
Güneş Duru’yla yaklaşık 14 yıl önce annemin bir çalma listesi sayesinde tanıştım. Spotify’da tek şarkıyla temsil edildiği şekilde değil, karışık kasetlerin bütünlük bozmayan kendi hikâye anlatıcılığı içinde gerçekleşen bir tanışıklıktı.
Sanıyorum onunla ilgili en sevdiğim şey Twitter adında kullandığı gökkuşağı emoji’si. Güneş’le ilgili bendeki tınıları özetleyen de bu renkli tercih — akademik hayatını sanatsal üretimleriyle birlikte götürüşüyle “Evet ya, ben de yapabilirim!” dedirten ve “Burada güvendesin,” hissini veren Twitter profili, daha önce “güvenli alanlarda güvende hissetmemek” üzerine yaptığım bir konuşmayla bizi birleştiren araç oluyor. Sonra bugüne geliyoruz: 1968 doğumlu — en sevdiğim — 20’lik olmayan 20’lik annemin beni tanıştırdığı sanatçıya 20’lik olmakla ilgili soruları iletiyorum.
20’lik Olmayan 20’likler kanalının üçüncü konuğu Redd grubunun gitaristi, arkeolog, aktivist, köşe yazarı ve besteci; neredeyse her konuşmasında denk geldiğim, orta yolculuktan kaçan politik gerçekliğiyle Güneş Duru.

İllüstrasyon: Irmak Hacımusaoğlu
Kaç yaşındasın? Kaç yaşında hissediyorsun?
40’larımın ortasındayım. Kendimi 30’larımda hissediyorum, öyle de yaşıyorum diyebilirim.
Bi’ 20’lik açsak ve sorsak: 20’li yaşlarındaki insanlara önerin nedir?
Bu tür yaşlarda sizden büyüklerin size yaptığı önerileri ciddiye almayın derim öncelikle. Sonrasında “Benim yaptığım hataları yapmayın, her daim 20li yaşlarda kalamayacaksınız,” diye ekleyeyim. Zaman hızla geçecek ve bu yaşlar bizim gelecekteki altlığımız açısından çok önemli. Bazen berbat bir 20’li yaşlar dönemi geçirebiliriz — eğlenceye, tembelliğe kapılıp zamanı “boşa” harcayabiliriz ve bazen bu bize pek çok şeyi hızla öğretebilir de. Ancak aklımızın bir yerinde zamanın bizim savrukluğumuzu beklemeyeceğini de düşünmek gerekiyor.
20’li yaşlarına dair bir “keşke” ve bir “iyi ki” nedir?
Keşke daha iyi bir eğitim alsaydım. Keşke daha çok okusaydım; daha cesur olsaydım; her şeyi deneseydim. Bazen bunlar için “geç” oluyor. Keşke daha çok seyahat etseydim; Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerini, genç, kaygısız ve telaşsız geçirseydim.
Yalnız bir de gerçekler var. 20’li yaşlarım böylesine büyük, ekonomik bir buhrana denk geliyor — Türkiye’nin karmakarışık olduğu bir döneme. Aslında düşününce hiç çıkmamışız bu iklimden. Son 20 yıl daha kötü elbette.
Özellikle de şimdilerde 20 yaşında bir birey, hem şanslı hem de şanssız. Şanslı diyorum çünkü öz güveni daha yüksek. Şanssız çünkü yokluktan bir kültür yaratım sürecinin; muazzam çabaların; darbe sonrası inşa olan kültür, sanat, bilim ortamını biz yaşadık. Tam da göbeğinde bir parçasıydık.

İllüstrasyon: Irmak Hacımusaoğlu
20'lik Güneş, Redd'in ürettiklerini görse ne derdi?
Ne kadar anlardı emin değilim ama 20’lik Güneş de buz dağının görünmeyen kısmını merak ederdi. Redd biraz öyle bir grup, anlaşılması için emek ve zaman gerekiyor. Tek şarkılık, Spotify listelerinden birindeki temsilden öte bir anlam barındırıyor. Bu yüzden hiç bu kadarını beklemezdi sanırım — sanki 20’lik düşlerim bu tür bir hacimsel anlatı ve kavramsallık beklemezdi gelecekteki benden.
O zamanlar bugünleri nasıl öngörüyordun? Haklı çıktın mı — yoksa her şey çok mu farklı?
Bugüne ilişkin bir öngörüm yoktu. Hiç öyle “Gelecekte ne olurum, nasıl olurum?” diye düşünen biri olmadım 20’lerimde. Fakat ülkenin 2000’lerde yaptığı siyasi tercihlerin ve bu tercihlerin toplumun farklı kesimlerince desteklenmesinin bize ağır faturaları olacağını; yanlış seçimlerin, tam ya da yarım ağızla verilen desteklerin ülkenin geleceğinden, umudundan büyük bir eksilmeye ve erozyona neden olacağını öngörmüştüm.
Konuştum, yazdım ve çizdim bu konularda. Düşünsenize, 20 yaşındasınız ve doğduğunuzdan bu yana ülke aynı kadrolara tarafından yönetiliyor; eğitimden bilime her şey yap-boz ve çürümüş bir düzenin parçası.

İllüstrasyon: Irmak Hacımusaoğlu
20’li yaşlarının Türkiyesi nasıl bir yerdi? Özledin mi?
Hem özledim hem de özlemedim. Özlediğim az önce sözünü ettiğim darbe sonrası Türkiye’nin kültür ve sanat anlamında kendine gelmeye çalıştığı, İstanbul’da pek çok mekânın açıldığı, Beyoğlu’nun alternatif müzik ve sanatlara, bugünle kıyaslanamayacak bir özgürlüğe sahip olduğu o günleri özlüyorum. Ki aynı zamanda bugün özellikle Türkçe sözlü rock ve alternatif müziğin tohumlarının atıldığı yıllar o dönem. Biz de bu süreci en rock’n roll, en şahane şekilde yaşadık.
Öte yandan ekonomik çalkantılar; keyfî ve niteliksiz idareciler; ülkede yükselen şiddet ortamı; faili meçhuller de yine aynı zamana denk geliyor. Bir yanımız özgürleşirken, batı kentleri Avrupa’yla entegre olurken Türkiye’nin diğer ucunda Kürtler için en fena zamanlardı.
O yüzden bir yanım özlüyor, diğer yanım Türkiye’nin o karanlık yanını düşünüyor — bu özlemin diğerlerine haksızlık olacağını düşünüyorum ve duruyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




