özür dileyen Acte Sud, ceza da ödedi.

Türkiye’de durum

Türkiye’deki üniversitelerde edebiyat bölümlerinde böyle uzmanlık alanları yok. Daha sınırlı olmakla birlikte intihal üzerine yapılmış çalışmalara ise rastlanabiliyor. Konu üzerine en çok inceleme, bir nazire edebiyatı olan Divan Edebiyatı’na odaklanıyor.

Nazire en genel tanımıyla bir şiiri model alarak onu yazma işidir. Nazireden beklenen model, şiiri taklitten ziyade onu aşmak, ondan daha güzelini yazmaktır. Burada genç veya acemi şair, usta veya beğendiği şairi taklit ederek meşru bir zeminde sanatı kopyacılıkla öğrenmeye başlar.

Tıpkı Batı resminde genç ressamların ünlü atölyelerde çalışması gibi. Herhangi bir şairden etkilenen, onun şiirlerini beğenen onu taklit eder; bu taklit divan şiirinin meşru zemininde nazirenin yansımasıdır. Belagat kitaplarında, “sirkat-i şi’r”, “serikât-i şi’riyye”, “ahz ü sirkat” gibi başlıklar altında intihalin tanımı yapılmış, sınırları çizilmiş, konu ayrıntılı ele biçimde ele alınmış. 

Cumhuriyet tarihimiz boyunca yayımlanan ve Türk edebiyatının kütüphanesi olan gazete ve dergiler de intihal suçlamaları/savunmaları, neyin intihal olup olmadığı konusundaki yazılarla dolu. Bunlar günümüzde kitap olarak derlenmiş mi derseniz ne yazık ki cevap hayır…  

Dolayısıyla her yeni davada, konuyla ilgili uzmanların ve kaynakların yokluğu, tartışmaların başa dönmesine neden oluyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Bahriye Çeri

Edebiyat araştırmacısı, akademisyen ve editör.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta