"Tam bir kakafoni içinde eğleniyoruz"

Eski İstanbul’un gündelik yaşamı ve eğlence hayatı denildiğinde, özellikle Cumhuriyet dönemi ve sonrası söz konusuysa ilk akla gelen isim Gökhan Akçura olsa gerek. Kendisinin birbirinden farklı konularda pek çok eseri var. Bu yüzden bu ayki söyleşimizi kendisiyle gerçekleştirdik.
"Tam bir kakafoni içinde eğleniyoruz"

Tarihe, özellikle de İstanbul’un eski gündelik yaşamına ve eğlence hayatına ilgi duyan pek çok kişinin karşısına ilk önce sizin adınız çıkıyor. İstanbul’un eskiden pek önemsenmeyen bu “sıradan” insanlarına ve olaylarına olan ilginiz nasıl başladı?

Çocukluğumdan beri çok meraklı bir insan olduğumu söyleyebilirim. DTCF Tiyatro Kürsüsü’nden mezunum. Benim zamanımda burası dramaturg yetiştirirdi. Dramaturg dediğin de geniş bir ilgi ve bilgi alanına sahip olmalı. Oralardan başladı herhâlde. Sonra hep pek ellenmedik konular, yeni keşifler peşinde koştum. Koştukça kafileye yeni konular katıldı. Bu böyle gelişti ve devam da ediyor işte…

Bir tarihçi olarak aslında merak ettiğim konulardan biri de araştırma süreciniz. İstanbul’un gündelik yaşamı ve eğlence hayatını araştırırken hangi kaynaklardan yararlanıyorsunuz ve nasıl bir araştırma süreci takip ediyorsunuz?

Kaynaklarımın başında kütüphanem ve bilgisayarım gelir. Kütüphanemde ilgili olduğum alanlara ait tüm kitap ve dergileri olabildiğince bir araya getirmeye çalıştım. Dergiler denilince yüzlerce ayrı ciltten söz edildiği unutulmamalı. Magazin dergileri, mizah dergileri gibi pek önemsenmeyen, ama benim araştırma alanımda yararlı olacak yayınlar pek de kolay bulunmaz. Kitapların arkalarına ilgilendiğim ve ilgileneceğim konuların kendimce dizinini yaparım. Böylece hızlı bir araştırma yapma imkânı doğar. Bilgisayarlar ve hard diskler daha önce kütüphanelerde fotoğrafı çekilmiş binlerce makale ile doludur. Son yıllarda internet üzerinden gazete tarama olanakları da gittikçe artmaya başladı. Bu taramalardan elde edilmiş bilgileri de düşünürseniz, yeni bir makale için oldukça hazır bir altyapının bulunduğunu görebilirsiniz. Tabii bu da yeterli olmaz, araştırmanın sonu yoktur, taramaya devam edersiniz… Eğer görselliği de benim gibi önemsiyorsanız, eskiden sahafları şimdilerde internet müzayedelerini sürekli takip etmek zorundasınız. Bir süre sonra topladığınız efemeraları koyacak yer bulamaz hâle gelebilirsiniz.

Birkaç ay önce Yapı Kredi Yayınları ve TÜYAP iş birliği ile Yıldızların Altında: Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Eğlence Yaşamı isimli yeni bir kitabınız çıktı. Aslında bu kitap bizim yayınımızla da birebir örtüşüyor. Bize biraz kitabınızdan bahseder misiniz? Neden böyle bir çalışma yapma gereği hissettiniz, bu fikir nasıl ortaya çıktı? 

Eğlence yaşamı, tiyatro eğitimi aldığım yıllardan beri ilgi alanım içinde olan bir konu. Ama bu alanda daha önce yapılmış çalışmaların çoğunluğu geleneksel eğlencelerle ilgili. Karagöz, ortaoyunu, meddah gibi geleneksel gösteri sanatlarını başta Metin And olmak üzere bir çok araştırmacı ele aldı. Padişahların şenliklerini araştıran kitaplar da oldukça fazla. Lakin, bugün eğlence dediğimiz kavramın kökenleri oralarda değil. Gelenekseli zaman içinde neredeyse yok etmişiz. Günümüzün eğlencesi başka kökenlere sahip, Batı’dan gelen kökenlere. Bu konu da pek araştırılmamış. Emre Aracı’nın özellikle Naum Tiyatrosu  kitabı önemli. Ama bütününe bakan bir çalışma bildiğim kadarıyla yok. Beni harekete geçiren bu boşluk duygusu oldu. TÜYAP’ın bana sağladığı sponsorlukla iki yılımı bu konuya vakfederek, asistanım Bahar Göze’nin de katkılarıyla, Tanzimat’tan bu yana eğlence yaşamımızı belirleyecek tüm kaynakları elden geçirmeye çalıştık.

Kitabınızdan yola çıkarak Türkiye’nin -ve İstanbul’un- eğlence hayatında öne çıkan değişim ve dönüşümler neler olmuş?

Kitap “Cumhuriyet döneminde Türkiye’de eğlence yaşamı” alt başlığını taşısa da, Cumhuriyet’in eğlence anlayışının kökenleri çok daha öncelere dayanıyor. Bu nedenle Tanzimat'tan Cumhuriyet’e uzanan dönemdeki Batı tarzı eğlencelere özel bir bölüm ayırdık. Bu dönemde İstanbul’un, daha doğrusu Pera’nın eğlence yaşamı çok renkli. Tiyatro, operet, opera, sihirbazlık, sirkler, balolar, dans hocaları vb. Elbette İstanbul’da yaşayan yabancılar, levantenler ve gayri müslimlerin önde olduğu bir yaşam bu. Ama giderek Müslüman Türkleri de etkiliyor. Ama en büyük etki İstanbul’un işgal yıllarında karşımıza çıkıyor. Bu dönemde Beyaz Ruslar İstanbul’un eğlence yaşamını ele geçiriyorlar âdeta. Barlar, restoranlar, kabareler, pastaneler, dansingler, plajlar vb. her yerde onlara rastlıyoruz. Cumhuriyet başladığında İstanbul bu etkilerin altındaydı zaten. Sonrası malum. Cumhuriyet, kendine Batı’yı örnek alarak ilerlemeye çalıştı. Balolar, dansingler, operetler, yarışmalar ortalığı sardı. Cumhuriyet aynı zamanda bir toplum mühendisi gibi davranarak, toplumu bu değerlere uydurmaya çalıştı, hatta bu tercihleri dayattı. Örneğin birkaç yıl radyoda alaturka müziği yasakladı. Bu organik olmayan gelişmenin sonuçlarını hâlâ yaşıyoruz. Özgün, bize mahsus bir eğlence yaşamımız var mı? Tam bir kakafoni içinde eğleniyoruz.

Son olarak bize İstanbul ile ilgili favoriniz olan ve okurlarımıza tavsiye edebileceğiniz nedenleriyle birlikte üç tane kitap önerebilir misiniz?

Elbette önce Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi. İnternette de tüm ciltleri bulabilirsiniz. Dünyada tek bir kent için bu ayrıntıda yapılmış bir yayın var mıdır acaba? Koçu, yok olan bir medeniyetin son belgelerini yakalayıp bizlere ulaştırıyor bu ansiklopedi ile. Hem de en marjinal, bilinmedik, unutulmuş yönleriyle.

Refik Halit, benim gibi maymun iştahlı bir yazar. Ama benden önemli iki farkı var. Birincisi yazdıklarının çoğunu bizzat yaşamış, yani anılarına dayanıyor. İkincisi çok keyif veren bir üsluba sahip. Kitapları zor bulunurdu ama hepsi yeniden basıldı. Daha da önemlisi belki de, gazete ve dergilerde kalmış yazıları bir araya getirildi. Tuncay Birkan’ın inanılmaz gayretiyle onlarca ciltlik bir külliyat, ayrıntılara meraklı iseniz sizi bekliyor.

  • Derya Bengi. Cumhuriyet döneminin sazlı sözlü tarihi.

Bu alt başlığı taşıyan dört kitap hazırladı Bengi. 50’li, 60’lı, 70’li ve 80’li yılları anlatıyor bu kitaplar. Adları: Şimdiki Zaman Beledir, Dünya Durmadan Dönüyor, Görecek Günler Var Daha ve Yaprak Döker Bir Yanımız. O yıllara ait konuları ele alan yüzlerce maddeden oluşan birer sözlük hüviyetinde. Ama edebiyattan girip siyasete uzanan, tüm konuların müzikle ilişkilerini de sorgulayan kitaplar bunlar. Yakın dönem ayrıntı tarihleri…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

1929 kışı: İstanbul Boğazı'nı yürüyerek geçmek #63

1929 İstanbul kışı, Gökhan Akçura, Tuna Nehri

07 Mar 2023

İstanbul 1929 kışı

YAZARLAR

Göktuğ İpek

https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR