Trumpizm’i kurumsallaştırmak: Project 2025 ve yeni dönemin ipuçları

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
"İsyan yakındı. Herkes bunu göremedi—görenlerin hepsi de ciddiye almadı. Trump gördü. Ciddiye aldı. Ve bu sıra dışı isyancı, Manhattan'daki gökdeleninin yaldızlı çatı katından küçük insanları aldatan, yasa dışı işçi çalıştıran, ürünlerini denizaşırı ülkelerde üreten ve miras aldığı serveti dolandırıcılıklar, aracılar ve davalar yoluyla büyüten bir ticaret devi olarak, parçalanmış bir toplumsal sözleşmeye karşı yükselen isyanın sesi oldu. Trump'ın anlamadığı şey ise popülist, içe dönük 'Make America Great Again' mantrasının bir vahiyden ziyade bir diriliş olduğuydu."
Tim Alberta, American Carnage: On the Frontlines of the Republican Civil War and the Rise of President Trump.
"Bu nihai savaş. Siz benim yanımda oldukça, derin devleti yıkacağız. Hükümetlerimizden savaş çığırtkanlarını kovacağız, küreselcileri ve komünistleri defedeceğiz, bizden nefret eden hasta siyaset sınıfını sileceğiz, sahte haber medyasını bozguna uğratacağız ve Amerika'yı bu hainlerden sonsuza dek kurtaracağız."
Donald Trump
Tim Alberta’nın da belirttiği gibi Donald Trump, geride bırakıldıklarını hisseden büyük ölçüde daha az eğitimli beyaz Amerikalı erkeklerin, nihayetinde 2016 Başkanlık seçimlerinde patlak veren derin öfkesini dile getirip yükseltebilecek isimler arasında en beklenmedik olanıydı. Öte yandan kendi ismiyle anılan popülist Trumpizm'in pek çok öncülü de vardı. Öyle ya da böyle, kükreyen küreselleşmenin kurbanı olanların karşılaştığı ekonomik zorluklar ve çalışan sınıflar ile kozmopolit liberal elitler arasında öfkeli bir kulturkampf'a dönüşen yabancılaşma, Amerikan siyasetindeki sarsıntıya zemin hazırladı. Dahası, Amerikan siyasetinde her zaman tutarlı bir illiberal/antiliberal damar var olmuştur; bu damar ancak İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda, izole durumdaki ülkenin uluslararası hegemonyaya yükselmesiyle yenilmiştir. O dönemde, Soğuk Savaş’ın “liberal” döneminde bile Amerikan muhafazakarlığı sağ-salim hayatına devam ediyordu, ancak saldırı altındaydı ve kesinlikle yükselişte değildi.
Muhafazakar dalganın ve vizyonun temel taşları, Trump’ın kader tayin eden beklenmedik seçim zaferinden çok daha önce atılmıştı. Şüphe yok ki, Trump'ın Cumhuriyetçi Parti'nin oligarşisine ve 2016’daki rakibi Hillary Clinton’ın temsil ettiği liberal/küreselleşmeci konsensüse meydan okuyan adaylığı bir katalizör olmuştu. Seçilmesiyle birlikte de Amerikan siyasi geleneğinde enternasyonalizm ve kozmopolitizme mesafeli duran daha karanlık, içe dönük, Hıristiyan-nativist muhafazakarlık büyük bir güçle geri geldi. Tıpkı tarihçi Richard Hofstadter’in onlarca yıl önce yazdığı "paranoyak tarzın" temelini oluşturan ırkçı, Maniheist dünya görüşü gibi...
Liberal ahlaka ve sahte erdemlere karşı duyulan derin tiksinti, engelsiz piyasa ekonomisinin toplulukların çözülmesine ve ekonomik eşitsizliklerin artmasına yol açan ciddi sarsıntıları, ayrıca "beyaz ayrıcalığı"nı kaybetme korkusu, sıklıkla Evanjelik bir dille ifade edilen Franklin Delano Roosevelt’in 1930’lardaki “Yeni Anlaşma” çerçevesindeki politikaları karşıtı bir bağnazlıkla birleşerek Donald Trump'ı ABD'de iktidarın zirvesine taşıdı. Trump'ın simgesi haline geldiği ve hızla Hıristiyan Milliyetçi bir harekete dönüşen "militan kültürel tepkiyi, dünya sahnesinde tek taraflılığı ve popülist ekonomiyi birleştiren" tutum, Amerikan seçmenlerinin genelinde, hatta "kırmızı" eyaletlerin metropol merkezlerinde bile çoğunluk desteği almıyor.
Yine de bu ülkenin seçim sisteminin özellikleri, muhafazakar eyaletlerde muhafazakar ya da gerici Cumhuriyetçiliğe doğru yaşanan dramatik kayma; Cumhuriyetçi Parti'nin Trump'ın iradesine tamamen teslim olması; Yüksek Mahkeme'nin ve federal yargıdaki birçok pozisyonun muhafazakar/gerici görüşleri savunan yargıçlarla doldurulması, "illiberal/antiliberal geleneğin" Federal sisteme hâkim olmasa da siyasi olarak etkili olmasını sağlıyor. Elbette, başta Elon Musk olmak üzere 2015-2016 yıllarında Trump'tan uzak duran birçok kurumsal bağışçı ve milyarderin 6 Ocak 2021'deki darbe girişiminden sonra Trump hakkında söyledikleri aşağılayıcı sözleri tamamen unutarak ya da yutarak şimdi Trump'ın tam arkasında yer almalarının da yardımı oluyor. Bununla birlikte, oportünist başkan yardımcısı adayı J. D. Vance başta olmak üzere, Trumpist gündemin bazı savunucularının, hem yeniden sanayileşmeyi hem de ekonomik zorluklar nedeniyle erozyona uğrayan ailenin kutsallığını güvence altına almak amacıyla daha iyi ücretler ve işçi yanlısı popülist ekonomi politikaları desteklediklerini de belirtmek gerekir. Sözün özü, hareket içindeki milyarderlerle ekonomik olarak "solcu" popülistler arasında, birinci grubun üstünlük sağlayacağı bir çatışma kapıda.
Trumpizm’i kurumsallaştırmak: Project 2025
Amerikan siyasetinde "illiberal/antiliberal geleneğin" bu yeniden dirilişi, ülkenin geleceğini sahiplenme ve onu kendi imajına göre dönüştürme hırsıyla hareket ediyor. Bu hırsı teorize eden ve uygulamaya koyan en önemli kurumlardan biri de Washington merkezli Heritage Vakfı.
- Bir adım geriden: Uzun zamandır etkili bir düşünce kuruluşu olan Heritage, Ronald Reagan dönemiyle ün kazanmıştı. Reagan, 1981'de Başkan olduğunda yönetimi, vakfın bir yıl önce yayımladığı Mandate for Leadership raporundaki tavsiyelerin yüzde 60'ını uygulamaya koymuştu.
Heritage, şimdi de Amerikan siyasetini, idari yapısını ve dış politikasını nasıl dönüştürmek istediklerini anlatan, Project 2025 adlı hacimli bir rapor hazırladı. Rapora ek olarak, ikinci bir Trump yönetiminde görev almak üzere inceledikleri olası atama listelerini de hazırladılar. Heritage Vakfı Başkanı Kevin Roberts, New York Times’a verdiği bir mülakatta kuruluşunun görevini "Trumpizm’i kurumsallaştırmak" olarak tanımladı.
Project 2025'in pek çok tavsiyesine gelen sert tepkiler, ki bu tepkiler oldukça olumsuzdu ve metnin siyaseten zehirli bir hâl almasına neden oldu. Trump ise inanılmaz bir şekilde raporla arasına mesafe koydu; metni okumadığını ve "arkasında kimin olduğu hakkında hiçbir fikri olmadığını" iddia etti.
- Gerçekteyse yönetimindeki bazı eski yetkililer ve yardımcıları bu rapor üzerinde çalışmıştı ve 2022'de Trump kendisi de Heritage'ın "hareketimizin tam olarak ne yapacağına dair zemin hazırlayacağını ve ayrıntılı bir yol haritası çıkaracağını" söylemişti.
Her ne olursa olsun, Project 2025, ikinci bir Trump dönemi için belirleyici olabilecek, bir plana en çok benzeyen metin. Sonuç olarak, ilk Başkanlık döneminden farklı olarak, artık J. D. Vance gibi iyi eğitimli, keskin bir zekaya sahip, ideolojik ve genç bir başkan yardımcısı bulunan Trump, "odadaki yetişkinler"e güvenmek zorunda kalmayacak; kaprislerine ve iradesine boyun eğecek ruh eşleriyle çalışabilecek. Böylece, uzun zamandır beklenen "hareket muhafazakarlığı"nın, Amerikan hegemonyasının gerilediği ve iç kültürel kutuplaşmanın yaşandığı bir dönemde, yürütme gücüyle Amerikan siyasetine tamamen hâkim olma hayali nihayet gerçeğe dönüşebilecek.
- Elbette buradaki ironi, sosyal ve kültürel olarak ülkenin bir bütün olarak bu muhafazakarların görüşlerini, inançlarını ya da hararetli dinî eğilimlerini paylaşmadığı gerçeği; zira tüm gelişmiş ülkeler arasında en dindarı olan bu ülkede kiliseye katılım bile %50'nin altına düştü.
Belgede yer alan tavsiyelerin tamamının uygulanması mümkün değil ve doğruyu söylemek gerekirse bu hacimli kitapçıkta farklı yazarlar tarafından kaleme alınan makalelerin hepsi de birbirleriyle uyumlu değil. Yine de, Trump’ın kendi eğilimleri, açıklamaları ve illiberal sağın kavramsal gelişiminin izlediği yörünge göz önünde bulundurulduğunda, projenin genel perspektifi ve yaklaşımının ikinci Trump yönetiminin felsefesini ve geniş amaçlarını yansıttığına şüphe yok.
- Bu felsefe, kuvvetler ayrılığını pek de önemsemeyen, yürütmeye aşırı yetki veren ve Başkan'ı hesap veremez hâle getiren "üniter yürütme" doktrininden yana. Ayrıca Amerikan yönetimini yöneten bürokratik personeli derinlemesine siyasallaştırmayı da öneriyor. Özetle, birçok kişinin gözünde, Proje’nin önyargıları, felsefesi, siyasi tercihleri ve toplumsal gerçeklere yaklaşımı, ABD’deki otoriter yönetimin formülünü oluşturuyor.
Rapor dört temel dayanak üzerine temelleniyor ve bu dört maddeye göre belirlenen hedeflerin nasıl hayata geçirileceğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor. Bu maddeler şunlar:
- Aileyi Amerikan yaşamının merkezi olarak yeniden tesis etmek ve çocukları korumak.
- İdari devleti ortadan kaldırmak ve Amerikan halkına kendi kendini yönetme yetkisini geri vermek.
- Ulusun egemenliğini, sınırlarını ve ellerindeki armağanları küresel tehditlere karşı savunmak.
- Anayasanın özgürce yaşamak için tanıdığı ve "Özgürlüğün Nimetleri" olarak adlandırdığı Tanrı vergisi bireysel hakları güvence altına almak.
Dış politika ve güvenlik politikasında belge, kesinlikle şahin bir tutum sergiliyor ve tüm politika önerilerini çoktaraflılığı ve çoktaraflı kurumları mümkün olduğunca küçümseyen, küresel sistemde Amerikan üstünlüğünü korumayı önceliklendiren bir strateji üzerine inşa ediyor. Bununla da yönetimin dış politika tercihleri üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasını hedefliyor. Yani, dış politikaya bakış açısı kesinlikle tektaraflı ve ABD'nin sözde "kurallara dayalı düzen" içindeki sorumluluk ve taahhütlerinden kurtulma arzusuyla şekilleniyor. Tam anlamıyla izolasyonist olmamakla birlikte, itidalden yana bir duruş ve Asya'ya daha fazla odaklanma tercihi de kendini belli ediyor.
- Trump'ın gelgitleri, dış politika tercihlerinin tam olarak nasıl şekilleneceği ve kavgacı söyleminin hangi noktalara varabileceği konusunda öngörü yapmayı zorlaştırsa da, şu ana kadar ki sicili, savaşlardan kaçınmayı tercih ettiğini gösteriyor.
Çin, Amerikan gücünün karşısındaki en önemli rakip olarak görülüyor; Rusya, Kuzey Kore, İran ve Venezuela ise küçük ama yine de önemli sorunlar yaşanabilecek ülkeler olarak belirtiliyor. Project 2025, Çin'e karşı tutumunu açıkça ortaya koyuyor:
"1 milyarın üzerinde bir nüfusa sahip bu despot ülke, hedeflerine ulaşmak için gereken vizyon, kaynak ve sabra sahip. ABD'yi Çin'in planlarından korumak, Amerikan vatandaşlarını, çıkarlarını ve müttefiklerini, Çin'in ABD'nin rekabet gücünü, güvenliğini ve refahını zayıflatan saldırılarına ve istismarlarına karşı korumayı gerektirir. Bu da saldırı ile savunmanın tavizsiz bir karışımını uygulamayı şart koşar."
Trump'ın kendisi ise ekonomik çatışma konusunda daha sert bir tutum benimserken stratejik çatışma konusunda daha uzlaşmacı olabilir ve ne kadar iyi bir pazarlıkçı olduğunu kanıtlamaya çalışabilir.
Hâl böyleyken Trump yönetiminin dünyanın dört bir yanından gelen mallara ve Çin'e yüksek ithalat tarifeleri uygulama eğiliminin, son derece agresif bir uluslararası ekonomi politikası ortaya çıkarması mümkün. Project 2025, tıpkı Trump gibi, NATO'ya karşı soğuk bir yaklaşım sergiliyor; ısrarla Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarını artırmalarını talep ediyor ve Atlantik ötesi ticaret anlaşmazlıklarını gündeme getiriyor. Ayrıca, Trump'ın ilk döneminde tercih ettiği gibi, Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkiler yürütmeyi savunuyor.
Trump, daha önce defalarca Ukrayna'daki savaşın bir an önce sona ermesini istediğini ve bu doğrultuda gerekirse Ukrayna'yı gözden çıkarabileceğini ya da sorumluluğu Avrupalılara bırakacağını açıkladı. Trump'ın müttefikleri, Ukrayna savaşı kaybettiğine göre bir çözüm arayışına girmenin ahlaken doğru olduğunu ve bu tutumun da Trump yemin eder etmez beklenmesi gerektiğini savunuyor. Aynı şekilde, Joe Biden'ın Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi durumu hafifletmek için Rusya lideri Putin ile görüşmesi gerektiğini ifade ediyorlar.
Trump'ın başkanlıktan ayrıldıktan sonra Putin ile görüşmeye devam ettiği de artık biliniyor. Ayrıca, Trump'ın teknoloji dünyasındaki müttefiki Elon Musk'ın da Putin'le birkaç kez görüşmüş olması, ABD'nin Putin'in Rusyası'na yönelik yaklaşımının, Biden yönetiminden radikal bir şekilde farklı olacağını gösteriyor. Trump ekibi, yakın gelecekte Ukrayna'nın NATO'ya üye olmasına da kesinlikle mesafeli yaklaşıyor.
Üniter yürütme teorisi
İç politikada muhafazakarların uzun süredir hedeflediği, "idari devleti" ortadan kaldırmaktı. Hükümet organları arasında güç dağılımı söz konusu olduğunda, Project 2024 açıkça muhafazakarların uzun süredir savunduğu bir teoriyi benimsiyor: Üniter yürütme teorisi.
- Bu teoriye göre, Başkan yürütme organı üzerinde en yüksek yetkiye sahiptir ve Adalet Bakanlığı gibi kısmi bağımsızlıkla çalışan kurumların varlığına kesinlikle müsamaha gösterilmemelidir. Yüksek Mahkeme'nin, Başkanların dokunulmazlığına ilişkin yakın zamanda verdiği ve eski Başkan Trump'a ya da görevden ayrıldıktan sonra herhangi bir Başkan'a yönelik cezai kovuşturma tehdidini neredeyse tamamen ortadan kaldıran karar, bu teorinin pratiğe yansıması olarak değerlendirilebilir.
Trump'ın Adalet Bakanlığı'nın bağımsızlığını ortadan kaldırmak ve kurumun kapasitesini, muhaliflerine veya "tehdit'" olarak gördüğü herkese karşı bir baskı aracı olarak kullanmak konusunda kararlı olduğu biliniyor. Adalet Bakanlığı'na yapılacak müdahaleler, "idari devlet" denilen yapının ortadan kaldırılmasıyla paralel ilerleyecektir.
ABD Kamu Hizmetleri'nin kapsamlı bir reform gerektirdiği su götürmez. Bu yapının artık ülkedeki en parlak zihinleri kendine çekme konusunda başarılı olmadığı açık. Ancak Project 2025’in önerdiği hedefler, Kamu Hizmeti reformunun ötesine geçerek, işten çıkarmayı kolaylaştırıyor ve geniş bir kesimden üst düzey bürokrasiye siyasi ve ideolojik sadakat beklemek suretiyle bu yapının özerkliğini fiilen sona erdirmeyi amaçlıyor.
Bir sadakat testine dayalı olarak memurların görevden alınmasını mümkün kılan Schedule F'in yeniden uygulanması önerisi, federal hükümetin işleyişini yeniden şekillendirmenin temel aracıdır. Bu, federal hükümetteki siyasi atamaların sayısını artırarak bürokrasiyi tamamen siyasileştirecektir.
Geleneksel olarak yeni bir Başkan, bürokrasideki üst düzey pozisyonlara yaklaşık 3.000 siyasi müttefikini atar. Trump'ın ilk döneminde bir kararname ile başlattığı ve Biden'ın iptal ettiği Schedule F'in yeniden yürürlüğe girmesi, bürokraside onbinlerce atamanın siyasi ve ideolojik uyum temelinde yapılması anlamına gelecektir. Bu durumda hâkim ilke, bürokratların Anayasa'yı ya da mevcut yasal düzeni korumak için değil, onları atayan Başkan için çalışmaları olacaktır.
Karşıtlıklar üzerine bir siyaset
Bekleneceği üzere, Project 2025’teki maddelerin çoğu küreselleşme karşıtı, göçmen karşıtı, çevrecilik karşıtı, Çin ile ilişki karşıtı ve Çin'le ilişki kurdukları ölçüde de Big Tech karşıtı. Amerikan eylemlerini kısıtlayıcı bir güç olarak uluslararası örgütler ya da egemenliğe yönelik herhangi bir ihlal, kesinlikle reddediliyor. Son olarak, tıpkı Biden yönetimi gibi, Project 2025 de imalat ve sanayinin temellerinin yeniden kurulmasını destekliyor, bu nedenle tüm serbest piyasa söylemlerine rağmen temelde korumacı bir yaklaşımı benimsiyor.
Heritage raporu, siyasi bir proje olmanın ötesinde, son yıllarda sosyal ve kültürel alanda katedilen mesafeyi geriye çevirmeyi amaçlıyor. Project 2025’in ruhu, kadının toplumdaki yeri ve rolü, aile anlayışı ve tabii ki toplumsal cinsiyet meselelerindeki tutumu, özellikle iki "kara ördek" olan "wokeness" ve "eleştirel ırk teorisi" söz konusu olduğunda özellikle regresif.
ABD'deki kulturkampf'ın esas olarak bu iki kavram etrafında döndüğü doğrudur ve Amerika'da "sol" olarak adlandırılan kesimin, bu konularda kültürel uçurumun diğer tarafındakilere karşı takındığı otoriter ve küçümseyici tavır nedeniyle kendisini halktan uzaklaştırdığına dair güçlü argümanlar ileri sürülebilir.
Bu anlamda bir bakıma, Amerikan siyasi ve toplumsal tarihinin tekrar eden bir teması olan "taşralılar" ile "soluk benizliler" arasındaki husumet yeniden sahneye çıkıyor. Çoğu anket, Trump dönemi siyasetinde, politik tercihleri belirleyen başlıca sınırın eğitim seviyesi olduğunu gösteriyor.
Ancak kürtaj hakları üzerine yaşanan büyük mücadelenin, çok çekişmeli geçen Başkanlık yarışında belirleyici bir konu hâline gelmesinin de gösterdiği gibi muhafazakar tahayyül, ancak kadınların bedenlerini kontrol ederek ilerleyebiliyor. Ki bu da kadınların elde ettiği pek çok kazanımı tersine çevirmek için ilk adım olacaktır.
- Kısacası, Project 2025'in temelini oluşturan din ilhamlı muhafazakarlık, aksi yöndeki söylemlerine rağmen, kadınların eşit bireyler ve vatandaşlar olarak hayatın her alanında ilerlemesini reddediyor.
Eğer Donald Trump ikinci kez oturacağı Başkanlık koltuğunda, Ronald Reagan gibi Heritage raporunun %60'ını uygularsa işlevsiz, aşırı kutuplaşmış ve kurumsal olarak zayıflamış Amerikan demokrasisinin üzerine gerici, otoriterliğe meyilli bir siyasi atmosfer çökecektir. Trump’ın Project 2025’in tavsiyelerinin ne kadarını uygulamaya istekli olacağı henüz net değil. Ancak yalnızca projenin ruhuna sadık kalsa dahi bu durum, Trump’ın siyah ve Latin topluluklarında çeşitli nedenlerle katettiği ilerlemelere rağmen Amerikan siyasetinin gidişatını bir süre daha düşüşte olan bir demografik grubun sosyal, kültürel ve siyasi tercihleri ile milyarderlerin ve şirketlerin ekonomik çıkarlarının belirleyeceğini gösteriyor.
- ABD’nin sadece dış politikasıyla değil, aynı zamanda iç düzeniyle de dünya siyasetindeki merkezî rolü göz önüne alındığında, böyle bir olasılık tüm dünyadaki demokratları endişelendirmeli ve kaygılandırmalıdır.
Dipnot: Bu yazı, ABD başkanlık seçiminden 1 hafta kadar önce, 30 Ekim tarihinde Institut Montaigne'in Expression by Montaigne sayfasında yayımlanan İngilizce orijinalinden yazarın ve kurumun izniyle Türkçeye tercüme edilmiştir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.






