Trump’ın Ukrayna’dan çekilmesi Türkiye’yi nasıl etkiler?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Uluslararasi ilişkiler anarşiktir. Devletler gücü oranında doktrin koyarlar. Uluslararası hukuka karşı dahi kendi istediklerini dayatırlar. Oldubittiler ve “çürümüş” ikili anlaşmalarla işlerini götürürler.
ABD, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kendi dayattığı ama işine geldiğinde tanımadığı kurum ve kurallara dayalı dünya düzeninden zaten bir süredir uzaklaşıyordu. Soğuk Savaş sonrası tek kutupluluğun çok merkezli bir denkleme dönüşmeye başlaması ve ülkenin “terörizmle savaşı” çoğu zaman uluslararası alanda züccaciye dükkanına giren fil gibi davranmasına neden oluyordu.
ABD’yi önceleyen bir siyasetle “içe dönme” vaadi olsa dahi kabine için seçtiği isimlere bakılacak olursa Trump, Ocak 2025’deki başkanlık devir teslim töreninden sonra bu filin kulağına bir de kelebek konduracak.
Trump’un siyaset yapma biçimi
Uzun yıllardır kamusal bir figür olan Trump kendi gücünü iş insanı olarak ve özel hayatında tüm dünyanın yıllardır şahit olduğu üzere çıkarı ve stratejik hedefleri doğrultusunda sert bir şekilde, adeta bir “zorba” gibi kullanıyor.
İlk başkanlığında ve seçim çalışmalarında gördük ki karakteri siyaset yapışına da yansıyor. Dolayısıyla ABD’nin zaten geleneksel olarak benzer şekilde uyguladığı “devlet gücü”nü başkan olarak kendi meşrebince kullanması çok muhtemel.
ABD Kongresi’nin iki kanadı olan Temsilciler Meclisi ve Senato’da Cumhuriyetçilerin üstünlüğü kazanmasıyla da Trump’ın karşı olduğunu iddia ettiği “Amerikan müesses nizamının” başkana ne kadar karşı durabileceği ise şüpheli.
Trump 'ABD’ye de karşı' olduğu iddiasıyla seviliyor
Ne gariptir ki, dünyanın genelinde Türkiye gibi ABD’nin “geleneksel müttefiki” olsa dahi Amerikan tek taraflılığından ve bu nobran politikalarından memnun olmayan karar vericiler ve kamuoyu, Trump’ın meydan okuduğu bu “uluslararası” düzenden duydukları rahatsızlık dolayısıyla Trump’ı sıcak karşılıyor.
Ancak yine Türkiye örneğindeki gibi Trump, ikili ilişkilerde bir sorun sırasında seleflerinin aksine görüşme masasına otursa dahi, pazarlık için bir eliyle sizinle tokalaşırken, istediği olmayınca sizi kendi pozisyonuna zorlamak için diğer eliyle arkasında sakladığı sopayı kafanıza indiriveriyor.
FETÖ suçlamasıyla yargılanan ABD’li Rahip Brunson’un serbest bırakılması için bir gecede Türkiye ekonomine verdiği zararı unutmayalım. Ha keza Türkiye’nin F35 programından çıkarılması da kendisinin dönemine denk geliyor.
- Durum buyken, Soğuk Savaş müttefikleri Türkiye ile ABD arasında uzun zamandır öznel çıkarlar dolayısıyla Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Ortadoğu’da sürekli sınanan ilişkilerdeki anlaşmazlık noktalarında yaşanması muhtemel gelişmeler bu tavırdan azade olabilir mi?
- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “dostum Trump” diye hitap ettiği bir ABD başkanı, geçmişte bir dostluk hukuku gözetmezken gelecekte bu anlaşmazlık noktalarında neler yapabilir?
Karamsar olmak için çok neden var. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir derler ancak uluslararası ilişkilerde sürekli değişen dengeler ve konjonktür, Trump’un gelecek dönemde uluslararası alanda yapmayı vadettikleri dolayısıyla Türkiye için olası zararlar yanında bazı alanlarda fırsatlar da doğabileceğini gösteriyor.
Trump’ın Ukrayna’dan çekilmesi Türkiye’ye yarar
Trump seçim kampanyasında vadettiği gibi “ABD vatandaşlarının vergilerini Ukrayna’ya harcamayı” bırakır ve desteği keserse savaşın sürmesi mümkün deği̇l. Ukrayna’da barışı sağlayan li̇der olmak ve “dünya lideri” imajını pekiştirmek istediği de sır değil. Yani içeride verdiği sözler, uluslararası sistemle ilgili genel tavrına da uyuyor.
Ancak bu olursa dünyanın, özellikle Avrupa’nın, güvenlik ve savunma düzeni değişmek zorunda kalacak. Çünkü barışın Rusya için kabul edilebilir bir zafer sonucu sağlaması dışında bir alternatif olası görünmüyor.
Bu olasılık, ABD için her ne kadar “zayıflık” gibi görünse de Trump geleneksel bir siyasetçi değil. Fayda-maliyet hesabını “eski sisteme” göre yapmayabilir. Bu olursa Avrupa Birliği, Ukrayna’da kısmen de olsa kendi istediğini almış bir Rusya ile nasıl baş edecek ciddi merak konusu.
Diğer taraftan, Trump’ın Ukrayna’ya “desteği kesme” kartıyla zorlayacağı barışın Ukrayna’ya silah ve savunma yardımı sağlayan tüm devletler açısından sonuçları olacaktır. Ancak olası bir anlaşmayla Rusya’ya bu alanlarda belli taahhütler vermesi muhtemel olan Trump, ne yaparsa yapsın ABD’in orta-uzun vadeli çıkarları doğrultusunda Avrupa’nın doğusu ve Karadeniz’deki vekillerini tamamen yalnız bırakamaz.
- Dolayısıyla Türkiye’nin burada oluşabilecek boşluğu Rusya ile ilişkilerinde dengeleri gözeten “ayrıcalıklı” bir konum belirleyerek değerlendirmesi mümkün.
Özellikle geçen günlerde bir röportajda Türkiye-Rusya yakınlaşması ile ilgili bir soruya “Türk silahları Rus vatandaşlarını öldürürken ne yakınlaşması?” diye cevap veren Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un savaştan sonra Ukrayna’ya satılan silahlara artık Rus vatandaşlarını öldürmedikleri için “çok da ses etmemesi” muhtemel iken...
Rusya ile yeni dengeler
Zira Türkiye ile Rusya Ukrayna’da, Libya’da, Suriye’de ve Afrika’nın bazı alanlarında karşı karşıya olsa da enerji alanında Rusya ile ilişkiler nükleer santral anlaşmaları üzerinden farklı bir boyuta taşındı.
ABD, uluslararası ambargodaki boşlukları sürekli takip ediyor. Türkiye bu nedenle askerî teknolojide kullanılan yarıiletkenlerin Rusya’ya ihracını kısıtladı ancak Trump’ın arabuluculuğunda bir anlaşmada, tamamen kalkması olası görünmeyen uluslararası ambargoda Türkiye, tıpkı “herkes için farklı nedenlerle faydalı” tahıl koridoru anlaşmasındaki gibi bir “ara” rolü Rusya’ya faydalı olabilecek şekilde oynayabilir. Rusya-Türkiye ticaret hacmi daha da genişleyebilir.
Diğer taraftan Türkiye açıktan olmasa da Rusya’nın dünyada uluslararası ittifaklar yerine herkesin kendi başına temsil edildiği “yeni imparatorluk” sistemini, kendininkine “bağımsız dış politika” diye isim takarak destekliyor.
Dolayısıyla Rusya, bu sistemin güç kaybetmesi için NATO üyesi Türkiye’nin bazı ilişkilerine kendi çıkarına olmasa da göz yummaya devam edebilir. Yeni ABD başkanıyla makul bir denge yakalama ihtimali olursa da ne âlâ...
- Yani Türkiye ve Rusya’nın, ABD’nin de denklemin bir ucunda olduğu yeni bir denge politikasına geçmesi çok olası.
Türkiye, Ukrayna’ya Batı’nın satamadığı silahları satabilir
Bu bağlamda ABD, Ukrayna’ya kendi silah vermese dahi, Türkiye gibi bir “müttefiki” üzerinden, üstelik daha ucuza, benzer silahları aktarabilir. Türkiye’nin Ukrayna’yla savunma sanayii ve silah satışı konusundaki işbirliği genişleyebilir.
Zamanında bazı NATO ülkeleri, Türkiye’nin Ukrayna’ya silah satmasını eleştiriyordu. Özellikle Roketsan tarafından geliştirilen SOM seyir füzelerinin satışının, Rusya’yı kendi toprağında vurma kapasitesi dolayısıyla topyekûn bir savaşa neden olabileceğini iddia ediyor ve karşı çıkıyorlardı.
ABD, Türkiye için orta menzilli füze satışının yolunu açtı
Ancak geçen günlerde ABD, Ukrayna’ya uzun menzilli ATAMACS füzelerini kullanma izni verdi. Rusya tarafından yapılan açıklamaya göre Ukrayna, bu füzeleri 19 Kasım’da Rusya içindeki hedefleri vurmak için kullandı.
Karşılığındaysa Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkenin nükleer caydırıcılık doktrininde güncelleme yapıldığını duyurdu. Yeni doktrine göre, nükleer silah sahibi bir ülkenin desteklediği bir saldırıya karşı Rusya’nın nükleer yanıt hakkı bulunuyor. Ayrıca, Rusya’ya yönelik insansız hava araçları veya balistik füzelerle yapılan saldırılar da nükleer karşılık kapsamına alındı.
Buna rağmen Britanya ve Fransa’nın da uzun menzilli Storm Shadow füzelerinin kullanılmasına onay vermesi bekleniyor.
Nükleer opsiyon, ama uygulanabilir bir opsiyon değil
Putin’in nükleer opsiyonu aslında diplomatik araç olması dışında kullanılamayacak kadar büyük. Rusya’nın göstermelik de olsa taktik nükleer silahlar kullanması ise etki alanlarının darlığı nedeniyle caydırıcılık göstergesi değil.
Bununla birlikte Putin de dünyada ABD ile sorun yaşayan diğer liderler gibi Trump’ın başkanlığı devralmasını ve sorunların çözümünde “yeni diplomatik ihtimalleri” bekliyor.
- Bu nedenle Türkiye, savaş biterse ve eğer hâlâ satmadıysa SOM seyir füzelerini, belki sadece savunma koşuluyla artık Ukrayna’ya satabilir.
Böylece iki ülke arasında Bayraktar SİHA’larından sonra yeni bir stratejik savunma teknolojisi ortaklığı daha hayata geçebilir.
KAAN’ın motoru Ukrayna ortaklığı ile yapılabilir
Ortaya çıkacak fırsatın Türkiye açısından doğuracağı en önemli fayda ise Tolga Özbek’in “Türkiye’nin havadaki Kurtuluş Savaşı” diye tanımladığı millî muharip uçak “KAAN”ın geliştirilmesine yansıması olacaktır.
Ukrayna ile birlikte geliştirilecek motorlar, tamamen yerli bir motor geliştirilene kadar, KAAN için halihazırda kullanılan Amerikan General Electric F110 motorlarının yerini alabilir.
Trump NATO’dan çıkamaz ancak zayıflatabilir
Bununla birlikte eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton, anılarında Trump’ın 2018’de Brüksel’deki NATO Zirvesi’nde “az kalsın” ittifaktan çıkacağını yazdı. Bolton, Trump’ın şimdi de bu ihtimali zorlamak isteyebileceğini söylüyor. Ancak ABD Kongresi tarafından geçen yıl içinde ABD başkanlarının böyle kararları tek başlarına almalarının önüne geçmek için bir yasa çıkartıldı. Trump, Kongre’nin de desteğini almak zorunda.
- Ne var ki seçimde Cumhuriyetçilerin Kongre’nin iki alt kanadı olan Senato ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu sağladığı göz önünde bulundurulursa karar için ne kadar uğraşması gerekecek, tartışılır.
Öte yandan: Ukrayna’da barış karşılığında Rusya’ya taviz verildiği görüntüsü ve NATO’dan çıkılmasına yönelik bir karar, uluslararası alanda ABD için orta ve uzun vadede farklı sorunlar yaratabilir.
Dolayısıyla ABD, NATO’dan çıkmasa dahi Trump’ın iddia ettiği gibi “NATO’nun yükünü üstlenmeyi” bırakabilir.
Operasyonel yetenekleri sınırlanacağı için ABD ordusundaki belirli odakların engel olacağını düşünsem ve ihtimal vermesem dahi, özellikle Avrupa’daki gücünü sınırlayabilir. Bu da “geleneksel rakibe” karşı Avrupa’da tüm dengelerin değişmesi anlamına gelir. Peki Trump gözünü kararttı ve bunu yaptı diyelim, o zaman ne olacak?
Türkiye için fırsat: Avrupa güvenlik mimarisi değişebilir
İlk etapta AB, onlarca yıldır NATO üzerinden ABD’ye ihale ettiği savunma ve güvenlik yapısını değiştirmek zorunda kalacak.
Bu, Türkiye için AB ile ilişkilerinde bir fırsat doğuruyor. Zira Avrupa’nın yeniden şekillenmesi gerekecek ortak güvenlik mimarisinin gerek jeopolitik nedenlerle, gerekse Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kapasitesi ve kabiliyetleri değerlendirildiğinde Türkiye’nin katkısı olmadan kapıdaki rakip Rusya’yı dengeleyecek kadar güçlendirilmesi mümkün değil.
- Dolayısıyla AB ülkeleri, özellikle de yeşil sol, liberaller ve sosyal demokrat siyaset yapıcıların Türkiye ile ikili ilişkilerdeki sürekli “ikircikli” tavırlarını bu konuda sürdürmeleri mümkün olmayacak. Zira Türkiye’den daha iyi bir olası partnerleri yok.
Türkiye, Avrupa Gökyüzü Kalkanı’nın parçası
Nitekim Türkiye bu yıl, içinde NATO’ya üye olmayan İsviçre ve Avusturya’nın da bulunduğu 20 Avrupa ülkesiyle birlikte geliştirilecek ortak hava savunma sisteminin parçası oldu.
2022 yılında kurulan Avrupa Gökyüzü Kalkanı (ESSI) birinci seviyede İsrail-ABD ortak yapımı Arrow 3 füzeleriyle kıtalarası balistik füzelere karşı atmosfer dışında koruma sağlayacak. Alman yapımı IRIS-T füzeleri ise daha kısa mesafede ikinci önlemeyi yapacak.
Son yıllarda savunma sanayiindeki pozitif yönlü ivme düşünüldüğünde Türkiye’nin bu füze kalkanından sadece faydalanan değil, askerî ve teknolojik olarak katkı sağlayan ortaklardan da olması çok muhtemel.
Dolayısıyla Kalkan, Avrupa’yı geleneksel rakiplere karşı korurken aynı zamanda Türkiye’yi kendi bölgesinde bu kapasitedeki tehditlerine karşı da koruyacak.
AB, Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek zorunda
Bununla birlikte giderek kendisi için tehdit olarak algıladığı bir Rusya karşısında, jeostratejik ve jeopolitik olarak ABD desteğini arkasında göremeyen bir AB, dünyada kendi başına bir jeopolitik ve jeostratejik aktör olabilmek için sadece savunma işbirliği ve yeni güvenlik mimarisi özelinde değil, 2000’lerin başında yapmamayı tercih ettiği; Türkiye ile politik olarak daha eşit ve kurumsal bir düzlemde ilişkilenmeyi gündeme alacaktır.
Ancak bu, süreç yönetimi açısından Türkiye’nin son yıllarda alışkanlık hâline getirdiği iç politika saiki ile dış politika yapmamasını ve karşılıklı ilişkilerde belli alanlarda anlaşamazlık olsa da diğerlerinde masada kalarak çıkarını zorlamasını gerektiriyor.
Maalesef Türkiye’deki yönetici akıl, ilk dönemi dışında özellikle dış politika alanında “eski Türkiye”de olduğu gibi birbirinin üzerine ve içine geçen süreçlerde, farklı seviyelerde, farklı şekillerde politika yapmaya alışık olmadığını gösterdi.
Dolayısıyla bizi ciddi sınavlar bekliyor.
Umalım ki Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da çok güvendiği yeni dışişleri bakanı Hakan Fidan’ın insiyatifleriyle Trump’ın “ABD'yi önceleyen” “zorbalığından” çıkar devşirebilsin; AB ile masaya otururken elini yüksek açsın ve oluşabilecek fırsatları değerlendirebilsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Utku Başar
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudu. Aynı bölümde yüksek lisans yaparken Mehmet Ali Birand’ın teklifiyle gazeteciliğe başladı. 32. Gün belgeselleri ile birlikte CNN Türk Dış haber servisinde çalışırken CNN International ve farklı uluslararası yayın organizasyonları için prodüktörlük yaptı. 2004’te muhabir olarak girdiği 32. Gün’ den 2013’te genel yayın yönetmeni olarak ayrıldı. 2013-2015 arası CNN Türk’te kendi haftalık belgesel programını hazırlayıp sundu. Ulusal ve uluslararası şirketler için kıdemli pazarlama iletişimi danışmanı olarak çalıştı. Maya Vakfı’nın diplomasi ve operasyon direktörlüğünü, Deniz Temiz Derneği Turmepa’ nın genel müdür yardımcılığını yaptı. Aralarında 140 Journos, Reflekt, Habertürk gibi kurumların bulunduğu geleneksel ve dijital yayıncılar için strateji - içerik - yayın danışmanlığı ve yöneticilik yaptı. Aralarında Al Jazeera, Maclean’s, DW/+90 ve 12 Punto’nun da bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarına serbest gazeteci olarak katkıda bulundu. Kampanya bazlı siyaset ve stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor, uluslararası ve ulusal askeri tatbikatlarda StratCom ve medya SME olarak çalışıyor. resaid’in kurucularından.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




