Susamadıklarımız

“Demek cehennem bu. Hiç aklıma getirmezdim böyle olacağını... Acı, ateş, kızgın ızgara hepsi sizsiniz demek... Ne gülünç şey! Kızgın ızgaranın ne gereği var: cehennem başkalarıdır.”
Sartre’ın bu sözü üzerine Otomatik Portakal adlı kitabı üzerine tartışalım istiyorum bu hafta. Modern Edebiyat Klasikleri içinde sayabileceğimiz Anthony Burgess tarafından yazılan Otomatik Portakal, bireyin varoluşunu şiddet kavramı üzerinden ele alan bir distopyayı anlatır aslında. Yazıldığı dönemde aşırı şiddet unsurları içermesi tarafından oldukça eleştirilen Otomatik Portakal, yazarı Burgess’in 1960’ların İngiliz toplumuna yaptığı bir eleştiri niteliğinde. Artan şiddet eylemlerinin rutin olaylar olarak yorumlanması, çeteler ve gerektiği yerde tepki verilmek yerine sessiz kalınması bu eleştirinin başlıca odak noktası. Gelişen teknolojiyle beraber günümüzün de en büyük sorunlarından biri olan şiddetin yaygınlığı, Otomatik Portakal’ı bir distopyadan geleceğin gerçeğine taşıyor bence, suç ve ölçüsüz şiddet sıradanlaşarak normalleşmeye mi başlıyor?
Otomatik Portakal, özgür iradeden şiddete, ahlak kuralları ve otoriter iktidar yapısına kadar birçok konu üzerinde sorgulatan felsefi bir roman bence. Romanda satır aralarına saklanan detaylar benim fazlasıyla ilgimi çeken noktalardan biri oldu, romanın aslında gerçek yüzünü de gösteren öğeler diyebiliriz. Mesela “Alex” ismi bile metaforik bir anlamda kullanılıyor; olumsuzluk eki olan “ a “ile kanun anlamına gelen “lex” in bir araya gelmesinden oluşuyor. Toplumun suçlara sessiz kalması aslında kahramandan çok içinde bulunulan toplumun ahlak dışı olduğunu da gösteriyor bize. Bu da şiddet alışkanlığının aslında sosyal ve kültürel hayatın içinde yer bulduğunun ironik bir anlatımı. Romanda sıkça kullanılan “özgür irade” kavramı da dikkatimi çekenler arasında; özgür irade şiddete iten bir unsur mu yoksa şiddetten uzak durma yolu mu diye bir ikilemde kalıyoruz bu kitabı okurken. İnsanı otomatik bir makina olmaktan kurtaracak şey aslında bireyin özgür iradesi ancak romanda bir hükümet deneyiyle bireyin elinden alınmak isteniyor. Fiziksel şiddet uygulamak özgür iradenin bir parçasıyken, uygulanan psikolojik şiddet bu iradenin sonunu getiriyor. Roman boyunca şiddet kişilik değiştirerek yeniden üretiliyor.
Romanın dikkat çeken diğer özelliği ise Burgess’in kara mizahı. Tüm yaşananların son derece olağan ve komik karşılanması, modern dünyada absürdlüklere dikkat çekmek istiyor. Kara mizah, problematikte de olduğu gibi suçları normalleştirme görevi de görüyor. Bu sayede işlenen suçlar rutin olaylarmış gibi Alex’in azından samimi bir dille anlatılıyor. Günümüz toplumlarıyla birebir uyum gösteren bu tutumu, Burgess 1960 İngiliz toplumunu eleştirmek için kullanırken, önce insanlığı yargılamak sonrasında ise onu şiddete mahkum etmenin altını çiziyor. Çünkü, başlarda şiddetin öncüsü olan Alex, romanın sonunda o şiddetin mağduru haline geliyor. Şiddetin boyutu ve uygulanış şekli de romanda farklı sınıflardan mensup kişilere göre değişiklik gösteriyor, bu değişiklik farklı sosyo-ekonomik ve kültürel sınıflara ait insanlara yönelik uygulanan şiddete karşı verilen tepkiyi de sorgulatıyor.
Bir toplum her ne kadar modern olarak adlandırılıp ahlak yasalarına uygun olarak hareket ediyor olsa da bireylerin doğasındaki şiddet kendini gün yüzüne çıkaracak yollar bulabilmektedir. Toplumsal ahlak kuralları ve yasalar bu şiddeti bastırmak için kullanılan bir araç olmaktan öteye gidemiyor maalesef. Modernitede şiddet ruhsallaştırılmış, psikolojiye indirgenmiş ve daha çok içselleştirilmiş şekillerde karşımıza çıkıyor. Önceki toplum düzeninde gözler önünde yaşanan şiddet, artık politik ve toplumsal iletişimin parçası olmaktan çıkarak ruhsal mekanlara siniyor. Bu yüzden de şiddet ruhun içinde bir çatışma olarak yaşanıyor, hem bireylerde hem toplumda. Modern toplumlarda iktidar da şiddetin içselleştirilmesinden yararlanır durumda. Bu içselleştirme güç ile de doğru orantılı, şiddet uygulamak güç duygusunu arttırır.Girard’a göre şiddeti uygulayan kişi veya toplum, içinde barındırdığı şiddeti dışarıya bir kurban üzerinden çıkarır.
Freud, şiddet ve kötülüğün insan ruhunun doğasında var olduğunu sezdiğini ve insanın zihinsel gelişiminin bu duyular karşısında kontrollü durup duramayacağını sorgular. Bireyleri belirli ahlak yasalarıyla idare etmek ve yargılamak isteyen düzenin çizdiği çemberin dışına çıkan Alex, ahlak kuralları adı altındaki şeylerin bireye zorla aşılandığını savunur. Bu ahlak kurallarını koyan ise otorite sayılan iktidardır ve şiddet kavramı da yasa koyabilmek için tayin edici önemdedir. Şiddetin gözle görülür, dışa vurulmuş biçimini iktidar pekiştirir. İktidar ve şiddet ilişkisi modern toplumlarda kaçınılmaz bir birlik içindedir. Foucault’ya göre siyasal alanın kurulmasıyla bireylerin sahip olduğu iktidar, toplumsal barış ve düzenin tesisi için devlete transfer edilir. Böylelikle devletin denetimideki iktidarın, aşırılıklara giderme, şiddet uygulama ve birey özgürlüğünü tehdit etme tehlikesine karşı adalet kavramıyla sınırlar çizilir. İktidar bu bağlamda bir mülkiyet ilişkisi olarak şiddetse ona bağlı bir sorun olarak öne çıkar.
Modern toplum yapısında normlar yaşamak ve yaşatmak kavramları üzerine kurulur ve bunun dışına çıkan çoğu eylem sapkınlık olarak nitelendirilir. Foucault, Hapishanenin Doğuşu adlı eserinde iktidarın baskıcı bir güç olduğu düşüncesinden yola çıkarak, bunun en somut örneği olarak hapishaneleri verir. Romanda da egemen iktidarın baskıcı ve şiddete dayalı işleyişi boyut değiştirerek fizikselden psikolojiğe kaymaktadır, disipline edici bir yol izleyerek bireyin özgür iradesini kırıp makineleştirmeye çalışmaktadır. Modern toplumlarda iktidar ilişkileri normalleştirici bir etkiye sahip olmayı hedefler. Foucault, hastaneler okullar, iş yerleri gibi kurumların beşeri bilimler ve söylemler disiplinci iktidar ve bio-iktidar çerçevesinde bireyleri ürettiğini ve normlar çerçevesinde sınıflayarak dönüştürdüğünü savunur. Bu yeni iktidar teknikleri bireyi dönüştürme odaklı olduğu için Foucault bu mekanizmalara bio-iktidar adını verir. İnsan bedenine bir makina olarak yaklaşarak disiplinci bir yol çizer. Foucault bio-iktidar’ı modernitenin eşiği olarak alandırır. Otomatik Portakal’da Alex’in hapishanedeyken maruz kaldığı deneyler ve psikolojik baskı da bunun en açık örneklerinden biridir. Aslında şiddeti yok etmek için farklı bir şiddet uygulanır, bu da şiddetin bir başka şiddetle silinmesinin mümkün olmadığını gösterir.
Şiddetin işlenişinde ilk önemli madde bireysellik ve bireysel boyutta alınan haz olmakla beraber toplumsallıkta şiddetin temel unsurlarından biridir. Otomatik Portakal’da şiddetin verdiği keyif ile beraber aslında derin bir toplumsal şiddet ve bu şiddeti görmezden gelen halk düzeni mevcuttur. Şiddetin toplum içinde, toplum tarafından nasıl sunulduğu, nasıl kabul gördüğü de önemlidir. Bu noktada Bourdieu’nün, simgesel şiddetin temellerine dair sorulanlara cevap verecek tek gücü iktidar olarak görmesi de dikkat çeker.
Otomatik Portakal, şiddetin modern toplumlarda çoğalarak sıradanlaştığının, devletin bile buna sessiz kalarak bu şiddeti bastırmak için farklı bir şiddet uyguladığının eleştirisidir; şiddet aslında yok olmaz sadece el değiştirerek farklılaşır. Toplumlarda kişilerin bireyselliğinin standartlaştırıcı bir otorite tarafından baskılanması, bireyleri daha da fazla şiddete yöneltir ve iktidar da buna yine şiddetle yanıt verir. Şiddetin bitmez tükenmezliğinin nedeni de tam da budur. Belirtilen tüm bu noktalarda bu roman, bir distopya olarak anılsa da bence toplumsal gerçeği ve şiddet kavramının zamansızlığını yansıtmaktadır.
Yazıyı bitirirken bu tema üzerine okuyabileceğiniz birkaç kitap önerisi de bırakmak istiyorum:
- Hannah Arendt/Şiddet Üzerine
- Michel Foucault/Hapishanenin Doğuşu
- Byung-Chul Han/Şiddetin Topolojisi
- René Girard/Şiddet ve Kutsal
- Hamdi Bravo/İnsanlığa Övgü
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kapanmanın son günlerine yaklaşmışken eski okuduklarım arasında buldum notlarımı...Sizinle de paylaşırken, içimizdeki şiddet duygusuna, bastırılamayanlara, susamadıklarımıza dokunsun istedim.
15 May 2021

YAZARLAR

1Kitap1Mekan
Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!
İLGİLİ OKUMALAR


