Ticari uzay çağı: Yeni bir keşif dönemi mi, güncellenmiş sömürgecilik mi?

Uzay, bir zamanlar insanın en büyük hayallerinden biriydi. Ama bugün baktığımızda belki de sadece başka bir sömürge hırsının yeni sahnesi olarak şekilleniyor.
Ticari uzay çağı: Yeni bir keşif dönemi mi, güncellenmiş sömürgecilik mi?

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Yazı: Biray Kolluoğlu, Evren M. Dinçer, Zafer Yenal

Mart ayı başında, Teksas merkezli Firefly Aerospace şirketi, Blue Ghost adlı insansız uzay aracıyla Ay’a başarılı bir iniş yaparak özel bir şirket tarafından gerçekleştirilen ilk tam başarılı Ay inişine imza attı.

Ancak Firefly Aerospace, Ay’a gitmeye çalışan ilk özel şirket değil. 2024 yılında, yine Teksas merkezli Intuitive Machines (IM) firması, Odysseus adlı iniş aracıyla Ay yüzeyine ulaşan ilk özel şirket oldu. Ancak iniş aracı hedeflenen noktaya inemedi ve yan yatarak durduğu için modülü tam olarak çalıştırılamadı. Bu nedenle, teknik olarak başarılı bir iniş olarak kayda geçmedi. (Bazı kaynaklar teknik ayrıntılara takılmayın bu da başarılı inişti diyor ama biz o ayrıntılarda boğulmayalım).

Özel şirketker Ay'a iniş yarışında

IM firması, bu girişimin ardından hedefini değiştirmedi ve ay başında Firefly Aerospace ile eşzamanlı bir iniş daha gerçekleştirdi. Üstelik bu sefer ABD’nin Colorado eyaleti merkezli Lunar Outpost firmasının bir modülünü de yanında götürdü. Yani geçen günlerde aynı anda iki özel firmanın aya modülleriyle iniş yaptığını gördük. 

  • IM’e ait Athena modülü yine yanlış yere indi ve başarısız oldu ama en azından Lunar Outpost’un robotu 14 günlük keşif görevine başlayabildi. Yani misyon yarı başarılı oldu diyebiliriz. Firefly Aerospace ise başarılı inişin ardından misyonunu sürdürüyor.

Uzaydaki bu gelişmeler, insanlığın başarısı ve bilimsel ilerlemelerin bir yansıması olarak görülebilir elbette. Biz de tam böyle düşünmeye meylederken kafamızda ciddi soru işaretleri belirdi: 

Uzay misyonlarında özel sektörün ağırlığı giderek artıyor mu? Ve bu eğilim bizi uzaydan başka nerelere götürür?

Özel şirketlerin uzaydaki yükselişine rağmen, bütün girişimler ticari aktörler tarafından yürütülmüyor. Örneğin, Çin’in 2024 yazında Ay'ın uzak bölgesi, yani karanlık tarafına bir keşif aracı gönderdiğini ve hatta bu aracın topladığı numunelerle dünyaya geri döndüğünü biliyoruz. Ancak ABD cephesinde uzay araştırmalarını sürükleyenlerin büyük ölçüde özel şirketler olması dikkat çekici.

Ne de olsa Birleşmiş Milletler’in (BM) uzay kullanımına ilişkin çerçeve anlaşmaları, uzayda mülkiyet hakkı oluşturmayı yasaklıyor. Bu anlaşmalara göre, uzayın keşfi tüm ülkelere açık olmalı; “uzay, egemenlik iddiasıyla, kullanım veya işgal yoluyla ya da başka herhangi bir yolla ulusal tahsise tabi olmamalı.” 

  • Bununla birlikte—en azından şimdilik uluslararası düzenin bir ölçüde hâlâ geçerliliğini koruduğunu varsayarak—devletlerin uzayın farklı yerlerinde egemenliklerini ilan etmeleri mümkün değilmiş gibi görünse de uzayı metalaştırmak ve ticarete açmak pekala mümkün. 

Uluslararası hukuk yetersiz mi?

Kökleri 1960’lara dayanan uluslararası uzay hukuku ve uzay faaliyetlerini düzenleyen konvansiyonlar, bugünün ticari realitesini ve ekonomik dinamiklerini kapsamaktan ve bunlara cevap verebilmekten oldukça uzak. BM çerçeve anlaşmaları, büyük ölçüde İkinci Dünya Savaşı sonrasında hâkim olan Soğuk Savaş diliyle yazıldığı için, uzayda öznelerden bahsederken hep “devletler” ifadesini kullanıyor. 

  • Bu zamanında net bir çerçeve sunuyordu belki ama bugünün gerçekliğinde yetersiz ve hatta muğlak kalıyor. Çünkü özel şirketler artık uzayda yalnızca aktif değil, neredeyse en büyük oyuncular haline gelmiş durumdalar.

Firefly Aerospace ve IM firmalarının bu ay başındaki ses getiren Ay inişlerinden çok önce, siyasetin kara kedisine dönüşen Elon Musk’ın SpaceX’ini, Amazon’un milyarder sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin’ini ve İngilizlerin maceraperest milyarderi Richard Branson’ın Virgin Galactic’ini konuşuyorduk. 

Bu tabloya baktığımızda, uzayda meselelerin dünyadan çok da farklı olmadığını görüyoruz. Ve iş dünyasının ünlü dergisi Harvard Business Review, bu patlamaya çoktan bir ad koydu bile: Ticari Uzay Çağı.

Uzayın ticarileşmesi

Uzayın ticarileşmesinde başı uydular çekiyor. Şu anda yörüngede dolaşan yaklaşık 12 bin uydunun 8 bini iletişim amaçlı kullanılıyor. Ne de olsa internet, hayatın her alanına nüfuz etmiş durumda. Ancak uydular, internet bağlantısının çok ötesinde işlevler sunuyor. 

Ticarileşmenin bir diğer dikkat çeken ve bolca medya ilgisi toplayan ayağı ise uzay turizmi. Gelir adaletsizliğinin amorf bir yansıması olarak uzay turizmi, milyoner ve milyarderlerin yeni gözdesine dönüşmüş durumda. 

  • Bunun dışında kalan özel uzay istasyonları, asteroit madenciliği gibi ticari hedefler şimdilik kağıt üzerinde şekillenmeye devam ediyor.

Özelleşme sürecine yakından baktığımızda üç temel mesele öne çıkıyor. Birincisi, uzayın ticarileşmesi büyük ölçüde devasa bir düzenleme boşluğuna dayanıyor. İkincisi, bu düzenleme eksikliğinin bir uzantısı olarak, uzayda ortaya çıkabilecek sorunların, özellikle de uzay çöpü adı verilen işlevini yitirmiş uydular ve diğer birimlerin sebep olduğu kirliliğin sorumluluğunun kimde olduğu belirsizliğini koruyor. Üçüncü mesele ise uzaya yönelik özel ve ticari ilginin bilimsel ilerlemeyi gölgede bırakma ihtimali.

Düzenleme boşluğu ve SpaceX’in yükselişi

Özel şirketlerin uzaydaki varlığını en çok duyuran ve bugün de en büyük oyunculardan biri olan SpaceX, Elon Musk tarafından 2002 yılında kuruldu. Musk’ın diğer girişimi Tesla gibi, SpaceX de uzun süre cesur fikirlerine rağmen kârlılıktan uzak bir şirket olarak yoluna devam etti. 

Ancak 2008 yılında geliştirdiği yeniden kullanılabilir roket teknolojisi, uzay taşımacılığında devrim niteliğinde bir maliyet düşüşü sağladı. Bugün SpaceX, en büyük rakiplerinden Boeing ile birlikte, NASA’nın son on yıldaki en önemli hizmet sağlayıcılarından biri konumunda.

İlk büyük mesele, bugüne kadar 8 binin üzerinde roket fırlatan SpaceX’in yarattığı çevresel etki. 2023 yılında neredeyse her altı günde bir roket fırlatan şirketin bu yüksek trafiği, çevresel etkilerine dair düzenleme ihtiyacını gündeme getiriyor. Mevcut yasal çerçevede bu konuda ciddi bir düzenleme muğlaklığı var. 

SpaceX şu anda NASA’nın yükünün üçte ikisini taşıyor ve bu trafiğin önümüzdeki yıllarda azalmaktan çok artması bekleniyor. Bu artış, roket yakıtı emisyonları, fırlatma alanlarının ekosisteme etkileri ve atmosferde yanarak yok olan parçaların çevresel riskleri gibi konularda daha sıkı denetimleri kaçınılmaz hâle getirebilir. Ancak çabaların somut çıktılarının ne zaman ve nasıl şekilleneceği belirsiz.

Uzay çöplüğü: Kimin sorumluluğunda? 

İkinci önemli mesele, uzayda meydana gelen kazalar ve bilinçli deneylerin sebep olduğu enkazın akıbeti. Uzaydaki enkaz, yalnızca fiziksel olarak yönetilmesi zor bir sorun değil, aynı zamanda artan ticarileşmeyle birlikte hukuki sorumluluk açısından da belirsizlikler yaratıyor. Çerçeve anlaşmaların ulusal bazda düzenlenmesi, kaza ve hasar sorumluluklarının nasıl ele alınacağı konusunu gündeme taşıdı ve daha şimdiden ülkeler arasında gerilime yol açtı.

Bunun en somut örneklerinden biri 2022’de Avustralya’da bir çiftçinin arazisine düşen SpaceX parçaları oldu ve bu olay iki ülke arasında diplomatik gerginlik yarattı. Daha yakın bir tarihte, SpaceX’in Teksas semalarında parçalanan füzesi, ABD içinde de sorumluluk tartışmalarını alevlendirdi. Amerikan FAA (Federal Havacılık İdaresi), kazanın ardından bölgede sivil uçuşları iptal etti ve bu, geçmişteki benzer olaylar gibi hukuki süreçlerin kapısını araladı. 

  • 2023 yılında çevreciler, SpaceX’in fırlatma lisansının iptali için dava açmış ancak sonuç alamamışlardı. Musk’ın Amerikan yönetimindeki merkezî rolü düşünüldüğünde, bu tür faaliyetlerin düzenlenmesine dair ciddi bir yaptırım getirilmesi kısa vadede pek olası görünmüyor.

Uzayın ticarileşmesi ve milyarderlerin uzaya ilgisi arttıkça, ticari kaygıların bilimsel önceliklerin önüne geçmesi meselesi daha fazla gündeme geliyor. Özellikle ABD ve kısmen Avrupa’da, uzaya yönelik özel ilgi giderek artsa da bu ilginin büyük bölümü iletişim, navigasyon ve uzay turizmi gibi ticari alanlara yönelmiş durumda.

Buna karşılık, uzaya dair bilimsel çalışmalar büyük ölçüde hâlâ NASA, Avrupa Uzay Ajansı ya da Çin Uzay Ajansı gibi kamu kuruluşları tarafından yürütülmeye devam ediyor. Uzay araştırmalarına artan özel sektör ilgisine rağmen, bilimsel keşifler ve temel araştırmalarda radikal bir sıçrama yaşanmasını beklemek gerçekçi olmayabilir. Mevcut eğilimler, ticari çıkarların bilimsel keşifleri arka planda bırakabileceğini gösteriyor.

Metnin en başında söylediğimiz gibi, uzaya dair heyecan verici gelişmelerle karşı karşıya olduğumuzu düşünsek de bu gelişmelere yakından baktığımızda dünyadaki sorunların birebir uzaya taşındığını görüyoruz. Bunların başında, giderek siyasi, ekonomik ve kültürel güçleri artan ultra zenginlerin, uzay çağını da büyük ölçüde hem söylemsel hem pratik olarak tahakküm altına almaya başlaması geliyor.

Uzaya dair sistematik ilgimiz, zaten Soğuk Savaş gibi oldukça sorunlu bir dönemin ürünü olarak ortaya çıkmıştı. Ancak günümüzde artan ticarileşme dinamikleriyle başka bir dizi sorunla karşı karşıyayız. Özel şirketler, çoğu zaman kamu kurumlarını verimsizlikle, israfla ve vatandaşlar için sınırlı getirilerle eleştirerek, kendi ticari kaygılarını makul ve meşru göstermeye çalışarak uzay çağını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendiriyorlar.

Bunun sonuçları ise oldukça açık:

• Uzayda yaşanacak sorunların ve artan trafiğin sebep olduğu çevresel problemlerin sorumluluğunun tam olarak belirlenememesi.

• Ticari kaygıların iyice merkeze oturduğu bir ortamda bilimsel araştırmaların sürekli ikinci plana itilmesi.

Bugünün hengamesinden bir nebze olsun kurtulmak, kafamızı biraz dağıtmak için uzaya bakalım dedik ama gözlerimizi gökyüzüne çevirdiğimizde, dünyanın kaosunun ve çarpıklıklarının yansımalarından başka bir şey göremedik. Belki de zihnimizde en çok yankı bulan şey, 19. yüzyılın önde gelen emperyalist figürlerinden Cecil Rhodes’un ihtiras dolu sözleri oldu:

“Bu gece yukarıda gördüğünüz yıldızlar, asla ulaşamayacağımız o muazzam dünyalar… Eğer elimden gelse gezegenleri bile ilhak ederdim; bunu sık sık düşünürüm. Onları bu kadar berrak ama bir o kadar uzak görmek beni hüzünlendiriyor.”

Uzay, bir zamanlar insanın en büyük hayallerinden biriydi. Ama bugün baktığımızda, belki de sadece başka bir sömürge hırsının yeni sahnesi olarak şekilleniyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

🪐 Gezegenleri ilhak etmek: Yeni dönem, eski hırslar

Uzay araştırmalarına artan özel sektör ilgisine rağmen, bilimsel keşifler ve temel araştırmalarda radikal bir sıçrama yaşanmasını beklemek gerçekçi olmayabilir.

16 Mar 2025

🪐 Gezegenleri ilhak etmek: Yeni dönem, eski hırslar

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk