Superman and the Authority #1

Grant Morrison & Mikel Janin

Kırmızı donlu oğlumuz yeni serisiyle karşımızda. Grant Morrison hazretleri ve Mikel Janin ise direksiyonun başında. Oğlumuz biraz yaşlanmış. Güçleri de yavaş yavaş azalıyor. Bu durumdan sıkılmış olacak ki kendine yeni ekip topluyor. Ekibe ilk kattığı kişi ise ezeli düşmanlarından Manchester Black. Dejenere süper kahraman ekibi The Elite’in pank lideri Black, niyeyse Supes’un ilk tercihi oluyor. Kendisinin pek The Authority ekibiyle pek işi olmasa da Grant Morrison’un vardır bir bildiği. Belki de biraz İngiliz karıştırayım araya demiş olabilir. Superman serilerine yeni bir statüko yaratacak bu seri DC’nin Kel abimize “Gel şu izci çocuğu biraz heyecanlı kıl.” demesiyle oluşmuş olabilir. Olmayabilir de. Ama muhtemelen öyle. Kellerin efendisi Green Lanternları canlandırdıktan sonra sıkılmış olacak ki “Niye olmasın.” demiş. Başlamış harika bir seri yazmaya. Yanına da benim son yıllardaki favori çizerlerimden Mikel Janin’i almış. Çok da iyi yapmış. Seri daha ilk sayıdan beni Superman okumaya heyecanlandırdı. Genelde bu çok olmuyor. Ama Cin Ali kitabının kapağında Grant Morrison ve Mikel Janin isimlerini görsem ne yapıyorsan bırakır kitabı okumaya başlarım öyle bir star gücü çünkü. Neyse artık kitaba geçelim çünkü beni salarsanız ben sabaha kadar Grant Morrison sevgimden bahsederim.

Sayı 1963’te Supes ve Kennedy Beyaz Saray’da konuşurken açılıyor. Kennedy “Ölürsem kabrime gelme istemem, benden sonra Dünya’ya göz kulak ol yeter.” diyor. Supes ise “Tabi başkanım senin sözün bana emirdir.” diyor ve günümüze geçiyoruz. Manchester Black’in yaşadığı yere gidiyoruz bir de bakıyoruz aşağısı polis dolu. Baskına gelmişler. Black, Dünya çapında aranan bir süper kötü olduğu için çok da şaşılacak bir durum değil. Hemen “Ben İngilizim!!!” diye bağıran kıyafetlerini giyiyor ve polislerin karşısına çıkıyor. Black’ten gelecek telepatik saldırılara hazırlıklı gelen polis, Manchester Black’i adeta kevgire çeviriyor. Son anda gelen Superman “Tamam burdan sonrasını ben hallederim.” diyor ve Black ile birlikte Fortress of Solitude’a gidiyor. Kripton teknolojisi, Phantom Zone falan derken kevgire dönmüş Manchester Black’i insana geri döndüren Supes durumu açıklamaya başlıyor. Sona geldiğini, ona yardım edecek insanları toplamaya başladığını anlatsa da Manchester Black ikna olmuyor ve Trenchcoat’u ve Union Jack baskılı atletiyle Kuzey Kutbu’nda dolaşmaya çıkıyor(?). Tam o sırada Phantom Zone’dan kaçan kötü Kriptonlular Superman’i dövmeye başlıyor. Buna dayanamayan Black, geri dönüp herkesi haklıyor ve Supes’u kurtarıyor. Sonrasında ekibe katılmayı kabul ediyor ve sayı da aşağı yukarı böyle bitiyor. 

Manchester Black yıllardır Grant Morrison’un yazmasını beklediğim bir karakterdi. Sonunda bunu bu harika seride Authority ile birlikte görmek beni çok mutlu etti. Şimdiden Midnighter ve Black arasındaki atışmaları duyabiliyorum. Ama işin kötü tarafı bu seri sadece 4 sayılık. Oradan sonra ne olacak şu an tam bilmiyorum. Biraz araştırıp öğrenince size de söylerim. Kellerin efendisi tabi ki harika bir iş çıkarmış. Mikel Janin ise kalitesinden ödün vermiyor. Özellikle ilk sayfalardaki çizimlerine bayıldım. 60’lar estetiğini kendi çizgisine yedirmesi çok hoşuma gitti. Bu kitapla ilgili her şey harika. Hatta öyle ki seri bittiğinde modern bir klasik olması ihtimali olmaması ihtimalinden çok daha yüksek. O yüzden neyi sevip sevmediğinizin pek önemi yok. Bu kitabı okuyun.

Kapak: Mikel Janin

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş