Türkiye'nin Karnesi Yeşil Mutabakat İçin Yeterli mi?

Tatil dönüşü herkesin normal yaşantısına dönmeye çalıştığı, bazılarının bilgisayar şifrelerini bile unuttuğu bir haftaya hoş geldiniz. Merak etmeyin, geçtiğimiz hafta kaçırdığınız iklim gündemini yakalamak için beni dinlemeniz yeterli.
Gelin şimdi geçtiğimiz haftanın aralarda kalan ama Türkiye’nin iklim ve sürdürülebilirlik politikalarında ciddi değişikliğe yol açabilecek bir başlığa hem Derin Bakış hem de Haftanın Haberi olarak göz atalım: Yeşil Mutabakat Eylem Planı...
Bu bültende çokça değindiğimiz “Avrupa Yeşil Mutabakatı – EU Green Deal”, iklim, çevre ve kaynak kullanımı konusunda Avrupa Birliği’nin taahhütlerini daha geniş ve daha etkili bir şekilde yeniden düzenleyen bir yol haritası.

Avrupa Birliği bu mutabakat ile doğal kaynak tüketimini azaltılırken ekonomik büyümenin sağlanması ve 2050’de sera gazlarının net emisyon değerinin sıfırlanması hedeflerine ulaşmak için yeni stratejiler belirliyor.
Bu stratejilerden biri de Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması. Bu düzenleme ile Avrupa Birliği, sınırları içine diğer ülkelerden giren, ucuz ama yüksek karbon ayak izine sahip ürünleri, düşük karbon ayak izi ile üretilen ama daha pahalı ürünlerin seviyesine getirmeye çalışıyor.
Yani Avrupa Birliği ithal ettiği ürünlerin yüksek karbon ayak izi yüzünden, kontrol edemediği bir “karbon kaçağına” izin vermek istemiyor.
Aslında bu düzenleme oldukça tartışmalı, zira uygulanabilir çevre dostu üretim teknolojilerine ulaşma imkanı bulunmayan şirketlerin özgür pazar felsefesi dahilinde ihracat yapılması engelleniyor.
Ama bu düzenlemeye iklim politikası açısından bakarsak, sanayinin karbon ayak izini azaltmak için bu şekilde düzenlemeler, yeniden çevre dostu teknolojilere yatırım yapılacak şekilde kullanılırsa, oldukça etkili bir potansiyele sahip.

Ama bir daha altını çizmekte fayda var, bu düzenleme ile Avrupa Birliği’nin kendi ürünlerini kolladığı ve rekabetini artırmaya çalıştığı da bir o kadar aşikar.
Bununla beraber Avrupa Birliği, düzenlemenin Dünya Ticaret Örgütü düzenlemeleri ile uyumlu ve adil olacağını; çelik gibi ürün ihracatı yapanların yerel üreticilerle aynı fiyattan karbon sertifikası satın alabileceğini ifade ediyor, yani AB’nin beklentisi o kadar da yüksek değil.
Yine de Avrupa Reform Merkezi’nin bir çalışması, gelişmekte olan ülkelerin sınırda karbon düzenlemesi için değişim yapmadığı takdirde, AB’ye yaptıkları ihracatta 16 milyar dolara ulaşan bir maliyetle karşılaşabileceklerini ortaya koyuyor.
Bu durum Türkiye için de geçerli. İhracatının %50’sinden fazlasını AB ile yapan Türkiye, TUSİAD’ın Yeni İklim Raporu’na göre bu düzenleme ile yaklaşık 500 milyon ile 1 milyar Euro civarından bir vergiye tabi tutulabilir.
Eğer Sınırda Karbon Düzenlemesi, her üretilen ürünün saldığı ton karbon başına 30 Euro ödenmesi şeklinde düzenlenirse, bundan en çok 170 milyon Euro ile çimento sektörünün etkilenecek. Bunu Makine, Otomotiv, Demir Çelik ve Tekstil ürünleri izliyor.
Böyle bir durumda, Türkiye’de sektörlerin AB ile ihracatta karşılaşılması muhtemel gelir kayıpları; Çimento sanayiinde %13, Demir Çelik’te %1,7, Kimya sanayiinde %1,1; Otomotiv’de ise %0,7 olarak hesaplanıyor.

Yani Türkiye, her ne kadar hala onaylamamış olsa da, Paris İklim Anlaşması için verdiği beyanları tutsa bile, sınırda 30 Euro’luk bir düzenleme ile gayri safi yurt içi hasılasında %20’lik bir düşüş yaşıyor.
Açıkçası bu ciddi bir ekonomik darbe demek. Zira Türkiye’nin gayri safi yurt içi hasılası, 2013’den beridir %20’lik bir düşüş yaşamakta ve bunun etkilerini ciddi bir şekilde görmekteyiz.
İşte tam da bu nedenle, Ticaret Bakanlığı öncülüğünde neredeyse tüm bakanlıklar, bir buçuk yıldan fazla bir süredir Yeşil Mutabakat Eylem Planı üzerine çalışıyordu.
Kısıtlı sektörel ve STK katılımı ile tam bir mutabakat olup olmadığını sorgulayabileceğimiz bu Eylem Planı, 16 Temmuz’da Resmi Gazete’de de yayımlandı.
Bununla beraber Eylem Planı’nda öne çıkan konular ekonomik kaybın önlenmesi ve AB için teknik dönüşümler ile sınırlı.
Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’nda öne çıkan fosil yakıtlara teşviğin önüne geçilmesi, kömürlü termik santrallerin kapanması, Türkiye’nin ise karbon ayak izini düşürmesi gibi konulara hiç değinilmemiş.

Rapor içerisinde Organize Sanayi Bölgelerin yeniden yapılanmasından atık suyun yeniden daha verimli kullanılmasına, tarımda organik üretimin artırılmasından yenilenebilir enerji kullanımına yeşil çevre dostu bir dünya resmi çiziliyor.
Eylem Planı 9 ana başlık altında toplam 32 hedef ve 81 eylemi içeriyor dense de bu eylemler oldukça geniş cümleler ile tanımlanmış.
Açıkçası bu adımların ve bütçenin kesinleşmesini Eylem Planı devreye geçtikten ve finansman imkanları keşfedildikten sonra belli olacak gibi.
Ama işte sorunlar tam da burada başlıyor. Türkiye’nin ciddi bir denetleme eksikliği olduğu uzmanlar tarafından belirtilmekte.
Rize’de yaşanan selden sonra dere yataklarında şehirleşmeyi rica ile durdurmaya çalışan bir hükümetten bahsediyoruz.
Bu açıklamadan her ne kadar izinler verilse de bu izinlerin istismara açık olduğu bir durum olduğunu çıkarmak mümkün, zira plastik geri dönüşüm sektöründe de benzer şeyler yaşandı.
Bir anda verilen izinler, denetimsizlikten ve merdiven altı işletmelerden dolayı ciddi çevre sorunlarına yol açmış, daha sonra şikayetler üzerine Adana'da faaliyet gösteren 133 tesiste yapılan denetimde, 26 işletmeye rekor bir seviyede toplam 7 milyon 20 bin lira para cezası verilmişti.
Denetleme eksikliği haricinde, yıllarca Türkiye’de eylem planlarının maalesef eyleme geçemediğini görüyoruz. Bunun en yakın örneğini yaşadığımız kuraklık sürecinde görmekteyiz.
Türkiye 2017’de hazırladığı Kuraklık Eylem Planını, 5 yılda eyleme sokmuş bile değil. Tarım sektörü hala Türkiye’nin temiz su kaynaklarının %70’ini kullanmakta, hala tarlalar damla sulama ile değil vahşi sulama ile sulanmakta, açılan izinsiz kanallar ile göller kurutulmakta, doğal yaşam katledilmekte.
Eyleme geçmeyen planları TARBİL, coğrafi işaret ve en son Marmara’yı mahveden müsilaj sorunu için de görmek mümkün. Müsilaj Eylem Planı’nında aylar geçmesine rağmen hala bütçesi veya ilk atılacak adımlar planlanmış değil.
Bu örnekler bize maalesef şu anki hükümetin ekonomik planları eyleme geçirme karnesinin kırık olduğunu gösteriyor. AKP’nin kendi 2023 Ekonomik Büyüme Planlarında bile istenilen seviyede değiliz.
Bununla beraber bu öyle rafa kaldırılabilecek bir proje değil. Türkiye’nin ihracatının yarısından fazlasının gittiği bir bölgeye uyumdan bahsediyoruz.
Eylem Planı açıkça bu dönüşüm için her türlü finansmanın aranması gerektiğini belirtiyor. AB fonundan, AB dışı ülkeler ile anlaşmalara, İslami Yeşil Fon arayışından karbon vergisine kadar geniş konular ele alınmış raporda.
Rapor içerisinde karbon fiyatlandırma ve karbon vergisi seçeneği özellikle öne çıkıyor. Özellikle ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmasının uygulanmasının sektörler üzerinde yaratacağı ek maliyetlere ve ekonomiye etkilerine yönelik çalışmaların yapılacağı bilgisi, bir karbon vergisi haberdarı gibi.
Bununla beraber bu yükün sadece şirketler üzerine yüklenmesi oldukça eşitsiz bir durum olur. Sanayi her ne kadar yüksek derecede enerji harcasa da, bu enerjinin ne şekilde üretileceğine karar veren hala devlet.
Türkiye’nin enerjide karbon ayak izini düşürecek planlara, yenilenebilir enerjinin geleceğine ve hatta Paris İklim Anlaşmasını onaylamasına değinilmeden karbon vergisini hayata geçirmesi, şirketlerin iki taraftan kapana kısıldığı bir pazar alanı oluşturur.
Kısacası, Avrupa Birliği’nin 3 yıl içerisinde vergisiz, 3 yıl sonrada vergili şekilde hayata sokacağı bu düzenleme, Türkiye için büyük bir değişimin habercisi.
Bu değişimin iyi veya kötü sonuç vermesi ise hükümetin yapacağı değişiklere bağlı. Bu değişiklikleri yapacak hükümetin kim olacağı ise bize bağlı...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye eylem planını hazırladı, peki planı eyleme geçirebilecek mi?
27 Tem 2021

YAZARLAR

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR



