Türkiye’nin sansür pratikleri

Türkiye’nin sansür pratikleri

4 Aralık - İTÜ Çekirdek - Odak
Big Bang Startup Challenge ile birlikte

Geleceğin teknolojileri 7-8 Aralık’ta Big Bang Startup Challenge sahnesinde İTÜ ARI Teknokent’in dünyada en başarılı ilk 5 kuluçka merkezlerinden biri olan kuluçka merkezi İTÜ Çekirdek , bu yıl da dünyadan ve Türkiye’den en iyi girişimcileri Big Bang Startup Challenge girişimcilik etkinliğinde ağırlamaya hazırlanıyor. Nedir? Türkiye’nin en büyük girişimcilik etkinliği Big Bang Startup Challenge 7 - 8 Aralık’ta Uniq Istanbul ’da gerçekleşecek, Future Changers temalı Big Bang Startup Challenge ’da öncü ve yenilikçi teknolojileriyle örnek teşkil eden çözümler geliştiren girişimlere kaynak sağlanacak. Neler var? Etkinliğin ilk günü 7 Aralık’ta Big Bang’in TOP 71 girişimleri Otomotiv, InsurTech, Sivil Havacılık ve Havalimanı İşletmeciliği, Enerji ve Genel Kategori sahnelerinde sunum yapacak. Etkinliğin ikinci günü 8 Aralık’ta ise en iyi 20 girişim sunum yapacak ve 71 girişim ödül töreninde nakit, ödül ve yatırımlarla buluşacak. Ayrıca, 8 Aralık’ta girişimcilerin ödüllerle buluşacağı Big Bang sahnesinin coşkusuna ünlü sanatçı Ceza şarkılarıyla ortak olacak. Türkiye’nin en büyük girişimcilik etkinliği Big Bang Startup Challenge ’da yerinizi almak için buradan kayıt olabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Türkiye’de basın, hiçbir zaman tam anlamıyla özgür olmadı. Hükümetler, tek parti döneminde Takrir-i Sükûn gibi kanunlarla, Demokrat Parti döneminde de Tahkikat Komisyonu gibi uygulamalarla basın kuruluşlarını siyasi baskı altında tuttu. Yargının kılıcı basının üzerinde hep sallandı. 1960 darbesinden sonra oluşan görece özgür ortam, 12 Mart 1971’deki askeri muhtırayla bozuldu. 1970’li yıllar da gazetecilerin hapsedildiği ve öldürüldüğü, basın kuruluşlarının baskı altında tutulduğu bir dönem oldu.

1980’den 2000’lere basın özgürlüğü

12 Eylül 1980 darbesiyle yönetime gelen cunta ise kurduğu Milli Güvenlik Konseyi (MGK) aracılığıyla sansürü sistematik hale getirdi. MGK’nın siyasi yayınlar konusundaki baskısı, ana akım medyayı apolitikleşmeye ve magazin içeriklerine daha fazla yer vermeye itti. 1997 -2001 arasında PEN Yazarlar Derneği’nin başkanlığını da yapan yazar Alpay Kabacalı, Konsey Başkanı Kenan Evren’in basını zaman zaman şahsen denetlediğini, “hoşa gitmeyen” yayınlar için kapatma cezası verildiğini, tutuklamaların yapıldığını ifade ediyor. 

Fikir gazeteciliğinin kısıtlandığı 1980’lerde basının geleneksel sahiplik yapısı da değişti. Sermaye grupları ana akım medya şirketlerinin sahibi haline geldi. Yayıncılığın kar odaklı hale geldiği bu dönemde vatandaşların haber alma hakkı sekteye uğradı. Örneğin Sinan Baran’ın yüksek lisans tez çalışması, Milliyet’in Mayıs 1980’de %16,7 oranında magazinsel içeriğe yer veren bir gazeteyken Mayıs 2000’de bu oranın %53’e çıktığını gösteriyor

1990’lar ise sermaye gruplarına ait medya kurumlarının iyiden iyiye güçlendiği bir dönem oldu. İstikrarlı, güçlü ve uzun ömürlü hükümetlerin kurulamaması, hükümetlerin basın üzerinde baskı kurmasını zorlaştırdı. 1993’te özel radyoların kapatılması girişimi, Başbakan Tansu Çiller’in de destek verdiği, vatandaşların arabalarındaki antenlere siyah kurdele taktığı “radyomu istiyorum” eylemleriyle engellendi. Faili meçhul cinayetlere, devlet-mafya ilişkisine, toplu cinayetlere dair araştırmacı gazetecilik kısmen de olsa yapılabildi.

Öte yandan 1990’lar başta Ahmet Taner Kışlalı ve Uğur Mumcu olmak üzere 37 gazetecinin faili meçhul cinayetlerde öldürüldüğü bir dönem oldu. Geriye, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya söylediği "Bir tuğla çekersek duvar yıkılır" sözü kaldı. Tüm toplumsal çabaya rağmen de o tuğla hala çekilemedi. 

3Y ile (yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar) mücadele edeceği vaadiyle iktidara gelen AK Parti’nin Türkiye’yi yönettiği 2000’lerden bugüneyse basına yönelik yasaklar ve baskılar zirveye ulaştı. 1980’lerde değişen medya sahipliği yapısı bu dönemde ana akım medyanın tamamen iktidar güdümüne girmesine sebep oldu. İktidara yakın sermaye grupları, kamu bankalarından elde ettikleri kredilerle büyük medya şirketlerini satın aldı. Eski sahiplerse vergi cezaları, başka sektörlerdeki işlerin engellenmesi gibi yöntemlerle medya gruplarını satmak durumunda bırakıldı.

CHP’nin 2019 tarihli bir raporunda, medyanın %95’inin iktidar kontrolünde olduğu, Türkiye’nin haberlere güvensizlik oranında dünyada ikinci ülke konumuna yerleştiği belirtiliyor

İktidara yakın olmayan kuruluşların reklam gelirleri, 2010’dan bu yana dağıttığı ilan gelirlerini açık şekilde raporlamayan, İletişim Başkanlığı’na bağlı Basın İlan Kurumu eliyle yoksullaştırıldı. Barış Terkoğlu, Murat Sabuncu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Hülya Kılınç gibi gazeteciler hapsedildi. Bugün de hala mesleki faaliyetleri dolayısıyla hapiste tutulan pek çok gazeteci mevcut. 

Yayın yasakları

Bu dönemde toplumda büyük yankı uyandıran konulardaki haberlere savcılıkların yayın yasağı talep etmesi ve yargının da hızla bu talebi onaylaması ya da RTÜK’ün yayın yasağı kararı ilan etmesi son derece olağan uygulamalar haline geldi. Son olarak Taksim’de yaşanan patlamaya ilişkin getirilen yayın yasağı ve sosyal medya mecralarına uygulanan bant daraltma henüz hatırlarda. 2019’da Cumhuriyet gazetesinin kamu ihaleleriyle ilgili bir haberine yayın yasağı getirilmesinin haberine de yayın yasağı getirilmesi, herhalde işin vardığı boyutu zaten yeterince güzel özetliyor. 

Terör saldırısı gibi konularda, özellikle şüpheliler yakalanamamışken onlara ipucu verecek nitelikte bilgilerin sızmasının önüne geçmek, toplumda infial yaratacak görüntülerin yayılmasını engellemek adına yayın yasağı uygulanması oldukça anlaşılabilir. Ancak bu yasağın halkın haber alma hakkını yok sayan bir nitelikte uygulanması ise aynı ölçüde kabul edilemez. Nitekim korkunç bir olay yaşayan insanlar, sağlıklı haber akışı sağlanamayan durumlarda da infiale kapılabilir. 

Yayın yasağı ve erişim engeli getirilen başka haberlerin detayları, bu yasakların amacının infiali önlemektense halkın haber alma hakkını engellemek olduğunu düşündürüyor. İşte son yıllarda yayın yasağı getirilen haberlere bazı örnekler:

  • Eşini öldürdükten sonra intihar eden Eski Alperen Ocakları Genel Başkanı, Adalet Bakanlığı Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı'nda görev yapan hâkim Serkan Tüzün ile ilgili haberler;
  • HDP’nin Cengiz Holding’e ait olduğunu söylediği iki tırın karıştığı, 20 kişinin ölümüne yol açan Mardin’deki trafik kazasına ilişkin haberler;
  • Doktor Ekrem Karakaya cinayetinin soruşturma dosyasına ilişkin haberler;
  • CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun "Devleti FETÖ’ye teslim eden kişinin adı Recep Tayyip Erdoğan’dır" ifadelerini kullandığı konuşması;
  • Samuray kılıcıyla öldürülen Başak Cengiz cinayetine ilişkin haberler;
  • 17-25 Aralık sürecinde eski bakanlar Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar'a yönelik olarak başlatılan "yolsuzluk" soruşturmasına ilişkin haberler;
  • Reza Zarrab konulu haberler;
  • MİT TIR'larının durdurulmasına ilişkin haberler;
  • Musul’daki Türkiye konsolosluğunun işgal edilmesine ilişkin haberler;
  • 24 kişinin ölümüyle sonuçlanan Çorlu’daki tren kazasına ilişkin haberler;
  • Kuzey Marmara Otoyolu kapsamında Gebze’de inşa edilen viyadükte üç işçinin ölümüne sebep olan çöküntüye ilişkin haberler;
  • Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'un öldürülmesine ilişkin haberler;
  • AK Parti milletvekili Şirin Ünal’ın evinde öldürülen Nadira Kadirova’ya ilişkin haberler;
  • AK Parti milletvekili Tolga Ağar’ın ilişkili olduğu iddia edilen Yeldana Kaharman’a ilişkin haberler;
  • Sedat Peker’in hükümet üyelerinin çeşitli suçlara karıştığı iddialarına ilişkin haberler;

Üstelik medya ombudsmanı Faruk Bildirici, geçici olarak ilan edilen yayın yasaklarının bir kısmının kalktığına dair kararların yayımlanmadığının altını çiziyor. Bildirici, yayın yasaklarının bu şekilde kalıcı hale getirilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu hatırlatıyor. Örneğin Taksim saldırısına ilişkin yasağın kaldırıldığı ifade edilmediği için yasağı dinleyen kalmadığını, bunun gelecekte iktidarın hoşuna gitmeyen bir yayın organına patlamaya dair haberleri nedeniyle ceza verilmesine ya da dava açılmasına yol açabileceğini söylüyor

Dezenformasyon yasası

İktidarın medyaya yönelik baskısının, tutuklu gazetecilerin, yayın ve erişim yasaklarının bu kadar gündemde olduğu bir dönemde yürürlüğe giren, “sansür yasası” olarak da bilinen dezenformasyon yasası ise endişeleri oldukça artırdı.

Aposto Gündem’de ve politika yayınımız Spektrum’da defalarca ele aldığımız bu yasa, Türk Ceza Kanunu’na "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçunu ekleyerek, "endişe, korku veya panik yaratma, ülkenin iç ve dış güvenliğini kamu düzenini ve kamu barışını bozmaya" yönelik yayın yapanların hapisle yargılanmasını öngörüyor. Bu kavramların muğlaklığı, yasanın hükümetin hoşuna gitmeyen yayınları yasa kapsamında yargılanmasının da önünü açıyor

Bilişim hukukçusu ve İfade Özgürlüğü Derneği kurucusu Prof. Dr. Yaman Akdeniz, “Keyfi soruşturmalar açılacak, teknik takipte kimi bulabilirlerse onları soruşturacak, yargılayacaklardır. Nasıl biz medya taraması yaptığımızda sıklıkla karşımıza cumhurbaşkanına hakaret suçu çıkıyorsa, bu da bundan sonraki dönemde yeni bir suç tiplemesi olarak karşımıza çıkacaktır. Amaç hem korkutmak hem de susturmak, yani ifade ve basın özgürlüğü Türkiye'de her zaman tehlike altındaydı ama bu son değişiklikten sonra daha ciddi bir tehlike ile karşı karşıyayız. Daha da karanlık bir dönemin başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz.” sözleriyle yasayı yorumluyor

Yasayı Spektrum’a yazdığı Suspus Kanunu başlıklı yazıda eleştiren deneyimli gazeteci Ferai Tınç ise, “Tarihin hiçbir döneminde baskıyla, zulümle, hapisle, zorbalıkla gerçekler örtbas edilemedi. Gerçeklerden korkanlar kaybettiler, karanlık köşelerinden iş çevirmeye kalkanlar er ya da geç ayıplarıyla baş başa kaldılar. Çünkü gerçekler özgürdür, ‘sus dendiğinde susmaz.” cümleleriyle yasayı hazırlayanların amaçlarına ulaşamayacağını savunuyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🤐 Odak: Sansür

Aposto Odak, bu sayısında her yönüyle sansürü ve bilgiye ulaşmaktaki engelleri ele alıyor.

04 Ara 2022

Scholars at Risk

YAZARLAR

Bartu Özden

Politics editor @ Aposto

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta