Üç yıl sonra Hatay'da hayat: 'Antakya'nın ruhu ölmedi, yoruldu ama hâlâ yaşıyor'

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Türkiye tarihinin en yıkıcı felaketinin yaşandığı 6 Şubat 2023'ün üzerinden tam üç yıl geçti. Kahramanmaraş merkezli iki depremde, resmî verilere göre 53 binin üzerinde can kaybı yaşandı, 11 ilde yüzlerce bina yıkıldı, depremden etkilenen insanların sayısı 13 milyonu aştı. Ancak üç yılın ardından hayatları altüst olan depremzedelerin yaşam koşullarında düzelme olduğunu söylemek oldukça güç.
Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın "Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Yeniden İmar ve Gelişme Raporu"na göre hasarın en yoğun olduğu Hatay’da halen 156 bin 953 kişi konteynerlerde yaşıyor. Konteyner kentlerde yaşayan toplam kişi sayısının ise 360 bin 455 olduğu belirtiliyor.
- Kalıcı konutlara geçişin sağlanamaması, konteynerlerde yaşayan depremzedeler için gündelik hayatı her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Depremzedeler, artık belirsizliğin sona ermesini ve bir an önce evlerine kavuşmayı istiyor.
Öte yandan Hatay’ın tek sorunu barınma da değil; altyapı problemleri de devam ediyor. Elektrik ve su kesintilerine rağmen gelen yüksek faturalar, ulaşım ve iletişim sorunları kentte yaşamayı her gün ayrı bir mücadele hâline getiriyor. Yıkılan okullar, geçici mekanlarda sürdürülen dersler ise eğitim sürecini belirsizliğe ve güvencesizliğe mahkum ediyor.
‘21 metrekarede dört kişi yaşıyoruz’
44 yaşındaki bir depremzede ile konuşuyoruz. İsmini vermek istemiyor ama bir mobilya mağazasında satış müdürü olarak çalıştığını, 3 yıldır Antakya’da 21 metrekarelik bir konteynerde ailesiyle birlikte yaşadığını anlatıyor; iki çocuğundan biri üniversiteye hazırlanıyor.
Konteynerde yaşamanın psikolojik olarak ne kadar yıpratıcı olduğunu dinliyoruz:
“Depremden önce 160 metrekarelik bir alanda otururken bir anda 21 metrekarelik bir alana geçtik. Kimsenin özel hayatı yok. Su kesintilerinin sıklığı da gün geçtikçe artıyor, kişisel ihtiyaçlarımızı giderirken bile zorluk yaşıyoruz. Elektrikle ısınıyoruz ancak elektrikler sık sık gidince kışları çok soğuk, yazları ise aşırı sıcak oluyor.”

Fotoğraf: bianet
Depremden sonra kısa süreliğine başka bir şehre giden ancak geri dönen depremzede dönmeye karar verdiklerine pişman. Üniversiteye hazırlanan çocuğu için konteynerde ders çalışmanın neredeyse imkansız olduğunu anlatıyor:
“Kendilerine ait bir çalışma alanları yok ve bu yüzden ranzada başları tavana değerek ders çalışmak zorunda kalıyorlar. Elektrik kesintilerinin üzerine şebekeler de çekmiyor. Böyle bir ortamda ders çalışmaları gerçekten çok zor.”
Bitmeyen kesintiler, artan faturalar
Hatay’da depremzedeler için bazen haftalarca süren elektrik kesintileri bir rutine dönüşmüş. Buna rağmen faturalarının yüksekliğine anlam vermekte zorlanıyorlar. Samandağ'da yaşayan 35 yaşındaki Sema hanım, "Bir önceki ay 1.590 TL gelen faturam, Aralık ayında günlerce elektrik kesintisi yaşanmasına rağmen bu ay 11 bin TL geldi. Bu normal mi?" diye soruyor ve ekliyor:
“11 bin TL’lik faturayı borçlanarak ödedim. Doğal olarak bu ay, elektrik faturasına ödediğim meblağ yüzünden ciddi zorluk yaşadım.”
Aralık ve Ocak ayları boyunca neredeyse her gün elektrik kesintisi yaşadıklarını söyleyen Sema Hanım, bu kesintilerin hayatlarına etkisini de ağır bir şekilde hissediyor:
“Üç çocuk annesiyim, evi sadece klimalarla ısıtabiliyorum. Kesintiler yüzünden çocuklarımda sürekli sağlık problemleri oluştu ve hâlâ bu sorunlarla yaşıyoruz. Geceleri de sürekli elektrikler kesiliyor. Samandağ'ın çoğu mahallesinde sürekli elektrik kesintileri yaşanıyor ama buna rağmen faturalar çok yüksek geliyor."
‘Öğrencilerin geleceğe dair umutları tamamen köreldi’
Üç yılın ardından düzelmeyen sorunlardan biri de eğitim. Hatay’da yıkılan okullar, kalabalık sınıflar ve altyapı eksiklikleri nedeniyle binlerce öğrenci nitelikli eğitime ulaşamıyor.
Bazı okullarda dersler hâlâ geçici mekanlarda sürdürülüyor. Örneğin deprem sonrası kullanılamaz hâle gelen Osman Ötken Anadolu Lisesi’nin öğrencileri, 3 yıldır İskenderun Limanı’ndaki Rauf Bey gemisinde ders yapıyor.

Fotoğraf: AA
Deprem öncesinde 30 yılı aşkın süredir Hatay'ın en köklü okullarından olan Selim Nevzat Şahin Anadolu Lisesi'nde felsefe dersi veren ancak Nisan ayında proje okullarda yapılan atamalarla okul değiştirmek zorunda kalan 56 yaşındaki Ahmet Öğretmen'e göre deprem, öğrencilerin hayata ve eğitime bakışını tamamen değiştirmiş:
“6 Şubat depremlerinden sonra öğrencilerin geleceğe dönük umutları tamamen köreldi. Yaşamdan ve kendilerinden beklentileri tamamen değişti. Okullarda kişisel ve sosyal gelişimi destekleyecek ortamlar yeterince oluşturulamadığı için geleceğe yönelik kaygıları arttı.”
Deprem travmasının sınıflara doğrudan yansıdığını belirten Ahmet Bey, birçok öğrencinin derslere odaklanmakta zorlandığını söylüyor:
“9. sınıflarda kayıt yaptıramayan, devamsızlığı çok yüksek olan öğrenciler var. Ara sınıflarda, yani 10, 11 ve 12. sınıflarda ise devam zorunlu olduğu için okulu tamamen bırakanların sayısı daha az.
Öte yandan deprem travması öğrencileri olumsuz etkiliyor. Bazıları bunu aşmaya çalışsa da öğrencilerin büyük bir kısmında ciddi bir odaklanma sorunu var.”
Okullarda hâlâ elektrik ve ısınma sorunlarının sürdüğünü vurgulayan Ahmet Bey, özellikle internet erişimine dikkat çekiyor:
“İnternet çok büyük bir sıkıntı. Akıllı tahtalara sadece öğretmenlerin cep telefonuyla bağlanılabiliyor. Okullarda uygun eğitim-öğretim ortamlarının oluşturulması gerekiyor. Kurslar, kütüphaneler ve ulaşım desteği de bu sürecin önemli bir parçası.”
‘Planlar netleşmeden operatörler de düzgün hizmet veremiyor’
Herkesin şikayetçi olduğu elektrik ve telekomünikasyon sorunlarının nedenini sorduğumuz telekomünikasyon mühendisi Abdullah Bey, rezerv alan planlamalarına işaret ediyor:
“Antakya’da sadece bir operatöre özgü değil, tüm operatörlerde ciddi şebeke sorunu var. Bunun en büyük sebebi rezerv alan. Rezerv alan ilan ediliyor, bu bilgiler operatörlerle paylaşılıyor. Operatör bir planlama yapıyor, geliyor ve istasyonunu kuruyor. Daha sonra o rezerv alanda plan değişikliği yapıldığı için baz istasyonu geri sökülüyor. İstasyon sökülünce maalesef şebeke çekmiyor.”

Hatay'da aydınlatma ve elektrik sorunlarını protesto etmek için düzenlenen eylemden | Kaynak: sendika.org
Planlar netleşmeden kalıcı bir çözümün mümkün olmayacağını belirten Abdullah Bey, süreci şöyle özetliyor:
“Plan tamamen oturduğunda bir düzelme olacak. Depremden sonra rezerv alan açıklandığında neredeyse tüm operatörler baz istasyonu kurdu. Ancak plan sürekli değiştiği için operatörler bir noktada geri çekilmek zorunda kaldı çünkü bu durum ciddi maddi kayıplara yol açıyor. Bu nedenle operatörler ‘Binalar yerleştirilsin, tüm plan netleşsin, ondan sonra gelip istasyonlarımızı kuralım’ dediler.”
Abdullah Bey bu sorunların da etkisiyle Antakya’nın merkezinde bile hâlâ yaşam olmadığını da ekliyor:
“Antakya’nın merkezi olan Atatürk Caddesi ve Saray Caddesi gibi yerler Antakyalılar için manevi değeri çok yüksek alanlar. Bu bölgelerin şimdiye kadar daha yaşanabilir hâle gelmesini beklerdim. En azından tamamlanmış olmaları gerekirdi. Hâlâ tozla ve trafikle mücadele ediyoruz. Dışarı çıkamaz hâle geldik.”
Abdullah Bey kentte süren inşaatların ve şehirdeki sorunların çocuklar üzerindeki etkisine de dikkat çekiyor:
“3 yaşında oğlum var, onu şehirdeki inşaatlarla boğmak istemiyorum. Oğlum Antakya'nın her yerinde kaza yapmış arabalar görüyor. Psikolojisi tamamen bozuldu. Artık ne zaman araba görse ‘Baba bak, şimdi kaza yapacak’ diyor. Bu yüzden her hafta sonu şehir dışına çıkmak zorunda kalıyoruz.”
‘Garson olarak iş bulabilenler bile kendini şanslı hissediyor’
Defne Halk Temsilcileri Meclisi Derneği Başkanı Hizam Hasırcı, sahada kendisine bildirilen sorunlar arasında ulaşım sıkıntıları ile yolların çamurlu ve bozuk olmasının başı çektiğini belirtiyor. Bozuk yollar Hatay'ın trafik ve kaza sorununu da büyütmüş:
“Hepimiz araçlarımızı tamirciye götürmekten ve bunun getirdiği ek masraflar altında ezilmekten bıktık. Yollardaki devasa çukurlar kazalara neden oluyor.”

Ancak Hasırcı'ya göre özellikle gençlerde gelecek kaygısını ciddi şekilde körükleyen sorunlardan belki de en yakıcı olanı işsizlik:
“İnsanlar depremden sonra ekonomik olarak çok zayıfladı. Birçok esnaf işyerini hâlâ kuramadı, bu yüzden yanlarında çalıştırdıkları insanlar da işsiz kaldı. Gençlerin çalışacağı ne bir fabrika ne de bir iş alanı var. Garson olarak iş bulabilenler bile kendini şanslı hissediyor. Depremzedeler genel olarak çok mutsuz. Gelecek kaygısı ciddi bir tedirginlik ve karamsarlığa yol açmış durumda.”
'Antakya'da özel hastane yok'
2006 yılında iş nedeniyle Adana'dan Antakya'ya taşınan 45 yaşındaki psikolojik danışman Aysel Hanım, sağlık sisteminin sorunlarından bahsediyor ve şu anda Antakya’da hiçbir özel hastanenin hizmet vermediğine dikkat çekiyor:
“Benim aile hekimliğim konteynerde. Yaşlı ve çocuklar için bekleme alanı yok. Sokakta bekliyorsunuz güneşin ya da yağmurun altında. Bir gün sabah erken gittim babam yaşındaki bir amca yerde oturmuş doktorun gelmesini bekliyor. O kadar zoruma gitti ki... Bizim insanımız bunu hak etmiyor. Bazı alanlarda randevu alıp muayene olmak haftalar sürüyor.”

Deprem sonrası kentten göç edenlerle ilgili de konuşan Aysel Hanım, kendisinin şehirden ayrılmayı bu şartlara rağmen asla düşünmediğini söylüyor:
“İlk yıl o yıkımların içinde işe gidip gelirken kendime ‘Burada ne işin var’ diye sorardım ağlayarak. Ama gitmek için güçlü bir neden bulamadım. Antakyalıların en önemli özelliklerinden biri sadakat ve aidiyet duygusu. Çevremde şehri tamamen terk edenlerden ziyade, şartlar elverdiği anda geri dönenleri ve dönmek için gün sayanları görüyorum.
Depremin hemen ardından mevcut durum ve belirsizlikten dolayı gidenler çok oldu. Çocukların okulu, yaşlıların bakımı, barınma sorunları insanları uzaklaştırdı. Ama gidenlerin çoğu gittikleri yerde kendilerini hep misafir gibi hissettiler bence. Bu nedenle tekrar dönüş çok fazla. Barınma sorunu azaldıkça ve mevcut yaşam koşulları iyileştikçe bu dönüşler daha da artacak.”
'Ailemizde herkes başka bir şehre dağıldı'
Bağımsız haber kaynaklarına göre depremden sonra yaklaşık 164 bin kişi Hatay’dan başka şehirlere göç etmek zorunda kaldı.
27 yaşındaki İngilizce öğretmeni İrem Hanım, 6 Şubat depremlerinin ardından Hatay’dan ayrılmak zorunda kalanlardan. Deprem sonrası önce Mersin’e geçtiklerini, ardından eşiyle birlikte Hatay’a bir şans daha vermek istediklerini anlatan İrem Hanım, iş bulamayınca nihayetinde Antalya’ya taşınma kararı aldıklarını söylüyor. Ona göre Hatay'ın en büyük sorunu, şehrin yaşanabilir olmamasına rağmen düzeliyor gibi gösterilmesi:
“Gelen gidenle şehir makyajlanıyor ama orada yaşayan insanlar için yapılan hiçbir şey yok.”
İrem Hanım, yeni bir düzen kurduklarını, şimdilik geri dönme planları olmadığını ifade ediyor ama yakınlarından uzak olmak bir üzüntü kaynağı:
“Eşimin çekirdek ailesinden herkes bir yerde. Annesi Samsun’a taşındı, ablası Mersin’de, abisi Antakya’da. Bizim ailede de herkes bir şehre dağıldı. Herkes Hatay’a geri dönmek istiyor ama şehri görünce vazgeçiyor. Çünkü Hatay’da hâlâ hayat yok.”
Ancak gidenler için de hayat kolay değil. 22 yaşındaki tıp öğrencisi Eren, yeni bir şehirde yaşamanın en zor tarafının insanlar olduğunu, depremzedelere yönelik önyargıların kendisini derinden yaraladığını söylüyor:
“Evet, büyük bir dayanışma ve yardımlaşma ağı oluştu ülke çapında ancak insanların ülkenin başına gelen her şeyin, en basitinden susuzluk gibi sorunların bile depremzedelerin düzensiz göçünden kaynaklandığını düşünmesi beni kırdı.”
Eren, Antakya’daki sosyal çevrelerini kaybetmenin de ailesini yalnızlaştırdığını belirtiyor:
“Mersin’de hayatımızı asgari koşulda kurduk ancak Antakya’da var olan çevremizin Mersin’de olmaması, ailemin en büyüğünden en küçüğüne kadar her üyesini yalnızlaştırarak bizi çok etkiledi. Eskiden hiç susmayan kapı zilimiz artık çalmaz oldu mesela.
Orada insanların çektikleri zorlukları gördükçe elimden bir şey gelmedikçe üzülüyorum. Depremden sonra 3-4 kez gittim Hatay’a ve çok kötü oldum. Bu yüzden orada depremden beri yaşam mücadelesi veren insanlara çok saygı duyuyorum.”
'Antakya'nın ruhu ölmedi'
Öte yandan bu zorlukları yaşayan depremzedelerin altını çizdikleri ortak his duyulmamanın ve görülmemenin verdiği hayal kırıklığı... Aysel Hanım anlatıyor:
“3 yıldır taşınan yükler, biriken sorunlar, bekleyiş, belirsizlik, sürekli sabır dilenmesi insanları çok yoruyor. Ama onları en çok yoran duyulmamak, görülmemek, değerli hissetmemek ve hissettirilmemek. İnsanlar kendi memleketinde yabancı gibi hissediyor.”
Aysel Hanım, yine de tüm zorluklara rağmen umudunu kaybetmediğini de eklemeden edemiyor:
“Antakya’nın ruhu ölmedi. Yoruldu ama ayakta. Sadece biraz dinleniyor ve desteğe ihtiyacı var. O ruh bizlerin ‘buradayız’ diyen ifadesiyle her zamankinden daha parlak bir şekilde geri dönecek çünkü biz biliyoruz ki kökleri bu kadar derinde olan bir ağacın dalları, en şiddetli fırtınada kırılsa da bahar geldiğinde mutlaka yeniden çiçek açar.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR


