
Önceki sayımızda, aşıların üzerindeki fikrî mülkiyet ve özellikle patent haklarının zaman zaman ne gibi sorunlar teşkil edebileceğinden bahsetmiştik. Halk sağlığı veya durdurulması gereken bir pandemi söz konusu olmadığı durumlarda ise patentlerin, yeniliğin sürdürülebilir kılınması açısından topluma sunduğu birçok avantaj olduğunu söylemek mümkündür.
Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü’ne (WIPO) göre, patent alabilmek için buluşla ilgili teknik bilgilerin patent başvurusunda kamuya açıklanması gerekmektedir. Bu sayede patentler; kişileri ortaya koyduğu buluşlar için ödüllendirip araştırma ve geliştirmeyi teşvik ederken, söz konusu buluşun toplumun bilgisine sunulmasını sağlamaktadır. Böylece, ekonomik ve teknolojik gelişmeleri de hızlandırmak amaçlanmaktadır.
“Patent” kelimesi, Latincede “açık olmak” (lie open, be open) anlamına gelen “patere” kökünden geliyor. Daha sonra ise İngilizceye ve sonra da dilimize “patent” olarak geçiyor. Günümüzde, “bir buluşun ya da böyle bir buluşu uygulama alanında kullanma hakkının kime ait olduğunu gösteren resmî belge” anlamında kullanılan “patent”i alabilmek için, başvuranın buluşunun belli kriterlere sahip olması gerekiyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devleri Yüksek Mahkemesi’nin bir kararına göre, DNA'nın doğanın bir ürünü olması sebebiyle insan genleri patentlenememektedir.
“Patent” kelimesi hem kişiye, buluşu için verilen münhasır bir hakkı hem de bu hakkı ispata yarayan belgeyi ifade eder. Sahibine, buluşunu başkalarının izinsiz bir şekilde ticari olarak üretmesini, kullanmasını, çoğaltmasını, satmasını ve ithal etmesini önleme olanağı tanıyan patent hakkı, 1420’li yıllardan beri Venedik’ten Avustralya’ya kadar birçok yerde milyonlarca “insan”a tanınıyor. Peki, yapay zekâya böyle bir hak tanınabilir mi ve/veya yapay zekânın ortaya koyduğu buluşların patentlenmesi mümkün müdür?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Yapay zekâ buluşları, patent hakkı, USPTO ve daha fazlası...
29 Mar 2022

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR

